Thesauros Mythology Laertes

Laertes

Laertes

Odysseus'un yaslı babası Laertes, oğlunun hasretiyle bahçesine çekilmiş, ömrünü hüzünle geçirmiştir. Ancak kavuşma anı ona yeniden güç ve neşe katar.

Odysseus’un babası Laertes, hanedanının mukadderatını belirleyen Troya seferinin ardından içine düştüğü derin kederle sarayın koridorlarındaki hiyerarşik ağırlığını terk ederek, toprağın mütevazı sessizliğine çekilmiştir. İthake’deki iktidar boşluğu, otoritenin fiziksel bir mevcudiyetten ziyade bir yanılsamaya dönüştüğünü kanıtlarken; o, saraydaki sefahat ve taliplerin mülkü talan eden hükümranlığı karşısında pasif bir direnişle, kendi bahçelerinde inzivaya gömülmüştür. Ölüler ülkesindeki Antikleia’nın betimlediği o çaresiz figür, aslında sarayda meşruiyeti yitirilen bir iktidarın, toprakla kurduğu zorunlu ve çıplak bir bağdır. Penelopeia’nın dokuduğu ve söktüğü kefen, saraydaki iktidar oyunlarının nafileliğini ve bekleyişin oyalayıcı gücünü simgelerken, Laertes yaşayan bir ölü gibi unutulmuşluğun sınırlarında kalmıştır. Odysseus’un dönüşüyle Eumaios’un aktardığı bu hüzünlü tablo, ancak düzenin kurucu zorbalığı (taliplerin tasfiyesi) tamamlandığında gün yüzüne çıkar.

Homeros, bu buluşmayı şöyle anlatır:

Odysseus, otoritenin merkezinden uzakta, toprağı işleyerek kendi varlığını sürdürmeye çalışan babasını bulduğunda; ihtiyar, eski ve yamalı entarisi, bacaklarındaki koruyucu sığır derileri, dikenlerden sakınmak için giydiği eldivenleri ve soğuğa karşı başına geçirdiği basit keçi derisi takkesiyle, sınıfsal bir aşınmışlığın ve dünyevi olanın en çıplak halindeydi.

Evladının kimliğini açıklamasıyla birlikte Laertes’in içindeki yasın yerini alan, Athene’nin dokunuşuyla tetiklenen o ani canlanma; aslında bir babanın dönüşünden öte, bastırılmış bir gücün yeniden siyasi bir enstrümana dönüştürülmesidir. İhtiyar, yıkanıp temiz giysilerine büründüğünde, toplumun dayattığı o pasif kurban rolünden sıyrılarak silaha sarılır; Eupeithes’i devirirken aslında kendi hanedanına dayatılan düzenin dışına çıkan her türlü başkaldırıya, otorite adına nihai bir yanıt verir.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin. Bugün size kralların kralı değil, toprağın kahrını çeken, yüreği bir zeytin ağacının kökleri gibi derinlere gömülmüş bir adamdan, yani Laertes’ten bahsedeceğim. Hani şu meşhur Odysseus’un babası olan bilge ihtiyardan…

Odysseus, o kurnaz gezgin, Troya sularına doğru yelken açıp da bir türlü geri dönmeyince, İthake sarayının tüm neşesi kaçtı. Laertes, krallık tahtını, ipekli minderleri ve o gürültülü saray hayatını bir kenara itti. "Saray dediğin nedir ki?" dedi içinden; "Evlat yoksa, güneşin sıcaklığı bile soğuk gelir." Çekildi kendi bağlarına, bahçelerine. Toprakla dertleşmek, saraydaki uğursuz taliplerin boşboğazlığını dinlemekten evladır, bilirsiniz.

Gelgelelim, dert bir değil ki… Eşi Antikleia da gökyüzü sakinlerinin yanına erkenden göçünce, bizim ihtiyar adeta canlı bir cenazeye döndü. Üzerindeki krallık kaftanları çürüdü, toz toprak içinde, yamalı kıyafetlerle bahçede çapalamaya başladı. Ellerine diken batmasın diye deri eldivenler, bacaklarını çalıdan çırpıdan korumak için sığır derisinden sargılar… Gören onu sarayın sahibi değil, bahçıvan sanırdı. Penelopeia, o zeki kadın, bir yandan talipleri oyalamak için kefen dokur, bir yandan da kayınpederinin yasını sessizce taşırdı.

O sırada Odysseus, hani o başına buyruk, kurnaz oğul, uzun yıllar süren maceralardan sonra dilenci kılığında adaya ayak bastı. Herkes onu öldü sanırken, o babasını çobanların arasında, toprakla haşır neşir buldu.

Odysseus, bahçeye girdiğinde ne görsün? Kendi babası, beli bükülmüş, başında keçi derisinden bir takke, ağaçların dibini çapalıyordu. O görkemli kral, yorgunluktan ve kederden çökmüş bir bahçıvana dönmüştü. Odysseus dayanamadı, gözlerinden yaşlar boşanarak babasına sarıldı. Kendi olduğunu, yani o çok özlenen oğlunu fısıldadı kulağına.

İşte o an, masallarda olur ya hani, Laertes bir anda dirildi! Sanki yılların yorgunluğu üzerindeki kirle birlikte akıp gitti. Hemen bir güzel yıkandı, temiz entarilerini kuşandı. Hatta o gökyüzü sakinlerinden, stratejilerin kraliçesi Athena, tatlı bir dokunuşla ihtiyarın o eski gücünü geri getirdi. Laertes sadece gençleşmekle kalmadı, yeniden bir savaşçı gibi dikleşti. Saraydaki o karmaşa bittiğinde, eline kılıcını alıp oğlu ve torunuyla yan yana, vatanını savunmak için öne atıldı.

Gördünüz mü çocuklar? İnsan bazen en sevdiğini kaybettiğini sanır, bazen de kendi ruhunu toprağa gömer. Ama umut dediğimiz şey, tıpkı kışın sert toprağında bekleyen bir tohum gibidir. Bekler, bekler ve vakti gelince güneşle beraber yeniden yeşerir. Şimdi, kadehlerinizde biraz neşe, yüreğinizde biraz cesaretle kalın. Unutmayın, toprak asla sadık kalanı yarı yolda bırakmaz.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme