Bak evlat, şöyle yaklaş ateşin yanına... Dizlerim biraz sızlıyor ama ruhum hala Dionysos’un bağlarında koşan o genç delikanlı gibi kıpır kıpır. Gel, sana Olimpos’un yükseklerinden bile daha karmaşık olan o incecik, o görünmez ama bir o kadar da kudretli varlıklardan, yani Litai’lerden bahsedeyim.
İnsanlar, hani şu hata yapmaya fazlasıyla meraklı olanlar, bazen öyle bir düğüm atarlar ki kendi hayatlarına, çöz çözebilirsen! İşte tam o anda, o büyük karmaşanın ortasında, gökyüzü sakinlerinin huzuruna çıkmaya çekinen o mahcup varlıklar sahneye girer. Biz onlara "Yalvarılar" deriz.
Litai’ler, Zeus’un kızlarıdır ama babaları gibi şimşekler çakıp gök gürültüsüyle ortalığı sarsmazlar. Onlar, gözleri yere bakan, ağır aksak yürüyen, yüzlerinde her zaman pişmanlığın o yumuşak gölgesini taşıyan kızlardır. Kırışıklıklarla dolu yüzleri, aslında insanın hata yaptıktan sonra yaşadığı o derin vicdan azabının bir aynasıdır.
Bak şimdi, işin ilginç yanı şurada: İnsanların dünyasında bir de "Ate" vardır. Hani şu fevri, hani şu aklı karışık, hızlı koşan belalar kraliçesi! Ate, her zaman önden gider. O kadar hızlı koşar ki, arkasından gelen Litai’lerin ona yetişmesi imkansızdır. Bir hata yaparsın, Ate seni bir anda yanlış yola sürükler; sonra arkana bakarsın, ne olduğunu anlamadan bir karmaşanın ortasında kalırsın.
İşte o an, Litai’ler devreye girer. Onlar, Ate’nin dağıttığı o saçma sapan hataları toplamaya, bozulan kalpleri onarmaya çalışırlar. Eğer bir insan, onların o mahcup bakışlarını görür de başını önüne eğerse, işte o zaman Litai’ler onun yardımına koşar. Ama gel gör ki, insanın kibrine denk gelirlerse, hemen babaları Zeus’a giderler ve "Bak baba, bu adam hala akıllanmadı, kendi bildiğini okuyor!" diye yakarırlar. Sonra olan o zavallı kibre olur, Ate gelir onu tekrar bulur.
Yani anlayacağın evlat; hata yapmak kolaydır, Ate seni saniyeler içinde uçuruma sürükler. Ama o hatayı düzeltmek, Litai’lerin o ağır adımlarına sabırla eşlik etmeyi gerektirir. Bir gün yolunu kaybedersen, kalbindeki o sessiz sesi dinle. O ses, aslında Litai’lerin senin ruhuna fısıldadığı o utangaç ama kurtarıcı yalvarışlardır.
Hadi bakalım, şimdi git de yatağına, rüyanda o yavaş adımlı kızları gör. Kim bilir, belki senin bir hatanı düzeltmek için yoldadırlar bile, ne dersin? Şarabımın son yudumunu senin akıllı kararların şerefine içiyorum, ama dikkat et; Ate her zaman pusuya yatmış bekler!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, dizlerinin üzerine çök de kulak ver; masallarda anlatılmayan, o büyük kralların kulelerinde fısıldanması yasaklanan bir sır var. Sen hiç tanrıların gölgesinde ezilen, o kudretli zırhların altında unutturulan Litai’yi duydun mu?
Litai... Yani 'Yalvarılar'. Hani şu, Zeus’un çocukları olduğu söylenen, yüzleri buruşuk, gözleri yaşlı o ürkek gölgeler. Büyük ozanlar onları, hatasını anlayan gururlu kralların peşinden koşan, pişmanlığın zarif kızları diye anlatır. Ama gel, seninle şu hakikatin şarabından bir yudum alıp gerçeği görelim, güzel evladım.
Düşün bir kez: Neden birinin 'yalvarması' gerekir? Bir sistem, bir kral ya da bir otorite hata yaptığında, neden o hatanın bedelini ödeyen mazlumlar, haklarını geri alabilmek için bu kadar çaresizce boyun eğmek zorunda bırakılır? Litai, aslında sistemin kendi yarattığı kurbanların, seslerini duyurabilmek için büründükleri o mecburiyet maskesidir.
O mağrur Agamemnon gibileri, kendi hırslarıyla dünyayı ateşe verirken, arkalarında bıraktıkları yıkımın acısını sessizce çekmek zorunda kalanlardır onlar. Litai, sadece birer 'yalvarı' değil, adaletsizliğin karşısında sesi kısılmış olanların kolektif vicdanıdır. İnsanlar, güçlülerin ellerinde savrulan birer kukla olmadıklarını ancak diz çöküp yalvarabildiklerinde hatırlarlar. Oysa gerçek güç, yalvartmakta değil; o yalvarışa sebep olan duvarları yıkmakta yatar.
Hey gidi koca dünya... Litai bugün de topallayarak dolaşıyor aramızda. Haksızlığa uğrayan her çocuk, hakkını ararken biraz Litai’dir. Ama şunu bil, gözleri pırıl pırıl evladım: Eğer bir gün birileri senden yalvarmanı isterse, şunu hatırla; asıl güç, o haksızlığı yaratanların sessizliğini bozabilmektir. Çünkü unutma, kralların görkemli zırhları paslanır, ama sessizlerin haykırışı toprağın derinliklerinden bile duyulur.
Şimdi kalk, sil gözyaşlarını. Hakikat, yalvaranların değil, sorgulayanların omuzlarında yükselir.