Thesauros Mythology Kydippe

Kydippe

Kydippe

Hera’nın sadık rahibesi, evlatlarının insanüstü fedakarlığıyla tanınan; tanrıçaya adanmışlığıyla bilinen, iki kahramanın şefkatli annesi Kydippe.

Hera tapınağının ritüellerini yöneten ve kutsal düzenin temsilcisi sayılan rahibe, tanrıçanın iradesini kendi annelik statüsüyle birleştirerek evlatları Kleobis ve Biton’u, tapınağın iktidar alanına sadık kalacak şekilde birer enstrümana dönüştürdü; çocukların bu itaatkar fedakarlığı, aslında kutsal otoritenin sunduğu o görünmez hiyerarşinin, bireysel varlığı bir kurban ritüeli üzerinden mülkiyetine geçirme arzusunun en kusursuz ve sessiz kanıtıydı.
Silenos
Gel bakalım yanıma, şöyle yakınıma otur. Sakalım biraz karışıktır ama masallar için en iyi yastık buradadır. Bugün sana, zamanın tozlu sayfalarında kalmış, annelikten daha ağır bir yükün hikayesini anlatacağım. Hani o meşhur Hera rahibesi **Kydippe** vardır ya, hani şu iki dağ gibi evladı olan kadın… İşte o.

Bir gün **Kydippe**’nin, Hera’nın tapınağındaki büyük şenliğe yetişmesi gerekiyordu. Gökyüzü sakinleri bazen insanlardan öyle garip beklentiler içine girerler ki, insan ne yapacağını şaşırır. Hera, rahibesinden görkemli bir tören bekliyordu ama ortada ne bir araba vardı ne de onu taşıyacak bir öküz. Zaman daralıyor, güneş tepeye yaklaşıyordu.

O sırada, **Kydippe**’nin iki oğlu **Kleobis** ve **Biton** çıkageldi. İri yarı, kaslı, kendi başlarına birer ordu gibi evlatlar! Analarının telaşını görünce, "Merak etme ana," dediler, "Senin o güzel duaların, bizim de bu yorulmak bilmez bacaklarımız var."

Ne mi yaptılar? Bir atın veya öküzün yapacağı işi üstlendiler. Kayışları boyunlarına geçirdiler, ağır arabayı omuzladılar ve tapınağın yolunu tuttular. Düşünsene, kilometrelerce yol! Terleri toprağa damlıyor, solukları rüzgarla yarışıyordu. İnsanlar kenara çekilip onlara bakıyor, "Bu ne biçim sevgi, bu ne biçim kudret!" diye hayret ediyordu. **Kydippe** ise arabanın içinde gururla otururken, içinden gökyüzü sakinlerine şöyle bir fısıltı gönderdi:

"Ey yüce Hera, çocuklarımın bana gösterdiği bu hürmeti gör. Onlara bir insanın sahip olabileceği en güzel, en hayırlı ödülü ver."

Tanrıça Hera, bu sahneyi görünce hafifçe gülümsedi. Ama tanrıların hediyeleri bazen bizim bildiğimiz altın ya da ölümsüzlük gibi parlamaz; bazen en huzurlu limana, ebedi bir dinginliğe davet ederler.

**Kleobis** ve **Biton**, tapınağa vardıklarında öylesine yorgun, öylesine mutluydular ki... Bir daha hiç uyanmadılar. O gece tapınağın bahçesinde, uykularının en derin, en güzel yerinde ruhlarını huzura teslim ettiler.

İnsanlar buna üzüldü mü? Belki. Ama bir düşün bakalım; hayatın tüm kargaşasından, acılarından ve yaşlılığın getirdiği o bitmek bilmeyen yorgunluktan bir anda kurtulup, o anki gurur ve sevgi dolu halleriyle hatırlanmak… Belki de Hera, rahibesinin duasını tam da düşündüğünden daha bilgece cevaplamıştı.

Bak işte, hayat böyledir güzel evlat. Bazen bir adımın, bir nefesin, bir sevginin değeri, ancak onu ebediyete hapsettiğinde tam olarak ortaya çıkar. Şimdi hadi, şu testiden bir yudum su iç de kendine gel, yaşlı Silenos’un boğazı kurudu gitti!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme