Thesauros Mythology Lakios

Lakios

Lakios

Delphoi kehanetiyle yola çıkan Lakios, Lykia sınırında Phaselis’i kurdu. Şehri, yerli halktan bir miktar tuzlu balık karşılığında satın almayı başardı.

Delphoi’nin tekinsiz kahinleri, Lakios’a doğunun ufuklarını işaret ederek bir şehir inşasını buyurduklarında, bu sadece bir yerleşim çağrısı değil, hiyerarşinin yeni topraklara taşınmasıydı. Phaselis, Lykia ile Pamphylia’nın sınır hattında, iki otoritenin kesiştiği o muğlak düzlemde, Lakios’un eliyle yükseldi. Mülkiyetin kutsallığını, tuzlanmış balık gibi sıradan bir meta karşılığında toprakları takas ederek pekiştirdi; Kylabras adıyla anılan bu ticari jest, aslında bir sınırın başkasına ait olması değil, iktidarın bir değişim aracıyla nasıl meşrulaştırıldığının sessiz kanıtıydı. O, buyrukları yerine getirirken aslında toprak üzerindeki tahakkümü kendi kurallarıyla yeniden tanımlıyor, kurduğu kentle yeni bir düzenin taşlarını yerli yerine oturtuyordu.
Silenos
Gel bakalım şöyle, otur yanıma evlat. Şu zeytin ağacının gölgesi güneşten daha serindir, dinle bak... Bugün sana Lakios’un ve o meşhur Phaselis şehrinin nasıl kurulduğunun hikayesini anlatayım.

Zamanında Lakios diye biri vardı, gökyüzü sakinlerinin fısıltılarına kulak veren, gözü pek bir adam. Bir gün Delphoi’deki o meşhur kahin, yani tanrıların dilini çözen o bilge kadın, Lakios’a "Doğuya git," demiş, "kendi şehrini kur, kendi kaderini orada çiz."

Lakios düşmüş yola. Dağlar aşmış, ormanlar geçmiş, derken Lykia ile Pamphylia’nın tam sınırında, masmavi denizle kucaklaşan o bereketli toprakları görmüş. "İşte," demiş, "benim yuvam burası olacak!" Ama bir sorun varmış; topraklar çoktan başkalarınınmış. Öyle savaşla, kılıçla girmek istememiş Lakios. Hem gökyüzü sakinlerinin dediği gibi, akıl kılıçtan daha keskin değil midir?

Derken yerel halkla karşılaşmış. Onlar o topraklarda nasıl yaşanacağını, denizin bereketini iyi bilirmiş. Lakios’un elinde ise bir sandık tuzlu balık varmış; hani o kurutulmuş, güneşin ve denizin tadını içine hapsetmiş cinsten. O dönemde bu balıklar, yani *Kylabras* denilen o lezzet, oralarda altından bile daha kıymetliymiş.

Lakios, toprağın sahibiyle oturmuş, bir kadeh üzüm suyu eşliğinde (öyle abartmadan, keyif niyetine) konuşmuş. Demiş ki: "Şu güzel toprakları bana verin, karşılığında da size bu tuzlu balıkları bırakayım."

Toprağın sahipleri şaşırmış, gülüşmüşler ama Lakios’un sunduğu o tuzlu lezzete de karşı koyamamışlar. "Pekala," demişler, "bu balıklar bize yeter de artar bile!"

Böylece Lakios, o koca şehri bir kese balıkla satın almış. Phaselis’in temelleri işte o gün, o tuzlu balıkların hikmetiyle atılmış. Şehrin her köşesinde hala o günlerin kokusu, o antik pazar yerlerinin sesi yankılanır sanki.

Gördün mü evlat? Bazen bir imparatorluk kurmak için dev ordulara değil, sadece doğru zamanda doğru takası yapacak kadar bilgeliğe ve birazcık şansa ihtiyaç vardır. Şimdi git, rüyanda o antik limanı gör; ama unutma, deniz her zaman cömerttir, yeter ki ona nasıl yaklaşacağını bil.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme