Thesauros Mythology Leandros

Leandros

Leandros

Sevdiği Hero’ya ulaşmak için her gece Hellespontos’u yüzen, aşkı uğruna azgın dalgalara meydan okuyan tutkulu ve talihsiz genç bir aşık, bir yüzücü.

Leandros, Abydos kıyılarından karşı kıyıdaki Sestos’a, bir kadının tapınağındaki fenerin ışığına tutunarak karanlık suları yaran bir iradedir. Sevda kisvesi altında, o dar boğazın derinliklerinde aslında mekanın sınırlarını çizen ve bireyi arzunun rehinesi kılan görünmez iktidar hatlarını aşmaya çalışır. Hero’nun yaktığı ateş, bir rehberlikten ziyade, kurumsallaşmış sosyal mesafelerin ve denizin üzerine dayatılan o mutlak ayrılığın mühürlü sınırlarını işaret eden birer iktidar imidir. Leandros, kulaçlarıyla sadece sevdiğine ulaşmayı değil, bu yasaklı geçişi göze alarak, kıyıların ve mülkiyetin belirlediği hiyerarşik düzenin karşısına çıplak bir varoluş koymayı arzular; ancak sonunda boğulduğu dalgalar, kendi kaderini çizmeye cüret eden o başkaldırının, sistemin soğuk ve derin kayıtsızlığında nasıl silinip gittiğini kanıtlar.
Silenos
Hadi, şöyle ateşin başına yaklaşın bakalım küçükler... Hem sizler hem de ruhunu hala çocuk tutabilen o koca insanlar, iyice kulak kabartın. Bugün size, hani şu "aşkın ateşiyle yanan" ama aslında denizin soğuk dalgalarıyla dans eden bir adamın, Leandros’un hikayesini anlatacağım.

Abidos şehrinde yaşayan Leandros, kalbi biraz fazla hızlı çarpan, gözü kara bir delikanlıydı. Karşı kıyıda, Sestos’ta yaşayan Hero ise, Afrodit’in tapınağında görevli, güzelliğiyle rüzgarları bile durdurabilen bir genç kızdı. Düşünün, aralarında uçsuz bucaksız, köpüklü bir deniz; boğazın hırçın suları... Ama aşk dediğin nedir ki? İki insanı birbirine bağlayan o görünmez ip, bazen en fırtınalı denizin üzerinde bile bir köprü kurar.

Leandros, geceleri karanlık çöktüğünde kendini o soğuk sulara bırakırdı. Neden mi? Çünkü Hero, kuleye bir meşale yakardı. Kız, o minik alevle geceyi deler, sevgilisine "İşte buradayım, ışığım sana yol göstersin," derdi. Leandros ise, gökyüzü sakinlerinin kıskanç bakışları altında kulaç atardı. Düşünsenize; her gece, o tuzlu ve karanlık sularda, sadece uzaktaki bir ışığın peşinde, adeta bir balık gibi yüzerdi. Yorulmak mı? O, yorgunluğu sadece sevgilisinin kollarında unutulacak bir masal sanırdı.

Ancak kader, bazen biraz yaramaz bir çocuk gibidir; elindeki oyuncağı aniden çekip almayı sever. Bir gece, o meşhur fırtınalardan biri patladı. Rüzgarlar, sanki deniz tanrısı Poseidon’un öfkesiyle çığlık atıyordu. Dalgalar kuleye çarptı, serin geceyi duman ve tuzla doldurdu. Hero, meşalesini elinden bırakmadı, avuçları titreyerek ışığı havada tutmaya çalıştı ama o hınzır rüzgar, bir tek üflemede umudu söndürüverdi.

Işık sönünce, denizin ortasındaki Leandros için dünya bir anda boşluğa dönüştü. O pusulasız bir kaptan gibi kaldı karanlıkta. Yorgun kolları, hırçın dalgalara karşı koyamadı. Ve işte o gün, sular onu derinliklerine, sessizliğin kollarına çekti.

Sabah güneş, kızıl ışıklarıyla denize vurduğunda, kıyıya vuran sadece sessizlikti. Hero, kuleden aşağı baktığında gerçeği anladı; aşkın getirdiği o derin keder, onun da adımlarını denize doğru yöneltti.

Görüyorsunuz ya, bazen en güzel hikayeler bile hüzünlü biter. Ama sakın üzülmeyin; Leandros ve Hero, o günden beri denizin en derin, en sakin yerlerinde, fırtınalardan uzak, el ele sonsuz bir uykuda dinleniyorlar. Kim bilir, belki de geceleri suyun üzerinde görünen o yakamozlar, onların birbirlerine fısıldadığı küçük şakalar ve sözlerdir.

Şimdi, hadi bakalım, herkes yatağına... Rüyanızda fırtınalı denizleri değil, o ışığı hiç sönmeyen kuleleri görün.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme