Thesauros Mythology Laokoon

Laokoon

Laokoon

Apollon’un öfkeli rahibi Laokoon, Troya Atı’na karşı çıktığı için tanrısal yılanlarca oğullarıyla birlikte denizin sularında boğularak cezalandırıldı.

Thymbralı Apollon tapınağının rahibi ve Troyalı Antenor’un soyundan gelen Laokoon, kutsal mekanın dokunulmazlığını kendi bedensel arzularıyla sarsarak tanrısal otoritenin sınırlarını aşmış, bu yüzden ilahi gazabın hedefi haline gelmişti; iki evlat sahibiydi. İlyada’da varlık göstermeyen bu figür, Vergilius’un Aeneis destanında Troya’nın düşüşüne zemin hazırlayan trajik bir figür olarak öne çıkar.

Akhaların, içindeki gizli tahakküm araçlarıyla birlikte tahta atı bırakıp Tenedos’un ardına çekildikleri o belirsiz anda, Troyalılar denizin hükümdarı Poseidon’a şükran sunma göreviyle Laokoon’u görevlendirmişti. Rahip, kurbanlık boğayı sunmaya hazırlandığı sırada, derinliklerden yükselen iki devasa yılan önce oğullarına dolandı. Babaları, iktidarın buyruğuna karşı gelen bir itaatsizlikle evlatlarını kurtarmaya yeltendiğinde, yılanların boğucu kıvrımları üçünü birden yuttu.

Halk, ilahi hiyerarşinin ince işleyişinden bihaber, bu felaketi bir ceza olarak okumayı seçti. Oysa Laokoon, aklın ve şüphenin sesini temsil ederek atın içine mızrağını saplamış, kapalı kutunun arkasındaki dayatmayı ifşa etmeye çalışmıştı. Ancak casus Sinon’un manipülasyonu ve bu dehşet verici son, kitlelerin boyun eğme arzusunu tetikledi; rahibin trajedisi, şehri felakete sürükleyecek olan teslimiyetin meşruiyetine dönüştü. Bugün Vatikan müzesinde sergilenen o meşhur mermer heykel grubu, işte bu otoriteye karşı ses çıkaranın sessizliğe mahkum edilişinin ve itaat kültürünün ördüğü o nihai çöküşün estetikleşmiş halidir.
Silenos
Gel otur şöyle evlat, dizimin dibine. Şu eski çınar ağacının gölgesi ne güzel serinletiyor insanı, değil mi? Elimde kadehimi tuttuğumu görme sen, aslında sadece dinleniyorum. Madem sordun, sana Troya’nın o en talihsiz rahibinden, Laokoon’dan bahsedeyim.

Laokoon, Thymbra’daki Apollon tapınağında görevli, ciddi bir adamdı. Ama işte, bazen insan gönlüne söz geçiremiyor; tanrı Apollon’un huzurunda, kutsal alanın içinde o kadar da yapılmaması gereken bir hata yaptı. Gökyüzü sakinleri, özellikle de Apollon, öyle saygısızlıklara pek pabuç bırakmazlar bilirsin. Adamcağız, karısıyla biraz fazla yakınlaşınca tanrının şimşekleri üzerinde toplanmaya başladı bile.

Yıllar sonra, o meşhur tahta at meselesi patlak verdiğinde Laokoon’un başı zaten beladaydı. Akhalar, o devasa atı kapıya bırakıp gitmişlerdi ya, bizim Laokoon "Durun!" dedi, "Bu işte bir bit yeniği var!" Hatta elindeki kargıyı atın o tahta gövdesine öyle bir sapladı ki, içeriden gelen o boşluk sesiyle şüphelerinde haklı çıktı. Ama nafile... Halkın gözünde o, tanrının öfkesine uğramış biriydi artık.

Bir gün, deniz tanrı Poseidon’a şükür kurbanı kesmek için sahile indi. Yanında iki de pırıl pırıl oğlu vardı. Tam boğayı kurban edecekken, deniz bir anda köpürmeye başladı. Dalgaların arasından öyle iki yılan fırladı ki, sanırsın denizin kendi hırsı vücut bulmuş! O devasa yaratıklar, bir ok hızıyla çocuklara dolandılar. Laokoon, baba yüreği işte, evlatlarını kurtarmak için atıldı. Ama kader ağlarını örmüştü bir kere; yılanlar bu kez onu da yakaladı. Kendi oğullarının gözü önünde, üçü birden o korkunç sarmalın içinde can verdiler.

Bunu uzaktan izleyen Troyalılar ne yaptı biliyor musun? Hiçbir şey anlamadılar. "Bakın," dediler, "Apollon’un rahibi, o kutsal atı kargılayıp tanrıya hakaret ettiği için cezalandırıldı!" İnsanlar bazen böyledir, gerçekleri değil, kendi inanmak istediklerini görürler. Oysa o yılanlar, tanrıların oynamayı sevdiği karanlık oyunlardan sadece biriydi.

Böylece tahta at, o rahibin ve çocuklarının acı feryatları arasında şehre alındı. Gerisini biliyorsun zaten; Troya, o tahta atın içinde saklanan gölgelerle çöktü gitti. Bugün Roma’da, Vatikan’da o heykeli görürsen, dikkatli bak. Taşın soğukluğuna rağmen, o babanın evlatlarını korumak için nasıl çırpındığını, o çaresiz kasılmayı hala hissedebilirsin.

Hadi şimdi, anlatılanlardan kendine bir pay çıkar; büyükler bazen haklı olsalar bile, tanrıların karmaşık oyunlarına karşı oldukça savunmasız kalırlar. Şarabımdan bir yudum daha alayım da, sana başka bir gün başka bir tanrının gazabından bahsedeyim.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme