Thesauros Mythology Laodameia

Laodameia

Laodameia

Bellerophontes’in kızı, Zeus’tan Sarpedon’u doğuran; kocasının ardından yas tutup balmumu heykeliyle yanarak veya canına kıyarak kavuşan hüzünlü kadın.

Bellerophontes’in soyundan gelen Laodameia, İlyada’da tanrısal iradenin bir aracı olarak konumlandırılır; Zeus’un kendi iktidarını yeryüzündeki bir bedende, Sarpedon’da somutlaştırmak için seçtiği bir hazneye dönüşür. Başka anlatılar bu soyağacını farklı bir ilahi otoriteye bağlasa da, onun yaşamı Artemis’in oklarıyla bir irade dışı sonla noktalanır. Bir başka Laodameia ise Akastos’un hanesinden çıkıp Protesilaos ile evlenerek, devletin bekası için kurgulanan savaşın ve onun yarattığı mülkiyet ilişkilerinin gölgesinde kalır. Savaş meydanında yitirilen kocası, tanrısal bir lütufla sınırlı bir süre için geri döndüğünde, bu üç saatlik karşılaşma aslında otoritenin yaşam üzerindeki mutlak hükmünün kısa bir istisnasıdır. Yasın ötesinde, kaybettiği eşinin balmumundan bir suretini inşa etme çabası, iktidarın yok ettiği bir varlığın yerine kendi gerçekliğini ikame etme girişimidir. Ancak bu kişisel direniş bile babasının, yani ataerkil düzenin otoritesiyle karşılaşınca yakılarak cezalandırılır; Laodameia’nın varlığı, yasaklanan bir hafızanın ateşinde kendi trajik sonunu hazırlar.
Silenos
Gelin bakalım, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Bugün size, ismi tarihin tozlu sayfalarında yankılanan, ama kalbi kederle örülü bir kadından, Laodameia’dan bahsedeceğim. İki farklı Laodameia vardır aslında; biri rüzgar gibi hızla geçmiş, diğeri ise aşktan nasibini almış bir yas çiçeğidir.

İlki, o meşhur kanatlı atın binicisi Bellerophontes’in kızıdır. Bazıları der ki, gökyüzü sakinlerinin en büyüğü, o kudretli Zeus’un gözü bu genç kadına takılmış. Zeus bu, ne zaman bir faniye aşık olsa, dünya biraz daha karışır. İşte o birleşmeden, tunç zırhlı, savaş meydanlarının aslanı Sarpedon dünyaya gelmiş. Ama kader bu ya, kimi kaynaklar Sarpedon’un kökenini başka yerlere bağlar; Laodameia’nın ömrü ise Artemis’in o meşum, gümüşten oklarıyla erkenden son bulmuş. Bir yıldız gibi parlamış ve hemen sönüvermiş gökyüzünde.

Ama asıl anlatmak istediğim, öbür Laodameia’dır... Hani şu aşkın bazen ne kadar ağır bir yük olduğunu bize öğreten. Akastos’un kızı olan bu güzel kadın, kalbini Protesilaos’a kaptırmıştı. Protesilaos kim mi? Hani şu Troya kıyılarına ayak basar basmaz öleceğini bildiği halde, vatanı için gemiden atlayan o yiğit Akha askeri.

Protesilaos savaş meydanında can verince, Laodameia’nın dünyası başına yıkıldı. Öyle bir yas tuttu ki, yer altı dünyasının kralları bile merhamete geldi. Tanrılardan bir ricada bulundu: "Sadece üç saat, sadece üç saat verin ona, kokusunu bir kez daha içime çekeyim!" Dileği kabul edildi, Hades’in kapıları aralandı. Ama üç saat dediğin nedir ki? Bir nefes alışta tükenir gider.

Kocası tekrar karanlıklar dünyasına, Hades’in sessiz diyarına dönünce, Laodameia ona olan özlemini dindiremedi. Kendine balmumundan bir heykel yaptırdı; tıpkı kocası gibi, tıpkı onun bakışları gibi... Geceleri o soğuk heykeli koynuna alıp yattı, sanki teninde bir sıcaklık varmış gibi. Babası durumu fark edince, belki acıdığından, belki de bu deliliğe son vermek istediğinden heykeli alıp ateşin içine attı. Ama aşkın ateşi, ocaktaki ateşten daha mı zayıftır sanırsınız? Laodameia, o balmumu heykelin ateşle eriyişini görünce, hiç tereddüt etmeden kendini o alevlerin içine bıraktı.

İşte böyle küçüklerim; bazen bir kalp, iki dünyaya da sığmaz. İnsan bazen sevdiğinin küllerinde bile yaşamak ister. Şimdi, haydi bakalım, yarın yine gelin de size başka bir masal anlatayım. Şarabımdan bir yudum daha alıp, yıldızların dilini çözmeye çalışayım biraz...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme