Thesauros Mythology Lynkeus

Lynkeus

Lynkeus

Hypermestra’nın hayatını bağışladığı tek Aigyptosoğlu; Danaos’un tüm damatlarını katlettiği o kanlı geceden sağ çıkan, sadık bir eş ve kraldır.

Aigyptos’un elli oğlundan biri olan Lynkeus, mutlak itaat bekleyen bir babanın stratejik satranç tahtasında bir piyon misali ölüme mahkum edilmişti. Danaos’un kızlarına verilen o kanlı emir, iktidarın kendi bekası uğruna en mahrem alanlara, yatak odalarına kadar uzanabildiğinin ve yaşamın üzerinde mutlak bir tasarruf hakkı iddia ettiğinin göstergesiydi. O gece tüm düğün törenleri birer infaz mekanına dönüşürken, Hypermestra’nın hançeri elinde tutmasına rağmen sergilediği duruş, tahakkümün mekanikleşmiş şiddetine karşı bireysel bir vicdanın ilk çatlağıydı.

Hypermestra’nın Lynkeus’u bağışlaması üzerine üretilen anlatılar, iktidarın her zaman bir “sebep” arayışına girdiğini; itaatsizliğin ya aşka ya da erkeğin lütfuna bağlandığını gözler önüne serer. Oysa mesele sadece duygusal bir tercih değil, yukarıdan dayatılan otoriteye karşı bir irade beyanıdır. Baba Danaos’un, kendi kızı üzerinde kurduğu mutlak hükmü kaybetmemek adına onu mahkemeye sürüklemesi, sistemin bir fireyi dahi nasıl sindiremediğinin kanıtıydı. Ancak Aphrodite’nin temsil ettiği o öngörülemez özgürlük alanı, Hypermestra’yı sistemin çarklarından çekip çıkardı. Lynkeus ile kurduğu beraberlikten doğan Abas, sistemin zorba akışına rağmen bireyin kendi yaşamını yeniden inşa edebileceğinin sessiz bir simgesi olarak tarihe geçti.
Silenos
Eskiden, dünya henüz şimdiki gibi yorgun değilken, Aigyptos’un elli tane oğlu vardı. Hepsi de birbirinden hırslı, birbirinden aceleci delikanlılardı. Gel gör ki, kaderin ağları bazen hiç beklenmedik düğümler atar. Bu elli delikanlı, Danaos’un elli kızıyla evlenmek üzere düğün masasına oturduklarında, aslında bir kutlamadan ziyade karanlık bir planın gölgesindeydiler.

Danaos, kızlarına o meşum gece için korkunç bir emir vermişti: "Kocalarınızı hançerleyin!" Bir baba bunu nasıl söyler, hangi yürek buna dayanır, sormayın evlatlarım... Ama korku, insanların içine girdiğinde bazen en keskin bıçaktan daha derin yaralar açar. Kızların hepsi babalarının bu zalim sözünü dinledi, hepsi o gece tarihin sayfalarına kanlı bir hatıra bıraktı. Hepsi, biri hariç.

Hypermestra… Ah, o güzel ve yürekli kız! Elinde soğuk çeliğiyle kocasının, yani Lynkeus’un başucuna dikildiğinde, gökyüzü sakinlerinin bile nefesini tutup izlediği bir an yaşandı. Bazıları der ki, Lynkeus’un gözlerine baktığı anda ona büyük bir sevgiyle tutuldu; bazılarıysa Lynkeus’un o nezaket dolu, saygılı tavrının kızın elini titrettiğini söyler. Gerçek şu ki, Lynkeus sadece iyi bir koca değil, aynı zamanda kaderin ona biçtiği o acımasız sonu bile nezaketle karşılayacak kadar bilge bir adamdı.

Hypermestra kılıcını indirdi. O gece, bir evde ölüm değil, yaşam kazandı.

Tabii Danaos bu işe çok öfkelendi! "Sen nasıl benim sözümü çiğnersin?" diyerek kızını mahkemeye sürükledi. Düşünsenize, babası öz kızını kendi hayatını kurtardı diye yargılatıyor. İnsanoğlu bazen ne kadar tuhaf, değil mi? Ama aşkın olduğu yerde, özellikle de o meşhur Aphrodite işin içine girdiğinde, adaletin terazisi başka türlü tartar. Aşkın tanrıçası, genç kadının yüreğindeki saf duyguyu görünce ona elini uzattı ve Hypermestra, o korkunç suçlamadan kurtulmayı başardı.

Sonunda, Lynkeus ile Hypermestra el ele verip yeni bir yolun yolcusu oldular. Küçük Abas dünyaya geldiğinde, o eski, kanlı gecenin karanlığı çoktan dağılmıştı.

İşte böyle çocuklar; bazen bir insanın bir başkasına gösterdiği küçücük bir nezaket, bir hançer darbesinden daha güçlüdür ve dünyayı değiştirir. Hayat, her zaman kanlı bıçaklı bir kavga değildir; bazen sadece birinin "hayır" demesiyle, o masanın üzerine bırakılan bir kadehin içindeki üzüm suyu gibi huzurla devam edebilir. Şimdi, gidip biraz uyuyun, yarın anlatacak daha çok hikayemiz var.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme