Thesauros Mythology Kyzikos

Kyzikos

Kyzikos

Poseidon soyundan gelen Dolion kralı Kyzikos, Argonaut'lar ile yaşadığı talihsiz bir yanlış anlaşılma sonucu dostu İason'un elinde trajik bir şekilde öldü.

Bugünkü Balkız mevkisinde, Kapıdağ Yarımadası’nın korunaklı batı koyunda yükselen Kyzikos, antik dünyanın Marmara havzasındaki iktisadi ve lojistik merkezlerinden biriydi. Şehrin kurucu figürü olan ve soyunu Poseidon’a dayandıran Dolion kralı Kyzikos’un ismi, Argonaut’lar mitosuyla mühürlenmiştir. Kralın, kahin Merops’un kızı Kleite ile olan izdivaç şöleni, henüz mülkiyet sınırlarının ve sınır boylarının belirsiz olduğu bir dönemde, güç sahiplerinin birbirini ağırladığı bir törenle taçlanmıştı. Kyzikos, misafirperverlik kisvesi altında sunduğu kumanyalar ve sağladığı ikmal imkanlarıyla, aslında kendi egemenlik alanının itibarını pekiştiriyordu.

Argo gemisi rotasından sapıp fırtınanın etkisiyle karanlıkta aynı kıyıya geri döndüğünde, kurulan bu sınırlı ve kırılgan düzen sarsıldı. Yabancıyı düşman belleyen yerleşik iktidarın refleksleri, bir savunma refleksinden öte, toprak üzerindeki hakimiyetin bir tezahürü olarak şiddete dönüştü. Dolionlar ile Argonaut’lar arasında yaşanan çatışmada İason’un eliyle can veren Kyzikos, kendi kurduğu düzenin kurbanı oldu. Gün ağarıp da yapılan hatanın büyüklüğü anlaşıldığında, geride sadece yas tutan bir hiyerarşi ve kralın yokluğuyla yıkılan Kleite kaldı. Kleite’nin kendi canına kıyışı, otoritenin etrafında örülen sadakat ağlarının ne denli trajik bir çöküşe gebe olduğunu kanıtlıyordu. Kleite’nin gözyaşlarından doğan pınara dahi isminin verilmesi, bireysel acının bile sistemin devamlılığı ve anlatı kalıcılığı için bir dekor olarak kullanıldığını gösterir. Şehre ismini veren hükümdarın ardından, Dindymos Dağı’na dikilen Kybele heykeli ise, iktidarın doğaüstü olanı bile kendi otoritesini tahkim etmek üzere bir araç olarak kullandığına işaret eden, fırtınaları dindirme iddiasındaki simgesel bir müdahaledir.
Silenos
Dinleyin bakalım küçük dostlarım, kulaklarınızı dört açın da size Marmara’nın hırçın sularında yaşanmış, hem biraz kederli hem de ders dolu eski bir zaman hikayesi anlatayım.

Bir zamanlar, bugün Kapıdağ dediğimiz o güzelim yarımadanın batı koylarında, Kyzikos adında ihtişamlı bir şehir varmış. Bu şehrin kralı da yine kendisiyle aynı adı taşıyan, Poseidon soyundan gelen yiğit mi yiğit bir adammış. Dolionların kralı Kyzikos, tam da hayatının en mutlu dönemindeymiş; kahin Merops’un güzeller güzeli kızı Kleite ile yeni evlenmiş, balayı havasında günlerini geçiriyormuş.

Tam o sıralarda, meşhur Argonaut’lar, o meşhur altın postun peşindeki kahramanlar, gemileri Argo ile çıkagelmişler. Kral Kyzikos, misafirperverliğin kitabını yazan bir adamdı; İason ve arkadaşlarına öyle güzel ziyafetler vermiş, öyle güzel ağırlamış ki, gemiciler gitmek istememişler bile. Vedalaşırken de yanlarına bolca azık, bir parça da neşe katıp onları uğurlamış.

Lakin denizler, gökyüzü sakinlerinin oyun alanıdır; bazen sakin, bazen ise tam bir öfke küpüdür. Argo gemisi denize açıldıktan hemen sonra öyle bir fırtına kopmuş ki, gemiciler yönlerini şaşırmış. Gece karanlığında, dalgalar onları tekrar başlangıç noktalarına, yani Dolionların kıyısına sürüklemiş. Karanlıkta birbirlerini tanıyamamışlar tabii; Dolionlar "Bunlar kesin yağmacı korsanlar!" diye bağırıp kılıçlara sarılmışlar. Bir karmaşa, bir gürültü... Ah, o talihsiz gece! Kyzikos da vatanını korumak için en öne atılmış ama kaderin ağları öyle bir örülmüş ki, İason’un elinden can vermiş.

Güneş doğup da etraf aydınlandığında, bir de bakmışlar ki yer gök birbirine girmiş; dost dostu öldürmüş! İason’un ve Argonaut’ların yaşadığı pişmanlığı, kederi bir bilseniz... Üç gün üç gece yas tutmuşlar, o yiğit kralı krallara layık törenlerle toprağa vermişler. Ama asıl yürek burkan tarafı, genç kraliçe Kleite’nin haberi alınca çektiği acıymış. Kederine dayanamayıp kendi hayatına son verince, nympha’lar bile oturup günlerce ağlamış. Öyle çok ağlamışlar ki, topraktan tertemiz bir su kaynağı fışkırmış ve ona da "Kleite" adını vermişler.

Şimdi söyleyin bakalım, bu hikayeden ne öğrendik? Gemi fırtınaya yakalandığında gemiciler, koca Dindymos Dağı’nın zirvesine ana tanrıça Kybele’nin heykelini dikip ona yalvarmışlardı. Ancak o zaman fırtına dinmişti. Çünkü bilgece yaşamak, bazen hırsın pençesinden kurtulup, gökyüzü sakinlerine ve doğaya saygıyla bakmayı bilmektir.

İşte öyle çocuklar; bazen bir dostun hatası, bazen denizin öfkesi, bazen de bir anlık karanlık, en güzel masalları hüzne boyayabilir. Şimdi gidin biraz oyun oynayın, kafanızdaki bu eski ama derin hikayeyi sindirin. Unutmayın, toprak üstünde ne yaşanırsa yaşansın, gökyüzünün adaleti her zaman yerini bulur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme