Bak evlat, şu köşeye ilişiver de anlatayım sana. Hayat bazen öyle garip bir oyun ki, en büyük kahramanın en yakın arkadaşı olsan bile, bir gün kendini gökyüzü sakinlerinin bile acıyacağı bir hikayenin içinde bulabilirsin. Likhas’tan bahsediyorum; hani şu yiğitlerin yiğidi Herakles’in sağ kolu, dert ortağı, o bitmek bilmeyen haberlerin taşıyıcısı olan çocuk.
Likhas, sadakatiyle bilinirdi. Herakles ne emretse, o hiç tereddüt etmeden yapardı. Bir gün yine büyük kahraman, karısı Deianeira’dan yeni bir giysi göndermesini istedi. Likhas da görevinin başında, sanki dünyanın en kıymetli hazinesini taşıyormuş gibi dikkatle getirdi o gömleği. Fakat bilmediği bir şey vardı; o kumaşın içinde aşkın ve kıskançlığın körüklediği, korkunç bir büyü saklıydı.
Herakles o gömleği sırtına geçirdiği an, gökyüzünün en büyük kükremesi onun dudaklarından döküldü. İşin kötüsü, acıdan gözü dönen Herakles, büyüye sebep olanın karısı olduğunu anlamak yerine, suçun kime patlayacağını seçti: Likhas! Zavallı haberci, sadece bir elçiydi oysa. Ama öfke, tanrıların bile bazen akıl süzgecini tıkayan bir zehirdir. Herakles, çevresindeki ağaçları sanki birer çöp gibi yerinden sökerken, sunağı bir oyuncak gibi devirirken, Likhas’ı da yakaladığı gibi fırlatıp attı.
Öyle bir fırlattı ki, çocuk, rüzgarın uğultusuyla gökyüzünde bir anlık sessizlik oldu sanki. Likhas, Euboia kıyılarındaki o derin, lacivert sulara çakıldı gitti. Öyle bir gidiş ki bu, artık o bölgedeki adacıklara bugün bile onun adını veriyorlar: Likhades Adaları.
Gördün mü evlat? Bazen dünyada bir gölge kadar sessiz ve sadık yaşarsın, ama büyüklerin hırsı senin sonun olur. İnsan hem kahramanlara hayranlık duymalı hem de onların öfkesinden biraz çekinmeli. Hadi, şimdi şu son kadehi de bitir, gün batmadan kamp ateşini canlandıralım. Hatıralar, bazen bir bardak taze üzüm suyu kadar ferahlatıcı, bazen de bir fırtına kadar serttir; biz hepsini sevmeyi öğrendik.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman gökyüzündeki yıldızlara bakıp "kahraman" dedikleri o devasa heykellere hayran kalırsın, değil mi? Ama o heykellerin gölgesinde ezilenleri, kralların öfkesine basamak yapılan küçük insanları kimse anmaz. Bugün sana, Herakles’in değil, onun hırsına kurban giden Likhas’ın hikayesini anlatacağım.
Likhas, sadece bir haberciydi. Belki kendi halinde, sadık, belki de sadece hayatta kalmaya çalışan biriydi. Bir kralın ya da bir tanrı soyunun yanında olmak, bazen bir fırtınanın ortasında yaprak olmak gibidir; ne tarafa savrulacağını sen seçemezsin. Deianeira, kocasının sevgisini korumak için o sihirli gömleği Likhas’ın eline tutuşturduğunda, Likhas o kumaşın içinde bir ölüm fermanı taşıdığını nereden bilebilirdi ki?
Ah benim güzel yavrum, güç bazen öyle bir sarhoşluktur ki, insan elindeki o kadehi –şarapla dolu olsa bile– öfkeyle yere çalmaktan çekinmez. Herakles, o meşhur Herakles, bedeni yanmaya başlayınca acısını birine kusmak zorundaydı. Suçlu, kendi karısının kıskançlığı ya da kendi hataları mıydı? Hayır. Suçlu, tam da o an orada bulunan ve gücün karşısında savunmasız olan Likhas’tı. İnsanoğlu öyledir; hata yaptığında suçlayacak birini arar, özellikle de sesini çıkaramayacak kadar zayıf olanı.
Güçlü olan, Likhas’ı ayağından tuttu ve gökyüzüne fırlattı. Bir insanı, bir oyuncağı denize atar gibi savurdu. Likhas düşerken belki de şunu düşünüyordu: "Ben sadece bir haberciydim, neden bu ceza bana?" O gün Euboia yakınlarındaki sular, masum birinin çığlığıyla değil, büyüklerin kibrinin ağırlığıyla köpürdü. Şimdi o adalara Likhades diyorlar, yani Likhas’ın adaları. Ama bu bir onur değil evlat, bu bir utanç abidesidir. Bir kahramanın, kendi acısını bir masumun canıyla dindirmeye çalışmasının en sessiz tanığıdır.
Sana fısıldadığım bu gerçeği unutma güzel çocuğum: Tarih, kazananların elleriyle yazılır. Ama o denizin dibine batan, sadece bir haberci değil, insanın hoyratlığı karşısında kırılan bir hayattı. Otoritenin, "kahraman" diye parlatılanların kendi hatalarını nasıl da fütursuzca başkalarına ödettiklerini iyi izle. Çünkü dünya, Likhas gibi sessizce savrulanların hatıralarıyla dolu.