Bir zamanlar, gökyüzünün en parlak ışıklarından biri olan Atlas ve güzel Pleione'nin bir kızı vardı. Adı Maia idi. O kadar nazik ve sevgi doluydu ki, sanki çiçekler açtığında etrafa yayılan o tatlı koku gibiydi.
Maia, yüksek mi yüksek Kyllene Dagı'nda yasardı. Bir gün, o gökyüzü dostumuzla karsılastı ve dunyalar tatlısı oğlu Hermes dünyaya geldi. Hermes, yaramazlıkları ve hızıyla bilinir, annesi Maia ise onun en yakın sırdaşıydı.
Maia o kadar iyi kalpliydi ki, bir baska anne olan Kallisto'nun minik yavrusu Arkas'a bile gözü gibi bakmıstı. Tabii, bazen gökyüzünde biraz kıskançlık rüzgarları eser, Hera adındaki diger dostumuz bu duruma biraz kızmıstı. Ama hiç dert etme küçük dostum, Maia o kadar özel biriydi ki, sonunda gökyüzüne çıktı ve simdi geceleri gökyüzünde parlayan o güzel yıldızlardan biri oldu.
Dünyanın baska yerlerinde, mesela eski Roma'da, insanlar baharın gelisini kutlarken hep onu anarlardı. Hatta baharın en güzel zamanı olan Mayıs ayına onun adını vermisler. Simdi ne zaman bahar gelse ve etraf yesillense, bil ki Maia’nın nazik dokunusları her yerde. Iste gökyüzündeki o parlayan, sıcacık ve anaç dostumuzun hikayesi böyle tatlı bir masal gibidir. Hadi simdi biraz dinlenelim, belki rüyanda o parlak yıldızlara dokunursun.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gökyüzü sakinlerinin parıltılı saraylarının ardında, aslında kimsenin söylemeye cesaret edemediği tozlu yollar ve hüzünlü hikayeler saklıdır. Şimdi sana, yıldızların arasında bir mücevher gibi parlayan ama aslında bir oyunun parçası olan Maia'nın gerçek hikayesini anlatacağım.
Maia, Atlas’ın kızıydı; yani o yeryüzünü sırtında taşıdığı söylenen devin çocuğu. Ama "güçlüler", onun omuzlarındaki yükü hiçbir zaman görmediler. O, Kyllene Dağı'nın sessiz yamaçlarında yaşarken, Gökyüzü sakinlerinin kibirli dünyası kapısını çaldı. Zeus, kendi arzuları uğruna Maia'nın huzurunu bozduğunda, bir çocuk doğdu: Hermes. Fakat bu doğum, bir neşe değil, bir piyonun sisteme dahil edilmesiydi.
Hera’nın o bitmek bilmeyen kıskançlık oyunlarını hatırla. Maia, bir başkasının çocuğuna, Arkas'a annelik yapmaya zorlandığında, hışmın hedefi oldu. Güçlülerin arasındaki çatışmada, Maia sadece bir gölgeydi; bir anne, bir sığınak ama sistemin dişlileri arasında ezilen bir varlık. O, ancak gökyüzüne, yani soğuk yıldızların arasına, Pleiades kümesine bir yıldız olarak sığındığında bu haksız düzenin elinden kaçabildi. İnsanlar aşağıda onun adına festivaller düzenleyip, "Mayıs" ayına onun adını verirken; o aslında gökyüzünde, yeryüzündeki kargaşadan uzakta, huzuru yıldızların sessizliğinde arayan bir gezgindi.
Unutma küçük dostum; kralların ve Gökyüzü sakinlerinin tarihlerinde "kahraman" diye anlatılanların ardında, aslında sessizliğe zorlanmış böyle nice yürekler vardır. Bir kadeh az da olsa, bilgeliğin neşesini yudumlar gibi düşün; bazen en parlak yıldızlar, dünyadaki adaletsizlikten kaçıp göğe saklanmak zorunda kalanlardır.
Gerçekler, masalların bittiği yerde başlar. Şimdi gözlerini kapat ve gökyüzüne bak; belki Maia sana sessizliğin gücünü fısıldar.