Şöyle oturun bakalım minik dostlarım, ateşin çıtırtısına kulak verin. Bugün size, ağzında bakla ıslanmayan, sır tutmayı bir türlü beceremeyen genç bir periden, Lara’dan bahsedeceğim. Aslında adı başlarda "Lala"ymış; yani anlayacağınız, dilinin kemiği yokmuş bizimkinin.
O zamanlar ormanlar, pınarlar şimdiki gibi sessiz değildi; her köşede bir gökyüzü sakini, her ağacın ardında bir peri fısıldaşırdı. Latium pınarlarında yaşayan bu Lara da, güzelliğiyle göz kamaştıran ama çenesi düşük, yerinde duramayan bir kızcağızmış. Günlerden bir gün, baş tanrı İupiter’in gözü güzel su perisi İuturna’ya takılmış. İupiter, tanrıların kralı olmasına rağmen iş aşka gelince biraz kararsız bir çocuk gibidir; tüm perilerden yardım istemiş, "Gidin, ona benden bahsedin!" diye buyurmuş.
Ama bizim Lara’da tık yok. Yardım etmek bir yana, İupiter’in bu gizli sevdasını duyar duymaz, tutmuş doğruca gitmiş İuno’ya –hani şu kraliçe olan hani, kıskançlığıyla tanınan o görkemli tanrıça– ve bir güzel her şeyi anlatmış. Tabii sadece İuno’ya değil, İuturna’nın kendisine de "Bak, baş tanrı peşinde, dikkatli ol!" diye yetiştirmiş haberi.
İupiter, bunu öğrenince nasıl öfkelendi, nasıl kükredi tahmin edersiniz; gök gürültüleri ormanı titretti! "Madem dillerin bu kadar uzun, o zaman biraz sessizliği öğren," demiş ve Lara’nın o hiç susmayan dilini koparıvermiş. Cezası bununla da kalmamış; kurnazlıklar tanrısı Mercurius’a, "Al bu kızı, yeraltı dünyasına, o sessiz karanlıkların ülkesine götür!" diye buyurmuş.
Yolculuk uzun, yollar yorgunluk verir elbet. Mercurius, o hızlı adımlarıyla yeraltı ülkesine doğru yol alırken, Lara’nın sessizliğindeki o hüzünlü güzelliğe takılıp kalmış. Derler ki, o yolculuk sırasında gönüller bir olmuş. Lara, yeraltının derinliklerine varmadan önce Mercurius’tan hamile kalmış ve sonradan evlerin koruyucusu sayılan o meşhur "Lares" tanrılarını dünyaya getirmiş.
İşte böyle evlatlarım; Lara artık ne geveze bir kız, ne de yaşayan bir periydi. O günden sonra Lara, dedikodunun bittiği, sözün hükmünü yitirdiği o derin sessizliğin, yani ölümün ve aynı zamanda evlerin o kutsal sükunetinin simgesi oldu. Bir şarap kadehi kadar derin, bir pınar suyu kadar soğuk ve bir mezar kadar sessiz... Şimdi söyleyin bakalım, bazen susmak, en büyük hikayeyi anlatmak mıdır, yoksa sadece bir ceza mı?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; masallarda sana anlatılan o yaldızlı kahramanlıkların ardında, aslında tozlu ve karanlık bir başka hikaye yatar. Sen, güzel ruhlu çiçeğim, sarayların koridorlarında fısıldanan o sahte zafer çığlıklarını değil, toprağın altında sessizce akan o derin sızıyı dinle.
Lara... Hani şu dilsiz bırakılan, sessizliğin bekçisi dedikleri peri. İupiter gibi "baş" tanrılar, kendilerini dünyanın efendisi sanırlar ya, hani o kendi ihtirasları uğruna her şeyi ama her şeyi mülkleri gibi görenler... İşte o büyük, o kudretli tanrı, bir su perisinin iradesini çiğnemeye kalktığında, Lara tek bir şey yaptı: Gerçeği söyledi. İuturna’ya gidip, “Dikkat et, o senin özgürlüğünü kendi oyuncağı sanıyor,” dedi. İnsanlar buna "gevezelik" der, evlat. Oysa Lara’nın yaptığı şey, bir kadının diğerinin onurunu koruma çabasıydı.
Ama bilirsin, güç sahipleri aynada sadece kendi suretlerini görmek isterler; kendilerine karşı çıkan bir ses, onların kulağında dünyanın en büyük gürültüsüdür. İupiter, öfkeyle o güzel perinin dilini kopardı. Neden biliyor musun? Çünkü konuştuğunda, tanrıların kusurları gün yüzüne çıkıyordu. Dilini koparmak, onun hakikati anlatma gücünü yok etmek demekti. Ona "sus" dediler, "sessiz kal ki bizim yalanlarımız hüküm sürsün."
Sonra Mercurius’u yolladılar. Yolda, o karanlık geçitte, Mercurius bile yasaları unuttu, kendi arzularına boyun eğdi. Lara, hem bir cezanın hem de beklenmedik bir hayatın taşıyıcısı oldu; Lares tanrılarının annesi sayıldı. Ama anla beni güzel yavrum; o, ölüler ülkesine sürgün edildiği için değil, gerçekleri haykırdığı için susturulduğu gün öldü zaten.
Bugün Roma'da ona sessizliğin simgesi derler, bir nevi "ev koruyucusu" ilan ederler. Oysa o, bir sistemin kurbanı edilmiş bir "söyleyen"di. Bir parça bilgece neşe ile söylüyorum ki; elindeki şarabın tortusu bile bu dünyanın adaletsizliğinden daha berraktır. Unutma, tarih hep galip gelenlerin dilinden yazılır ama Lara’nın o koparılan dili, hala sessizliğin en derininde, sistemin haksızlıklarını fısıldamaya devam eder.
Sakın korkma, küçük dostum. Gerçek, bazen dili koparılacak kadar korkutucudur ama bir kez duyuldu mu, artık hiçbir otorite onu mezara gömemez.