Gel bakalım küçük dostum, şöyle kurul şuraya. Ayaklarını uzat, güneş batarken gökyüzünün aldığı şu renklere bak. Şimdi sana, ismi bugün bile toprakların dört bir yanında yankılanan o eski kraldan, Latinus’tan bahsedeyim. Ama unutma, antik zamanların sisli yollarında tek bir gerçek yoktur, hikayeler dallanıp budaklanır; tıpkı benim sevdiğim bir asmanın kolları gibi.
Latinus dendi mi, önce bir durup düşünmek lazım. Bazı eski Yunanlı gezginler, onun meşhur kurnaz Odysseus ile büyüleyici Kirke’nin oğlu olduğunu fısıldar. Okyanusun ötesinden gelen bu kan, belki de onun bilge ve biraz da gizemli doğasını açıklar. Ama Roma’nın kendi öz çocukları, yani o kadim İtalyan kabileleri, işin aslını başka türlü anlatır. Onlara göre Latinus, ormanların ve çayırların sesi olan Faunus’un oğludur. Yani anlayacağın, damarlarında hem ormanın hışırtısı hem de denizlerin derin bilgeliği taşıyan bir soyluluk var.
Kral Latinus’un Lavinia adında dünyalar güzeli bir kızı vardı. Günlerden bir gün, Lavinia’nın saçları durup dururken, hiç acı duymadan, sanki görünmez bir güneşin ışığıyla alev almış gibi parlamaya başladı. Saray karıştı tabii, insanlar korktu. Latinus hemen bir tanrı sözcüsüne, o kadim haberciye başvurdu: "Nedir bu mucize?" diye sordu. Gelen cevap kesindi: "Kızını o hırçın Turnus’a verme. Onu, uzak diyarlardan gelecek, ismi göklere yazılacak o büyük kahramana sakla."
Derken ufukta yelkenler belirdi. Akhilleus’un diyarından kaçıp gelen, kadere yön veren o meşhur kahraman Aeneas ayak bastı topraklara. Latinus, Aeneas’ı görür görmez o kehanetin ağır yükünü ve doğruluğunu anladı. Lavinia artık Turnus’un değil, kaderin yeni sahibi Aeneas’ın olacaktı. İşte o gün, Latin kabileleri kendi yollarını çizmeye başladı.
Latinus ömrünü tamamlayıp da gözlerini kapadığında, hikayesi orada bitmedi. Gökyüzü sakinleri, onun bu bilge kararlarını ve adil yönetimini unutmadı. Iupiter, onu kendi katına yükseltti. Artık o, göklerin enginliğinde "Iupiter Latiaris" adıyla anılan, toprakların ve insanların koruyucu bir ruhu oldu.
Bak, görüyor musun? Hikaye dediğin şey, aslında bir tohumdur. Toprağa düşer, bazen bir kralın hayatına karışır, bazen bir kızın saçındaki ateşe dönüşür, bazen de bir imparatorluğun temel taşı olur. Şimdi, biraz daha dinlenmek istersen anlatırım; ama güneş iyice kaçtı, yıldızlar nöbetini devralmaya başladı bile...
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; kralların tahtları altına gizlenmiş, gün ışığından saklanan o tozlu hakikatler... Yanımdaki şu bir yudum şarabın neşesiyle sana anlatayım: Latinus derler, İtalya’nın tozlu yollarında bir isim dolaşır. Kimine göre büyücü Kirke’nin, o yalnız kalmış kadının evladı; kimine göre ormanların gizemli sesi Faunus’un soyu. Ancak unutma güzel yavrum, tarih bazen kimin masayı kurduğuna göre yazılır.
Sana anlatılanlarda Latinus, bilge bir kral gibi görünür; kızını, yani Lavinia'yı bir piyon gibi kaderin ellerine bırakır. Hani o meşhur hikaye vardır; kızının saçları ansızın bir ateş gibi tutuşuverir de, Latinus hemen kahinlere koşar. Söyle bana küçük yolcu, o kızı o ateşin içine iten, kendi krallığının bekası için bir yabancıyı, o Aeneas denen adamı bekleyen bir babanın hırsı değil midir? Otorite, her zaman kendi bekası için en yakınındakini, en savunmasız olanı kurban etmekten çekinmez.
Sistemin çarkları dönmeye başladığında, Turnus gibi diğer güçlü figürler kenara itilir; çünkü güç, her zaman en parlak görüneni, en çok savaşanı kendi yanına çeker. Lavinia mı? O, babasının ve o uzak topraklardan gelen yabancının stratejileri arasında savrulan, kendi sesi duyulmayan bir fırtınanın ortasındaki çiçektir. Güç sahipleri, kızı bir "eşya" gibi elden ele verirken, bunu "gökyüzünden gelen bir buyruk" diye yutturmakta üstlerine yoktur.
Biliyor musun evladım, yaşlı gözlerim çok krallıkların, çok tahtların devrildiğini gördü. Latinus öldüğünde, ona İupiter Latiaris dediler; yani göklere çıkardılar. Neden mi? Çünkü geride kalanlar, o kralın yarattığı kaosu bir ilahi lütuf gibi göstermeliydi ki, halk düzenin bozulmadığına inansın. Gerçek, o gösterişli sarayların dışında, toprağın altında sessizce uyur. Unutma küçük dostum, kralların kutsallığı, sadece kendi tarihlerini yazacak kalemleri ellerinde tutmalarından gelir. Sen, sana anlatılan masalların ötesindeki o sessiz Lavinia'nın hüznünü duyabiliyor musun?