Thesauros Mythology Kylabras

Kylabras

Kylabras

Phaselis'in yerlisi Kylabras, tarlalarını tuzlu balık karşılığında Lakios'a satıp şehir kurulmasına ön ayak olmuş, halkı da ona balık sunmuştur.

Phaselis’in temellerinin atıldığı toprakların sahibi olan Lykalı çoban Kylabras, mülkiyetin sınırlarını çizen o ilk pazarlığın öznelerinden biridir. Şehri inşa etmek adına gelen Lakios, verimli toprakları basit bir mübadeleyle, bir kova tuzlu balık karşılığında mülksüzleştirirken, bu ticaretin yarattığı hiyerarşik boşluk tarihsel hafızada yerini alır. Kentin yükselişiyle birlikte çobanın toprağı bir iktidar alanına dönüşse de, Kylabras’ın hatırası zamanla mitik bir ritüele evrilir. Phaselis halkı, kurucu erkin meşruiyetini perçinlediği o toprakların asli sahibine, bir zamanlar takas aracı olan tuzlu balıkları tapınak sunusu olarak adarken; aslında kendi varlıklarının üzerinde yükseldiği bu ilk tahakküm edimini sessiz bir borç ödeme biçimiyle sürekli kılar.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanı başıma, dizlerini karnına çek de dinle. Şu elimdeki asayı görüyor musun? O kadar çok şey gördü ki... Bugün sana, o güneşin hiç eksik olmadığı Phaselis topraklarının, yani bugünkü Tekirova’nın en eski sakinlerinden birini anlatayım. Adı Kylabras’tı.

Kylabras, öyle saraylarda oturan, altın tahtlarda bacak bacak üstüne atan bir kral değildi. O, kendi halinde, rüzgarın ve toprağın dilinden anlayan bir Lykalı çobandı. Phaselis’in o güzelim, uçsuz bucaksız tarlaları aslında onunmuş. Toprağı eker, biçer; gökyüzü sakinlerinin rüzgarıyla serinler, gün batımında da sürüsünü otlatırmış.

Derken bir gün, Lakios adında başka bir adam çıkagelmiş. Yanında tayfası ve gözlerinde "Buraya büyük bir şehir kurmalıyım" hırsıyla... Lakios, o kıyıları görmüş ve vurulmuş. "Burası," demiş, "burası tam yerleşim yeri olacak!" Ama karşısında Kylabras duruyor tabii.

İşte burada başlıyor işin gülünç kısmı. Kylabras, paraya pula pek kıymet vermezmiş. Lakios ona tarlaları için altın teklif etmiş, kabul etmemiş. At vermiş, yine "I-ıh" demiş. En sonunda Lakios, heybesinden o meşhur tuzlu balıkları çıkarmış! Kylabras o an ne düşündü bilinmez, belki o akşamki ziyafetini hayal etti, belki de balığın tuzunda denizin kokusunu buldu; ama kabul etmiş. Koca tarlaları bir sepet tuzlu balığa değişivermiş. İnsan bazen en büyük hazineleri, bir öğünlük lezzete satabiliyor, değil mi?

Lakios şehri kurmuş, Phaselis büyümüş, kuleler yükselmiş, limanlar dolmuş taşmış. Ama şehir halkı bir şeyi hiç unutmamış: O tarlaların asıl sahibini. Kylabras’ı öyle bir sevmişler, öyle bir saymışlar ki, ona koca bir tapınak dikmişler.

İşin en şakacı tarafı ne biliyor musun? O tapınağa sunu olarak ne götürüyorlarmış dersin? Elbette o meşhur tuzlu balıkları! Düşünsene, gökyüzü sakinlerinin bile bazen gıptayla baktığı o tapınakta, çoban Kylabras’ın ruhuna armağan olarak mis gibi kokan tuzlu balıklar sunulurmuş.

Şimdi o tarlalar, o limanlar çok değişti evlat. Ama toprak, kendisine iyi bakanı asla unutmaz. Kylabras, o meşhur takasıyla hem karnını doyurdu hem de adını tarihin tozlu sayfalarından kurtarıp efsanelere yazdırdı. Hayat bazen böyledir işte; bazen bir altın tepside sunulana değil, bir sepetteki tuzlu balığa bakmak gerekir.

Hadi, şimdi git de şu akşam güneşinin tadını çıkar. Belki o balıklardan bir tane de sen yakalarsın, kim bilir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme