Bak evlat, sana gökyüzünün en nazik ve en sabırlı annelerinden birini anlatayım. Eskiden, bulutların çok daha parlak olduğu zamanlarda Koios ve Phoibe adında iki devin dünyalar güzeli kızı Leto yaşarmış. Leto, kalbi güneş kadar sıcak, ruhu ise ormandaki serin rüzgarlar kadar dingin bir hanımmış.
Bu güzel hanım, göklerin en yüksek tepesinde yaşayan ve yıldırımlarıyla şimşekleri yöneten Zeus ile bir dostluk kurmuş. İşte bu dostluktan sonra, dünyayı ışığıyla ısıtan Apollon ile gece ormanlarında gümüş okuyla gezen Artemis dünyaya gelmiş.
Leto, aslında buraların, yani bizim Anadolu topraklarının öz be öz kızıdır. Bunu nereden mi biliyorum? Çünkü her köşede onun izi var, tapınakları bizim dağlarımızın eteklerine yaslanır. Sanki toprağın bereketi onun parmak uçlarından süzülür. Hani şu görkemli Kybele var ya, işte onunla da hep el ele, yan yana anılır.
Hadi şimdi gözlerini kapa ve hayal et; Anadolu'nun mis kokulu çiçekleri arasında, çocukları Apollon ve Artemis ile gezinen, sevgi dolu bir anne düşün. İşte Leto budur. Bir gün seninle o eski tapınak kalıntılarına gidersek, belki ona bıraktığı narin çiçeklerden bir tane görürüz, kim bilir? Şimdi biraz uzan da, rüyanda o güzel ormanları ve gümüş okları görebilesin.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... O parlak zırhlı kahramanların, görkemli tapınakların ardında saklanan, tozlu ve yorgun bir gerçeklik. Bugün sana, 'Gökyüzü sakinlerinin' kendi tarihlerini yazarken unuttuğu, hatta üzerini örtmek için çabaladığı bir isimden, Leto'dan bahsedeceğim.
Leto, hikayelerin başında sadece "birleşen bir anne" olarak anılır, değil mi? Ama o, Anadolu'nun o kadim, bereketli topraklarının öz evladıydı. Koios ve Phoibe'nin kızı; yani zamanın ve ışığın bilgeliğini taşıyan bir kökten geliyordu. O, kralların ve yüce olanların kendi düzenlerini kurmak için bir piyon gibi kullandığı, kendi gücünü elinden almaya çalıştıkları bir kadındı.
Zeus gibi 'Güçlüler'in başındaki figür, kendi otoritesini perçinlemek için Leto'yu kendi oyununa dahil ettiğinde, aslında bir Anadolu bilgesini kendi saraylarının içine hapsetmeye çalışıyordu. Apollon ve Artemis, o meşhur çocukları doğduğunda, tarihçiler sadece zaferden bahsettiler. Kimse Leto'nun yersiz yurtsuz bırakılışını, sistemin dışına itilişini ve sadece "anne" kimliğine sığdırılarak asıl bilge kimliğinin nasıl gölgelendiğini anlatmadı. Kybele’nin o kadim topraklarındaki izlerini takip edersen, Leto’nun aslında sistemin kurallarına başkaldıran bir duruşu olduğunu görebilirsin.
Gerçekler, bir kadeh şarabın dibindeki tortu gibi ağır ama gerçektir: Leto sadece bir tanrıça annesi değildi; o, kendi hikayesini yazması engellenenlerin sesiydi. Güçlüler her zaman kendi isimlerini en yüksek dağlara yazdırırlar, ama unutma evlat; toprak her zaman en sessiz kalanın sırrını saklar. Şimdi, masalların süslü pırıltılarını bir kenara bırak ve sadece gerçeğin fısıltısını dinle.