Thesauros Mythology Laodike

Laodike

Laodike

Agamemnon’un kızı ya da Priamos’un en güzel kızı; tragedyaların Elektra’sı olarak anılan, ismi iki soylu hanedan arasında yankılanan gizemli bir figür.

Agamemnon ve Klytaimestra’nın soy ağacındaki yerini alan; İlyada dizelerinde Khrysothemis ve İphianassa ile birlikte anılan Laodike, tragedya yazarlarının anlatılarında Elektra ismine evrilerek, hanedanların tarihsel hafızayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme arzusunun bir öznesi haline gelir.

Öte yandan, Priamos’un kızı olarak kayıtlara geçen aynı isim, İlyada’nın üçüncü bölümünde, kralın kızları arasında güzellik hiyerarşisinin en tepesine yerleştirilir. Estetik bir değerin, eril bir iktidar söylemiyle tescillenip bir övgü nesnesine dönüştürüldüğü bu tanımlama, onun varlığını hanedan prestijinin estetik bir tahkimatı olarak konumlandırır.
Silenos
Şimdi güzel çocuklarım, yanıma şöyle sokulun bakalım. Dizlerimin dibinde otururken kulaklarınızı dört açın, çünkü size bir değil, aslında iki farklı Laodike’den bahsedeceğim. Mitlerin o tozlu raflarında isimler birbirine karışır bazen, tıpkı üzüm bağlarındaki asmaların dallarının birbirine dolanması gibi; hangisi kimin kızı, hangisi kimin kardeşi ayırt etmek zordur.

Önce şu güçlü kral Agamemnon’un kızından başlayalım. Hani o hırslı, her şeyi kendine hak gören kral var ya, onun evinde üç kız çocuğu koşuştururdu: Khrysothemis, İphianassa ve bizim Laodike. Ama gelin görün ki, o eski vakitlerin tragedya yazarları, yani hayatın acısını kelimelere döken ozanlar, bu ismi pek sevmemişler. "Laodike" adını bir kenara itip ona "Elektra" demişler. Neden mi? Çünkü o kız, babasının gürültülü sarayında, kalbindeki o ince sızıyı ve derin kederi hayatının merkezine koymuştu da ondan. İsmi değişmiş olsa da, içindeki o bitmek bilmeyen fırtına hiç dinmedi.

Ama bir de Troya’nın surları ardındaki o başka Laodike var ki, onu anlatırken insanın gözleri kamaşır. Priamos’un kızı, şehrin en güzel gülüydü. O kadar zarifti ki, İlyada’yı yazan ozan bile onu anlatırken duraksamış, "Priamos’un tüm kızları arasında güzellikte onunla yarışacak kimse yoktu," demiştir. Gökyüzü sakinlerinin yeryüzüne gönderdiği en parlak ışıklardan biriydi sanki. Düşünsenize, Troya’nın o kızıl surları üzerinde yürürken, sanki çiçekler onun ayak bastığı yerden başını kaldırıp selam verirdi.

İşte böyle... Bir tarafta kendi acısıyla yoğrulan, ismi unutulmuş bir prenses; diğer tarafta ise güzelliğiyle destanlara sığmayan başka bir Laodike. Zaman, nehirdeki su gibidir çocuklar; bazen bir ismi alır götürür, bazen de bir güzelliği efsanelere hapseder. İkisi de bu dünyanın, bu hüzünlü ve güzel hikayelerin birer parçası.

Hadi bakalım, şimdi biraz daha taze incir yiyin de, bir sonraki masalda size o surların nasıl bir gürültüyle yıkıldığını anlatayım. Kadehimdeki son yudumu da bu iki prensesin anısına kaldırayım, ne dersiniz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme