Gelin bakalım küçükler, şöyle ateşin başına yaklaşın. Şu kıvılcımların dansını izlerken size biraz Lamia’dan bahsedeyim. Hani annelerinizin sizi uslu durmanız için korkuttuğu o hüzünlü kadından...
Eskiden, daha bu ormanlar bu kadar yaşlı değilken, Lamia çok güzel, güneşin tenini kıskandığı bir genç kızmış. Öyle bir zarafeti varmış ki, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus bile gözünü ondan alamazmış. Derler ki, Zeus ile aralarında gizli bir bağ kurulmuş, ama gelin görün ki saraylarda taht kuranlar, yeryüzündekilerin mutluluğuna pek tahammül edemezmiş. Zeus’un eşi Hera, bu duruma öyle bir öfkelenmiş ki, Lamia’nın ne zaman bir evladı olsa, o güzel kadının elinden alıp yok etmiş.
İnsan kalbi bu, taş değil ya; dayanır mı hiç? Lamia önce ağlamış, sonra feryat etmiş, en sonunda ise derin mi derin, karanlık bir mağaraya çekilip dünyadan elini eteğini çekmiş. Fakat acı, insanı bazen bambaşka birine dönüştürür. Lamia o kadar çok evlat acısı çekmiş ki, sonunda başka annelerin çocuklarını görünce kendi kaybını hatırlayıp bambaşka bir yola sapmış. Gözlerine uyku girmez olmuş; geceleri, ay ışığı ormanı gümüşe boyadığında, çocukları yuvalarından çalan, ürkütücü bir gölgeye dönüşmüş. Bazıları onun eşek bacaklı, korkunç bir yaratığa dönüştüğünü fısıldar; belki de yüreğindeki o bitmek bilmeyen vicdan azabının bir yansımasıdır bu, kim bilir?
Ama Zeus, olan biteni uzaktan izlerken bazen vicdanının sesini duymuş. Lamia’nın o hiç kapanmayan gözleri, geceleri dünyayı rahat bırakmayınca bir çare düşünmüş. Ne zaman ki Zeus, biraz neşelenmek için eline kupasını alıp biraz üzüm suyundan demlense, yani anlayacağınız biraz keyfi yerinde olsa, Lamia’nın o bitmek bilmeyen uyanıklığına bir son vermek istemiş. Lamia’ya sihirli bir bahşiş gibi bir yetenek vermiş; o, kendi gözlerini yerinden çıkarıp bir kabın içine bırakabiliyormuş!
İşte o zaman Lamia uyuyabilir, o yorgun zihni biraz huzura kavuşabilirmiş. Gözleri o kaptayken, dünya da o küçük çocuklarla birlikte rahat bir nefes alırmış.
Şimdi söyleyin bakalım, bazen güzelliğin yerini kederin, sevginin yerini öfkenin alması ne kadar da hazin değil mi? İnsan, bir kez kendi acısında boğulmaya görsün, başkalarının neşesini bile kıskanır olmuş. Ama unutmayın, her karanlığın içinde bile Zeus’un o şaşkın, bazen de merhametli parmak izleri vardır. Şimdi gidin, güzelce uyuyun; sizin gözleriniz kapların içinde değil, yastıklarınızda huzurla dinlensin.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana anlatılan o korkunç canavarların ardında, kralların ve tanrıların çizdiği o şaşaalı sınırların dışında bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadim ağacın gölgesinde soluklanalım. Bugün sana Lamia'dan bahsedeceğim; o hani annelerinin "uslu durmazsan gelir" diye korkuttuğu, oysa kendi acısının kurbanı olan Lamia'dan.
"Güzel evladım, Lamia hiçbir zaman bir canavar olarak doğmadı."
O, vaktiyle bir kraliçeydi; hem de kendi halkı tarafından sevilen bir kadın. Ancak Zeus gibi "büyük" görünenlerin hırsları, sıradan insanların hayatını bir oyun tahtası gibi görmelerine neden olur. Zeus, Lamia'ya gözünü diktiğinde, onun rızasını ya da geleceğini hiç düşünmedi. Tıpkı bir çiçeği dalından koparıp hevesi geçince yere atan bir çocuk gibi, Lamia'nın hayatına daldı.
Sonra sahneye Hera girdi; otoritenin o soğuk ve acımasız yüzü. Hera, kocasının hatalarının bedelini hiçbir zaman Zeus'a ödetmedi. Bunun yerine, olan bitenin faturasını hep kadına, yani Lamia'ya kesti. Her doğan çocuk, Hera'nın gazabıyla toprağa düşerken, Lamia'nın kalbinde iyileşmeyen o derin yara açıldı. Bir kadını, evlat acısıyla kavrulan bir anneyi, yavaş yavaş "canavar" olmaya zorladılar. Sistem, onu dışarıya öyle bir itti ki; Lamia, sevgi ararken kaybettiği her şeyin acısını, dünyadaki diğer çocuklara yansıtmak zorunda kaldı. O, aslında kendi karanlığında kaybolmuş, bir düzenin kurbanıydı.
"Dinle beni güzel gözlü fidanım, şiddet bazen sadece bir sonuçtur."
Efsane, onun çocukları kaçırdığını söyler; evet, bu bir hüzün. Ama o, aslında başkalarının çaldığı kendi çocuklarını arıyordu o karanlık mağaralarda. Tanrılar ona acıdıklarını söyleyip gözlerini çıkarır, huzura kavuştuğunu iddia ederler. Oysa o gözler, Zeus'un ve Hera'nın kurduğu o adaletsiz dünyanın gerçeklerini görmemek için değil, belki de sadece bitmek bilmeyen acısını dindirmek için kendi kendine yaptığı bir veda ritüeliydi.
Bak, hayatta bazen bilgece bir neşeyle bir kadeh şarap içip dünyayı izlemek gerekir; ama unutma, gerçek her zaman bardağın dibinde değil, o bardağı tutan elin titreyişindedir. Lamia'yı korkutucu bir figür olarak zihnine kazıyanlar, aslında kendi zalimliklerini örtbas etmek isteyenlerdir. O, bir canavar değil, otoritenin çarkları arasında ezilmiş bir ruhun feryadıdır.
Şimdi uyu bakalım, rüyalarında o kralların değil, kendi özgürlüğünün izini sür. Gerçekler, sadece onları aramaya cesaret edenlere fısıldanır.