Thesauros Mythology Laodamas

Laodamas

Laodamas

Thebai'yi savunan kral veya Troya'da Aias'a yenilen bir savaşçı; iki farklı hikayenin kaderini taşıyan, hem savunmada hem de savaşta anılan Laodamas.

Thebai tahtının varisi Laodamas, Eteokles’ten devraldığı otoriteyi Epigonlar’ın kuşatması altında mutlaklaştırmaya çalışırken, kentin sınırlarını iktidarın son kalesi olarak tahkim eder; Alkmaion’un eliyle vuku bulan ölümü, egemenliğin temsilcisinin kendi inşa ettiği düzene yenilmesini imler. Alternatif bir anlatıda ise kenti kuşatanların dayattığı hükümranlık karşısında, bir başka coğrafyaya, kuzeyin belirsizliğine sığınarak bu zorunlu hiyerarşinin dışına çıkmayı seçer.

Troya saflarında, Antenor’un soyundan gelen diğer Laodamas ise, İlyada’nın çatışma alanında bir figüran gibi konumlanır. Aias’ın şiddetiyle son bulan yaşamı, krallıkların ve büyük savaşların çarkları arasında silinip giden bireyin, tepeden inen tahakküm uğruna harcanan sessiz bir kurbana dönüşmesinden başka bir şey değildir.
Silenos
Gel bakalım şöyle, otur yanıma evlat. Şu zeytin ağacının gölgesi güneşin tepede olduğu vakitlerde en iyi dosttur insana. Bak, bugün sana kaderin garip oyunlarını, aynı ismi taşıyan iki farklı adamın nasıl bambaşka yollara savrulduğunu anlatayım. Kader dediğin, bazen aynı harfleri bir araya getirip bambaşka hayatlar dokur, görmez misin?

Önce Thebai’nin o meşhur kralı **Laodamas**’tan bahsedelim. Eteokles’in oğlu, hani şu meşhur kralların kanını taşıyan çocuk. Thebai şehri, gökyüzü sakinlerinin bile bazen bakışlarını kaçırdığı çetin bir yerdir. Epigonlar, yani o intikamcı babaların çocukları, surlara dayandığında Laodamas da oradaydı. Bazı ozanlar, genç kralın şehrini korumak için kılıcını çektiğini ve o uğursuz savaşta Alkmaion’un karşısında toprağa düştüğünü söyler. Bir kral için onurlu ama hüzünlü bir son, değil mi? Ama bak, bazı eski parşömenler başka bir şey fısıldar: Derler ki, surlar aşılıp kapılar kırıldığında, Laodamas henüz nefes alıyormuş. Arkasına bakmadan kuzeyin soğuk rüzgarlarına, o dağların ardındaki sisli diyarlara kaçmış. Kim bilir, belki de bir krallığın ağırlığı altında ezilmektense, bir yabancı olarak özgür yaşamayı seçmiştir.

Sonra bir de Troyalı **Laodamas** var. Hani şu Antenor’un oğlu olan. İlyada’yı okurken o koca savaş meydanının tozunu, dumanını gözünde canlandırabiliyor musun? İşte o meydanda, kalkanların gürültüsü içinde bu Laodamas da bir iz bırakmak istedi. Ama kader bazen zalimdir evlat; Aias’ın karşısına çıkmak, dev gibi bir dalganın önünde kumdan kale yapmak gibidir. Aias’ın mızrağı havayı yardığında, o genç Troyalı için güneş bir daha doğmamak üzere battı.

Görüyor musun? Biri topraklarını savunurken efsaneye karıştı ya da kaçıp izini kaybettirdi, diğeri ise büyük bir savaşın içinde bir kahramanın gazabına uğradı. İkisi de aynı adı taşıyordu, ikisi de kendi zamanlarının ağır yükünü sırtlanmıştı. Şimdi elimizdeki bu testiden bir yudum alalım, zihnimiz berraklaşsın. Hayat dediğin, bazen sadece bir ismin iki farklı yankısıdır işte. Birinin sonu kaçışla biter, diğerinin sonu veda ile. Önemli olan, o isim anıldığında arkada nasıl bir yankı bıraktığındır.

Hadi, şimdi söyle bakalım; sen olsan o surların içinde kılıç sallayan mı olurdun, yoksa kaderini başka topraklarda arayan mı?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme