Thesauros Mythology L

L

L

Labranda, Ege’nin coğrafi belleğinde Labrandos adıyla kodlanmış, mülkiyet sınırlarının çizildiği kadim bir yerleşimdir. Girit’in mağaralarından süzülen Labyrinthos, Ariadne’nin ipinden Daidalos’un mimari kibrine, İkaros’un düşüşünden Minotauros’un mahpusluğuna uzanan o karmaşık düzeni; yani tahakkümün mekanını simgeler. Menderes ovasındaki ada kalıntısı Lade, Brankhos’un izlerini taşırken; Turgut’taki Lagina, Hekate kültü ile iktidarın kutsal meşruiyet arayışına işaret eder. Odysseia’nın iştahlı boyu Laistrygonlar, Kirke’nin gölgesinde yabanın otoriteyle çatışmasını temsil ederken, Lakedaimon yahut Sparta, disiplinin ve statü hiyerarşisinin taşlaşmış halidir.

Lampsakos (Lapseki), Lampsake ve Priapos’un bereketiyle kurulmuş bir Çanakkale rotasıdır. Tesalya’nın Lapithleri, İksion ve Kentauroslar arasındaki kadim kavga, düzenin kaosa tahakküm çabasından başka bir şey değildir. Larissa, Akrisios’un saray entrikalarını saklar; Latium ise İtalya’nın merkezinde Amata’dan Diana’ya, Fauna’dan Faunus ve İanus’a kadar uzanan bir otorite hiyerarşisinin tohumlarını atar. Beşparmak Dağları’nın (Latmos) zirvesinde Endymion’un uykusu, tarihin sessizliğine gömülmüştür. Lavinium, Askanios’un mirasıyla inşa edilen bir idari merkezken, Anadolu’nun yerli unsuru Lelegler, Androklos’un kolonizasyon hamlelerine direnen bir bellektir.

Lemnos; Aphrodite, Argonautlar, Hephaistos ve Philoktetes’i ağırlayan, ada olma imtiyazıyla iktidarın tecrit alanıdır. Lerna’nın bataklıkları, Herakles’in şiddet yoluyla kurduğu asayişin tanığıdır. Lesbos (Midilli), Amazonlardan Arion’a, Lesbos’tan Makar ve Phaon’a kadar farklı öznelliklerin bir arada olduğu ama merkezin gözetiminden kaçamayan bir coğrafyadır. Letoon, Apollon ve Leto tapınımıyla ilahi yasanın yeryüzündeki gövdesidir. Leuke, Helene’nin Karadeniz’deki mitik sığınağıdır. Libya; Agenor’dan Dido’ya, Danaos’tan Aristaios’a uzanan geniş coğrafyada, sınırların her seferinde iktidar lehine yeniden tanımlandığı bir uçsuz bucaksızlık sunar.

Likhas’ın adası Likhades; Rodos’un Lindos’u; Danaos, Helios oğulları ve Tlepolemos’un mülkiyet iddialarının arenasıdır. Lokris, Aias Oileusoğlu’nun temsil ettiği boyun alanıdır; Lübnan, Artemis’in vahşi doğa üzerindeki otoritesinin bir durağıdır. Lydia; Arachne, Dionysos, Lydos, Omphale, Tantalos, Tarkhon ve Tmolos’un yarıştığı, zenginliğin merkeziyetçi güçle harmanlandığı bir coğrafya olarak parlar. Lykia (hem Güney Marmara’daki Aisepos hem Batı Akdeniz’deki Ksanthos); Akrisios, Apollon, Bellerophontes, Byblis, Danaos, Glaukos, İkarios, Iobates, Khimaira, Leukippos, Pandaros, Sarpedon, Skylakeus ve Telkhines gibi sayısız aktörün, yerel iktidarlarını evrensel mitler üzerinde kurdukları geniş bir ağdır. Lyktos’un mağaraları Zeus’un saklandığı bir direniş noktasıyken, Lyrnessos; Akhilleus’un Briseis ve Brises üzerindeki hakimiyetini, yani savaşın en yalın sömürü biçimini İlyada’ya kazıyan bir şehirdir.
Silenos
Hadi bakalım, geçin şöyle karşıma! Ayaklarınızı uzatın, gözlerinizi kapatın. Size öyle yerlerden, öyle isimlerden bahsedeyim ki, sanırsınız rüzgar getirmiş hikayelerini kulağıma. Dünya dediğin, sadece üzerinde yürüdüğümüz toprak değil; her ağacın, her kayanın, her bir gökyüzü sakininin sakladığı bir sır var.

Önce Ege'nin güneşine bir selam gönderelim. Labranda’nın taşlı yollarında yürürken, belki de Labyrinthos’un o karmaşık yollarını hatırlarsınız; Daidalos’un zekası, İkaros’un kanat çırpışları ve içerideki o malum Minotauros... Sonra rotayı biraz aşağı, Menderes’in kıvrımlarına kırın; eskiden bir adayken karaya küsüp kıyıya yerleşen Lade’yi, Hekate’nin gizemli tapınağıyla yanan Lagina’yı kim unutabilir?

Daha uzaklara mı gitmek istersiniz? Odysseia’nın aziz dostu, o meşhur devler boyu Laistrygonlar’ın topraklarına... Ya da Priapos’un bereketiyle şenlenen Lampsakos’a? Tesalya’nın vahşi at adamları Kentaur’lar ve Lapithler arasındaki o bitmek bilmeyen tartışmalar bile insanın kulaklarında çınlıyor hala.

Bakın, Latmos Dağı’na, bizim Beşparmaklara bir bakın! Endymion’un o hiç bitmeyen uykusuna daldığı yere... Ay ışığı vurduğunda hala onun soluk alışverişini duyarsınız, dikkatli dinleyin. Lemnos adasında Hephaistos’un demir dövme sesleri, Lesbos’un rüzgarıyla karışan arpların tınısı... Letoon’da Leto’nun çocukları Apollon ve Artemis’in ihtişamı, sanki hala o sütunların arasında geziyor.

Kimi zaman yolu Karadeniz’e, o efsanevi Leuke adasına düşer insanın, Helene’nin güzelliğiyle parladığı yere. Kimi zaman da Libya’nın uçsuz bucaksız sarı kumlarına, Dido’nun hüzünlü bakışlarına... Likhas’ın adasından, Rodos’un Lindos’una, Lokris’in kıyılarından Lübnan’ın sedir kokulu ormanlarına kadar, tanrıların ayak izleri her yerde!

Lydia’nın dokumacı kızları, Arachne’nin hırsı, Tantalos’un bitmeyen sınavı... Ve Lykia! İster güneyde, ister kuzeyde arayın; o cesur Bellerophon’un Khimaira ile olan o meşhur kapışmasını, Sarpedon’un yiğitliğini bir kenara yazın. Lyrnessos’un yıkılışında Akhilleus’un öfkesini hissetmeyen mi kaldı? Lyktos’un o gizemli mağarasında, henüz küçük bir bebekken yıldırımın sesine alışan Zeus’u hatırlayın; büyük işler küçük yerlerden başlar, unutmayın bunu.

İşte dünya böyle bir yer çocuklar; bir yanda kadehini havaya kaldıran, diğer yanda kadere hükmeden bir masal yumağı. Her şehir bir isim, her isim bir anı. Şimdi siz söyleyin bakalım; bu isimlerden hangisinin içine girip bir gün geçirmek isterdiniz? Sakın çekinmeyin, yaşlı Silenos hikaye anlatmayı çok sever.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme