Gel bakalım yanıma, şöyle yakınıma otur. Sakalım biraz karışıktır ama masallar için en iyi yastık buradadır. Bugün sana, zamanın tozlu sayfalarında kalmış, annelikten daha ağır bir yükün hikayesini anlatacağım. Hani o meşhur Hera rahibesi **Kydippe** vardır ya, hani şu iki dağ gibi evladı olan kadın… İşte o.
Bir gün **Kydippe**’nin, Hera’nın tapınağındaki büyük şenliğe yetişmesi gerekiyordu. Gökyüzü sakinleri bazen insanlardan öyle garip beklentiler içine girerler ki, insan ne yapacağını şaşırır. Hera, rahibesinden görkemli bir tören bekliyordu ama ortada ne bir araba vardı ne de onu taşıyacak bir öküz. Zaman daralıyor, güneş tepeye yaklaşıyordu.
O sırada, **Kydippe**’nin iki oğlu **Kleobis** ve **Biton** çıkageldi. İri yarı, kaslı, kendi başlarına birer ordu gibi evlatlar! Analarının telaşını görünce, "Merak etme ana," dediler, "Senin o güzel duaların, bizim de bu yorulmak bilmez bacaklarımız var."
Ne mi yaptılar? Bir atın veya öküzün yapacağı işi üstlendiler. Kayışları boyunlarına geçirdiler, ağır arabayı omuzladılar ve tapınağın yolunu tuttular. Düşünsene, kilometrelerce yol! Terleri toprağa damlıyor, solukları rüzgarla yarışıyordu. İnsanlar kenara çekilip onlara bakıyor, "Bu ne biçim sevgi, bu ne biçim kudret!" diye hayret ediyordu. **Kydippe** ise arabanın içinde gururla otururken, içinden gökyüzü sakinlerine şöyle bir fısıltı gönderdi:
"Ey yüce Hera, çocuklarımın bana gösterdiği bu hürmeti gör. Onlara bir insanın sahip olabileceği en güzel, en hayırlı ödülü ver."
Tanrıça Hera, bu sahneyi görünce hafifçe gülümsedi. Ama tanrıların hediyeleri bazen bizim bildiğimiz altın ya da ölümsüzlük gibi parlamaz; bazen en huzurlu limana, ebedi bir dinginliğe davet ederler.
**Kleobis** ve **Biton**, tapınağa vardıklarında öylesine yorgun, öylesine mutluydular ki... Bir daha hiç uyanmadılar. O gece tapınağın bahçesinde, uykularının en derin, en güzel yerinde ruhlarını huzura teslim ettiler.
İnsanlar buna üzüldü mü? Belki. Ama bir düşün bakalım; hayatın tüm kargaşasından, acılarından ve yaşlılığın getirdiği o bitmek bilmeyen yorgunluktan bir anda kurtulup, o anki gurur ve sevgi dolu halleriyle hatırlanmak… Belki de Hera, rahibesinin duasını tam da düşündüğünden daha bilgece cevaplamıştı.
Bak işte, hayat böyledir güzel evlat. Bazen bir adımın, bir nefesin, bir sevginin değeri, ancak onu ebediyete hapsettiğinde tam olarak ortaya çıkar. Şimdi hadi, şu testiden bir yudum su iç de kendine gel, yaşlı Silenos’un boğazı kurudu gitti!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık hikayelerinin arkasında, tozlu raflarda unutulmuş gerçek bir fısıltı var... Yanına yaklaş, zira büyüklerin "kader" diyerek üzerini örttüğü o soğuk gerçeği, bir kadeh şarabın neşeli burukluğuyla sana anlatayım.
Sana Kydippe'den bahsedeyim. Hani şu Kleobis ile Biton'un annesi, Hera'nın tapınağındaki rahibe olan kadın. Tarih kitapları onun evlatlarının gücünden ve annelerine olan "sadakatinden" bahsederken sanki bir başarı öyküsü anlatır. Ama evlat, gerçekler hep biraz daha karanlık, biraz daha derindir.
Kydippe, tanrıçanın hizmetinde bir ömür tüketmiş, otoritenin kurallarına göre şekillenmiş bir kadındı. O gün tapınağa gitmesi gerekiyordu ama öküzleri gelmemişti. İşte o an, sistemin dişlileri devreye girdi. Kendi çocuklarını, birer yük hayvanı gibi boyunduruğa koşup arabasını çektirdi. O "fedakar" evlatlar, annelerinin hırsı ve tapınak görevini yerine getirme zorunluluğu yüzünden, güneşin altında kan ter içinde koca bir yolu yürümek zorunda kaldılar. Sonunda ne oldu dersin? Mutlu bir son mu?
Hayır, güzel yavrum. Otoriteyi temsil eden tanrıçalar, kendilerine hizmet edenlerin acı çekmesinden, o acının yarattığı "kutsal" manzaradan beslenirler. Çocuklar yorgunluktan ve zorlanmadan sessizce hayata gözlerini yumduklarında, insanlar bunu bir "armağan" sandı. Oysa bu, gücün insan bedenini nasıl bir araç gibi kullandığının en hazin göstergesiydi. Kydippe'nin o anki hüznü, sistemin sunduğu "kutsallık" yalanıyla örtbas edildi.
Sakın unutma, şanlı görünen her figürün arkasında, kendi hedefleri uğruna başkalarını kullanan, ama aslında yine aynı otoritenin kurallarına hapsolmuş bir ruh vardır. Bazen en büyük kahramanlıklar, aslında sessizce yok edilenlerin hikayesidir. Şimdi git ve gördüğün her "kutsal" hikayenin ardındaki o saklı acıyı ararken, kendi yolunu çizmekten korkma. Dünya, kralların ve tanrıların yazdığı kitaptan çok daha fazlasıdır, evladım.