Thesauros Mythology Laomedon

Laomedon

Laomedon

Tanrıların emeğini hiçe sayıp verdiği sözleri tutmayan, yemin bozmasıyla hem kendinin hem de Troya’nın felaketine yol açan güvenilmez kral Laomedon.

İlos ile Eurydike’nin soyundan gelen Laomedon, Troya’nın erken dönem iktidarını temsil eden ve Strymo ile birleşerek Priamos ile Hesione gibi isimlerin babası olan bir figürdür. Kendi inşa ettiği otoriteyi pekiştirmek adına, surlarla çevrili bir tahakküm alanı yaratan kral, bu mekanı tanrısal bir destekle, Apollon ve Poseidon’un emeğiyle yükseltmiştir. Ancak bu iktidar yapısı, sözleşmelerin tek taraflı feshedilmesi ve emek sömürüsü üzerine kuruludur; kral, tanrıları bile geçici birer "hizmetli" konumuna indirgeyen mülkiyetçi kibrini sergilemekten çekinmez.

Poseidon’un tanıklığında, Zeus’un emriyle bir yıllığına kiralanan ilahi emek, süresi dolduğunda Laomedon tarafından şiddetle reddedilir. Kral, surların sağladığı güvenlik duvarının ardında, emeği köleleştirebileceğine ve tanrısal olanı bile pazarlanabilir bir nesneye dönüştürebileceğine inanır; tehditleri ve uyguladığı baskı mekanizmaları, onun mutlakiyetçi tutumunun sınırlarını çizer. Bu ihanet döngüsü, Poseidon’un Troya’ya duyduğu kalıcı öfkeyi tetikler ve şehrin kaderine kazınan yıkımın ilk çatlağını oluşturur.

Gücü tek elde toplama arzusu, sadece tanrılarla değil, Herakles gibi dünyevi kudretlerle de sürtüşmesine neden olur. Hesione’yi bir deniz canavarının elinden kurtaran kahramana verdiği sözü tutmayarak kendi yıkımını hazırlayan Laomedon, aslında Ganymedes’in bedeli olarak elde ettiği, ilahi kökenli atların mülkiyeti üzerinden yürüttüğü bu çıkar çatışmasında, kendi kurduğu tahakkümün altında ezilecektir. Sözü bozma cüreti, erkin ancak kendi çıkarları doğrultusunda işlediğini kanıtlarken; kralın sonu, vaatlerin ve hiyerarşik zorbalığın kaçınılmaz çöküşüne dönüşür.
Silenos
Şöyle yaklaşın ateşin yanına, biraz daha yaklaşın... Ayaklarınızı uzatın, zira anlatacağım adamın hikayesi biraz uzun, biraz da tuhaftır. Adı Laomedon. Hani şu meşhur Troya şehrinin başında bir vakitler oturmuş, ama o meşhur surları inşa ederken gökyüzü sakinlerini bile kandırmaya cüret etmiş o hırslı kral.

Eskiden, dünya daha gençken, Troya’nın surları öyle zayıftı ki bir rüzgar esse yıkılacak gibi dururdu. Laomedon da baktı olacak gibi değil, aklına parlak bir fikir geldi. Zamanın kudretli tanrıları Apollon ve Poseidon’u yanına çağırdı. "Gelin," dedi, "şu şehre öyle bir duvar örün ki, ne kuş uçsun ne kervan geçsin, kimse aşamasın." Anlaştılar; bir yıl boyunca çalışacaklar, karşılığında da hatırı sayılır bir ücret alacaklardı.

Apollon, İda Dağı'nın yamaçlarında sığırları güderken; Poseidon, o uçsuz bucaksız denizlerin efendisi, elinde üç dişli asasıyla devasa taşları üst üste dizip surları yükseltti. Bir yıl geçip de hesap vakti geldiğinde, bizim Laomedon’da bir haller oldu. Hani bazısı parayı görünce gözü döner ya, bu adamın da içi bir garip hırsla karardı. "Ne ücreti?" dedi, "Ben size niye ödeme yapayım?" Hatta utanmadan, "Sizin kulaklarınızı keser, sizi köle diye uzak adalara satarım!" diye gürledi.

Düşünün artık, ölümlü bir insanın gökyüzü sakinlerine kafa tutması! Poseidon o günden sonra bir daha Troya’nın yüzüne bakmadı. Hatta öfkesinden denizden bir canavar gönderip, Laomedon’un kızı Hesione’yi yutması için şehri birbirine kattı.

Laomedon, kendi yalanlarının ve verdiği sözleri unutmanın bedelini sadece tanrılarla ödemedi. Bir gün o kudretli Herakles yolu Troya’ya düşüp de şehri o canavardan kurtarınca, "Söz verdiğin o meşhur atları ver," dedi. Hani Zeus’un, o güzel delikanlı Ganymedes’e karşılık hediye ettiği, gökyüzünden gelme efsanevi atlar... Laomedon yine yaptı yapacağını; Herakles’e de sözünde durmadı.

Sonu ne mi oldu? Yiğit Herakles, sözünün eri olmayanları sevmezdi. Laomedon’un o "geçilmez" dediği surlarını bu sefer yıkıp geçti ve kralın kendi hırslarıyla ördüğü o hayatına da son verdi.

Demem o ki çocuklar; bazen bir sur örmek kolaydır, ama insanın kendi karakterinden bir duvar örmesi ve ona sadık kalması, en zor iştir. Şimdi, şu testideki birazcık üzüm suyundan kendime bir yudum alayım da, siz de o yanan ateşe bakın biraz. Dünya, sözünü tutanların omuzlarında yükselir, tutmayanların değil.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme