Thesauros Mythology Likhas

Likhas

Likhas

Herakles’in sadık habercisiydi. Tanrısal bir öfkenin kurbanı olarak denize fırlatıldı ve adı Euboia açıklarındaki Likhades adalarına miras kaldı.

Herakles'in sadık habercisi ve yoldaşı olan Likhas, efendisinin buyruklarını yerine getirme sorumluluğunu taşıyan bir figürdür. Deianeira'nın hazırlattığı, ancak içinde taşıdığı yıkıcı kudretle Herakles’in bedenine yapışan o uğursuz giysiyi teslim ettiğinde, kaçınılmaz olan güç hiyerarşisinin kurbanı olur. Kendi arzusuyla değil, yalnızca bir aracı olarak üstlendiği görev, otoritenin öfkesi karşısında onu korumasız bırakır; zira iktidar, kendi yarattığı acının sorumluluğunu paylaşacak bir özne aradığında, en yakındaki uysal iradeyi kolayca yutar. Üzerindeki zehirle çaresizce kıvranan ve çevresindeki düzeni bir tahakküm gösterisiyle yerle bir eden Herakles, sorumluluğu bir başkasına yükleyerek kendi mutlak haklılığını tesis eder. Nihayetinde, efendisinin hışmıyla ayağından kavranıp boşluğa savrulan Likhas, Euboia açıklarındaki sulara gömülerek bu eşitsiz ilişkiyi sonsuza dek kendi adıyla anılacak adalara kazır.
Silenos
Bak evlat, şu köşeye ilişiver de anlatayım sana. Hayat bazen öyle garip bir oyun ki, en büyük kahramanın en yakın arkadaşı olsan bile, bir gün kendini gökyüzü sakinlerinin bile acıyacağı bir hikayenin içinde bulabilirsin. Likhas’tan bahsediyorum; hani şu yiğitlerin yiğidi Herakles’in sağ kolu, dert ortağı, o bitmek bilmeyen haberlerin taşıyıcısı olan çocuk.

Likhas, sadakatiyle bilinirdi. Herakles ne emretse, o hiç tereddüt etmeden yapardı. Bir gün yine büyük kahraman, karısı Deianeira’dan yeni bir giysi göndermesini istedi. Likhas da görevinin başında, sanki dünyanın en kıymetli hazinesini taşıyormuş gibi dikkatle getirdi o gömleği. Fakat bilmediği bir şey vardı; o kumaşın içinde aşkın ve kıskançlığın körüklediği, korkunç bir büyü saklıydı.

Herakles o gömleği sırtına geçirdiği an, gökyüzünün en büyük kükremesi onun dudaklarından döküldü. İşin kötüsü, acıdan gözü dönen Herakles, büyüye sebep olanın karısı olduğunu anlamak yerine, suçun kime patlayacağını seçti: Likhas! Zavallı haberci, sadece bir elçiydi oysa. Ama öfke, tanrıların bile bazen akıl süzgecini tıkayan bir zehirdir. Herakles, çevresindeki ağaçları sanki birer çöp gibi yerinden sökerken, sunağı bir oyuncak gibi devirirken, Likhas’ı da yakaladığı gibi fırlatıp attı.

Öyle bir fırlattı ki, çocuk, rüzgarın uğultusuyla gökyüzünde bir anlık sessizlik oldu sanki. Likhas, Euboia kıyılarındaki o derin, lacivert sulara çakıldı gitti. Öyle bir gidiş ki bu, artık o bölgedeki adacıklara bugün bile onun adını veriyorlar: Likhades Adaları.

Gördün mü evlat? Bazen dünyada bir gölge kadar sessiz ve sadık yaşarsın, ama büyüklerin hırsı senin sonun olur. İnsan hem kahramanlara hayranlık duymalı hem de onların öfkesinden biraz çekinmeli. Hadi, şimdi şu son kadehi de bitir, gün batmadan kamp ateşini canlandıralım. Hatıralar, bazen bir bardak taze üzüm suyu kadar ferahlatıcı, bazen de bir fırtına kadar serttir; biz hepsini sevmeyi öğrendik.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme