Gelin bakalım yaramazlar, şöyle ateşin başına biraz daha yanaşın. Bakalım bugün size kimden bahsedeceğim? Hani şu uçsuz bucaksız sarı kumların, kavurucu güneşin ve serin vahalara açılan kapıların kızı Libya’dan...
Libya denince aklınıza hemen koca bir toprak parçası gelmesin; o, bu topraklara ruhunu üfleyen bir nympha’ydı. Hikayesi öyle rastgele başlamadı elbet. Hani o dillere destan İo vardır ya, hani Zeus’un şimşeklerinden kaçarken dünyayı arşınlayan; işte Libya, o İo’nun torunu, Epaphos’un ise göz bebeği kızıydı. Soyunda bir kıpırtı, bir macera vardı anlayacağınız; yerinde duramayanlardan!
Bir gün, denizlerin o köpüklü, hırçın hükümdarı Poseidon, Libya’nın güzelliğini duymuş. Şimdi siz ona ister "gökyüzü sakini" deyin, ister denizlerin hakimi; nihayetinde karaya ayak basıp bu nympha ile birleştiğinde, tarihin akışı da değişti. Onların bu birlikteliğinden öyle iki evlat dünyaya geldi ki, biri Mısır’ın kumlarına, diğeri Fenike’nin limanlarına kök saldı: Belos ve Agenor.
İşte Libya tam bir köprüdür; bir tarafta Mısır’ın gizemli piramitlerine giden yol, diğer tarafta Fenike’nin ticaret yelkenlileri... Şunu unutmayın ki, Libya sadece kendi güzelliğiyle değil, ardında bıraktığı soy ağacıyla da ölümsüzdür. Hani o meşhur Kadmos var ya, hani alfabeyi insanların zihnine nakış gibi işleyen; işte Libya onun büyükannesi olur. Güzeller güzeli Europe de o soydan gelir.
Yani anlayacağınız çocuklar, bugün ayağınızı bastığınız toprağın, soluduğunuz hikayenin her zerresinde Libya’nın hatırası var. O, sadece bir isim değil; kuzeyin serinliği ile güneyin yakıcı güneşini birleştiren o kadim bağdır. Şimdi, şarabımdan bir yudum alıp gözlerimi kapatayım da, bu eski toprakların rüzgarı zihninizde biraz daha yankılansın. Yarın başka bir hikayede, başka bir kahramanda buluşuruz, ne dersiniz?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu kişi tarihin tozlu sayfalarını kralların zaferlerini parlatmak için okur, ama biz seninle o tozun altında kalanları, yani gerçekleri fısıldaşacağız. Otur şöyle, biraz neşeli bir şarap yudumu alalım da zihnimiz açılsın; çünkü bugün sana Libya'dan, o devasa topraklara adını veren kadından bahsedeceğim.
Hani şu destanlarda adı "Poseidon’un eşi" ya da "kralların anası" diye geçen kadın... Gökyüzündeki kudretli tanrıların ve yerdeki hırslı kralların, bir kadını nasıl sadece bir "soyağacı köprüsü" olarak gördüklerini hiç düşündün mü, güzel yavrum? Libya, İo’nun torunuydu. İo ki, Zeus’un ihtiraslarının kurbanı olup dünyayı kaçarak dolanmak zorunda kalmıştı. Şimdi düşün; büyükannesinin bu acı dolu mirası, Libya’nın kaderine bir gölge gibi sinmişti.
Büyükler, Libya'yı sadece Poseidon ile olan birlikteliğiyle hatırlar. Ama o, sadece bir "tarihsel figür" değil, kendi coğrafyasının acısını ve gücünü üzerinde taşıyan bir nympha idi. Onun çocukları olan Agenor ve Belos, Fenike ve Mısır’ın kurucuları oldular; yani krallıkların, duvarların ve o meşhur sarayların temellerini attılar. Peki ya Libya? O, bu görkemli krallıkların kuluçkası gibi görülmekten yorulmuş muydu, hiç sordular mı?
Dinle beni evlat, bazen tarih dediğimiz şey, bir kadının sessizliğinin üzerine inşa edilmiş bir kule gibidir. Libya, Avrupa'ya adını veren Europe’nin ninesiydi. Ama bir düşün; birilerinin "kurucu" olması için, başka birilerinin kendi kimliklerinden vazgeçip bir sistemin dişlisi olması gerekmişti. Libya'nın ismi bir kıtaya verildi, evet; ama o isim, aslında onun kendi sesinden daha çok, onu kullanan krallıkların ihtişamını yansıtmak için kullanıldı.
Şimdi anlıyor musun neden kralların hatasız olmadığını? İnsanlar, güçlü figürlerin gölgesinde o kadar çok ezilirler ki, kendi gölgelerinin ne kadar uzadığını göremezler. Sen, koca bir coğrafyaya adını veren bu kadının sessizliğini hatırla. Çünkü gerçek, tarihin yazdığı zaferlerde değil, o zaferlerin bedelini sessizce ödeyenlerin buruk gülümsemesinde gizlidir.
Gözlerini kapa ve hisset; Libya, sadece bir harita üzerinde bir isim değil, kendi özgürlüğünü krallıkların tozlu perdeleri arkasına saklamak zorunda kalmış bir ruhun yankısıdır. Sakın unutma; tarihin "büyük" adamları, kadınların sessizliği üzerine kuruludur. Bunu bilenler, kralların tahtlarına değil, o tahtların neye mal olduğuna bakar.