Eski zamanlarda, rüzgarların bile hikayeler fısıldadığı günlerde, Lykos adında bir kral varmış. Bak bu adam, biraz huysuz bir gökyüzü dostumuz gibiymiş. Bir keresinde, yeğeni Antiope'ye ve onun güzel çocukları Amphion ile Zethos'a pek iyi davranmamış. Hani olur ya, bazen büyükler biraz aksi olur; işte Lykos da öyle yapmış. Ama çocuklar büyümüş, serpilmiş ve annelerinin o üzgün hallerine dayanamayıp krala güzel bir ders vermişler.
Sonra Lykos'un başka bir hikayesi daha var, bu sefer daha tatlı bir masal gibi. Hani o meşhur Argonautlar vardı ya, altın postu aramak için gemileriyle denizleri aşan cesur tayfa... İşte onlar yollarını şaşırıp Lykos'un topraklarına misafir olmuşlar. Lykos o kadar misafirperver bir kralmış ki, yorgun yolcuları görünce hemen sofralar kurdurmuş, güzel içecekler sunmuş ve gemideki eksiklerini tamamlamalarına yardım etmiş. Hatta ölen arkadaşlarını toprağa verirken onlara omuz vermiş, acılarını paylaşmış. Hatta kendi oğlunu bile "Hadi, bu kahramanlara arkadaşlık et" diyerek gemiye göndermiş.
Kısacası Lykos, bazen biraz sert, bazen ise dünyanın en nazik ev sahibi olabilen, kararsız ama renkli bir kralmış. İşte böyle evlat, bazen insanlar sert bir kabuk takınsa da içlerinde iyilik kırıntıları saklarlar. Hadi bakalım, gözlerini kapa da bu eski zaman kahramanlarının rüyasına dal.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç. Bugün sana, sarayların o yaldızlı duvarlarının ardında gizlenen, tarih kitaplarının "kahraman" ya da "kral" diye yutturduğu ama aslında kendi gölgesinden korkan bir adamdan, Lykos’tan bahsedeceğim. Masallarda anlatılmayan bir sır var; krallık dedikleri şey, aslında başkalarının sırtına basarak yükselmekten başka bir şey değil.
Lykos ismini duyduğunda, tarihçiler sana onun Thebai tahtındaki gücünden bahseder. Ama o gücün bedelini kim ödedi? Antiope... Bir piyon gibi harcanan, amcasının ve eşi Dirke’nin zalimliğine maruz kalan o kadın. Gökyüzü sakinleri kendi oyunlarını oynarken, Lykos da onların verdiği yetkiyi bir silah gibi kullandı. Kendi iktidarını korumak uğruna, bir kadının hayatını zindana çevirmekten çekinmedi. Ama unutma; Güçlüler ne kadar yüksekten bakarsa baksın, yerin altındaki kökler her zaman çürümeye başlar. Antiope’nin oğulları Amphiōn ve Zēthos, annelerinin acısını bir çığlık gibi göğe yükselttiklerinde, Lykos’un o sarsılmaz sandığı otoritesi, bir cam kırığı gibi tuzla buz oldu. Krallar hata yapmaz sanırsın, değil mi? Oysa krallar, sadece en büyük hataları yapanlardır.
Sonra bir de Maryandynler'in kralı olan başka bir Lykos var. O, Argonautlar geldiğinde kibar bir ev sahibi gibi göründü. Neden mi? Çünkü o da bir başka zorba olan Amykos'un düşmanıydı. Siyasetin kirli yolları böyledir evlat; düşmanımın düşmanı dostumdur derler ve bu uğurda kendi evladını, sırf bir gemicinin boşluğunu doldursun diye belirsiz bir yolculuğa, ölüme gönderirler. Kendi çıkarları için başkalarının evlatlarını piyon yapan, "iyi bir konuksever" maskesi takan o soğuk adamın içindeki boşluğu bir bilsen... Bilgelik dolu bir kadehten bir yudum alıp düşündüğünde, ş şunu anlarsın: Bazı krallar, başkalarının acısı üzerine kurdukları saraylarda, aslında kendi yalnızlıklarının mahkumu olurlar.
Gökyüzü sakinleri yukarıdan izlerken, insanlar aşağıda birbirinin hayatını yönetmeye çalışıyor. Sen sakın unutma; birinin sana "kral" ya da "yönetici" diye sunduğu her figür, aslında seni kendi oyununda bir parça olarak kullanmak isteyen biridir. Gerçek, altın tahtlarda değil; sessiz bırakılanların gözyaşlarında ve otoriteyi sorgulayan o küçük, asi kalbinde gizli.