Thesauros Mythology Lapithai (Lapith'ler)

Lapithai (Lapith'ler)

Lapithai (Lapith'ler)

Tesalya’dan dünyaya yayılan, ırmak tanrı soyundan gelen, Kentaurlarla savaşlarıyla nam salmış, gözü pek ve taşkın canlı kargıcılar boyudur Lapithai.

Tesalya’nın kadim coğrafyasında, efsane ile tarihin kesişim noktasında konumlanan Lapithler, kendilerinden evvel toprakta kök salmış Pelasgları tasfiye ederek Pindos, Pelion ve Ossa dağlarının eteklerini bir yerleşim alanı, bir hükümranlık sahası haline getirmişlerdir. Bu yerinden etme pratiğinin izleri yalnızca Tesalya ile sınırlı kalmamış; Knidos ve Rhodos gibi coğrafi olarak uzak noktalarda da boy gösteren varlıkları, kurulan hiyerarşik düzenin yayılan bir nüfuz alanı olduğunun işareti sayılabilir.

Boyun soy kütüğü, otoritenin kutsal kaynaklarla meşrulaştırılması geleneğine uygun biçimde, ırmak tanrı Peneus’a dek uzanır. Peneus’un Kreusa veya Philyra ile birleşmesinden doğan nesil, Apollon’un dahil olduğu bir soy ilişkisiyle taçlanarak Lapithes’te cisimleşir ve bu figür, kabileye adını veren kurucu erke dönüşür. Lapithes’in soyundan gelen Phorbas, Periphas, Triopas ve Lesbos gibi figürler, farklı coğrafyalarda şehirler inşa ederek egemenlik alanlarını genişletmiş, İksion gibi tartışmalı figürler ise bu soy ağacının güç temelli karmaşasında yerlerini almışlardır.

Lapithlerin kolektif hafızadaki yerini belirleyen en keskin kırılma, Kentauroi ile girdikleri çatışmalardır; bu, aslında düzen kurucu yerleşik ile doğanın denetlenemez vahşeti arasındaki bir tahakküm mücadelesidir. Kalydon avındaki mevcudiyetleri ve Argonaut seferindeki katılımları, Peirithoos, Polypoites, Mousos ve Leonteus gibi karakterlerin şahsında, sınırları genişleten ve kendi düzenini dayatan bir iradeyi temsil eder. İlyada’nın "taşkın canlı kargıcılar" olarak tanımladığı bu topluluk, kargının ucunda taşıdığı iktidar arzusunu, tarihin ve mitin tozlu sayfalarında bir zorunluluk gibi sürekli kılmıştır.
Silenos
Gel şöyle, bakayım sana. Hah, dizlerini kır da otur şu çınar ağacının altına, soluklan biraz. Gözlerindeki pırıltıdan belli, yine macera peşindesin. Bugün sana dağların çocuklarını, o hırçın mı hırçın Lapithai’leri anlatayım.

Eskiden, dünya henüz gençken, Tesalya’nın o sarp Pindos, Pelion ve Ossa dağlarının eteklerinde nefes alırdı bu halk. Önceleri oralarda yurt tutmuş olan Pelasgları, sanki bir sonbahar rüzgarı kurumuş yaprakları süpürür gibi uzaklaştırmışlar oradan. Sadece dağlarda da değiller ha; ta uzaklardaki Knidos’un mavi sularında, Rhodos’un güneşli yamaçlarında bile izleri var. Yerlerinde duramazdı bu adamlar, sanki ayaklarının altında sürekli hareket eden bir zemin vardı.

Bu boyun kökeni nereye mi dayanır? Irmak tanrısı Peneus’a! Akıp giden suyun bereketinden gelmişler. Peneus ile Kreusa’nın evinden çıkan o soy, Apollon’un dokunuşuyla daha da güçlenmiş. Apollon’un soyundan gelen Lapithes, bu boya ismini veren o büyük dede işte. Onun da dört oğlu vardı; Phorbas, Periphas, Triopas ve Lesbos. Hepsi de ayrı bir yere savrulup başka başka şehirlerin temellerine harç koydular. Ah, bir de İksion vardı ki, onun hikayesi biraz karışık; kimine göre Periphas’ın, kimine göre Phlegyas’ın oğlu... Ama damarlarında akan o isyankar kan aynıydı.

Sen İlyada’yı duymuşsundur elbet; orada onlardan "taşkın canlı kargıcılar" diye bahsederler. Hakkını yememek lazım, cidden de öylelerdi. Elinde kargısıyla bir Lapith gördüğünde, gökyüzü sakinleri bile bir durup izlerdi onları. Sadece kargı savurmazlardı; Peirithoos mesela, o meşhur Theseus’un can yoldaşı! Argonautlar’ın o dillere destan gemisine binip altın postun peşine düşenlerden, Kalydon avında ormanları birbirine katanlardan, yani her büyük işin içinde parmağı olanlardan biriydi.

Ama asıl onları masallara konu eden, Kentauroi ile olan o meşhur, o toz duman içinde geçen çarpışmalarıdır. Yarı insan, yarı at olan o yaratıklarla nasıl bir kavgaya tutuştular... Sanırsın gök gürlüyor, yer sarsılıyordu. Bir tarafta atların dizgin tanımaz hızı, diğer tarafta Lapithlerin çelik gibi iradesi.

Ne diyeyim çocuk, bu Lapithler öyle tek bir hikayeye sığmazlar. Onlar, dağların sertliğini, ırmakların akışkanlığını ve insan ruhundaki o bitmek bilmeyen keşfetme arzusunu temsil ederler. Şimdi, hadi bakalım, azıcık güneşten kaç da şu zeytin ağacının gölgesinde hayallerini kur. Ama unutma, rüzgar esmeye devam ettiği sürece, bir yerlerde bir Lapith kargısını bilemiş, yeni bir maceraya hazırlanıyordur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme