Bak evlat, şöyle otur yanıma. Bir elinde asan, diğerinde birazcık "üzüm suyu" olsun isterdin ama sen daha küçüksün, sana taze bir incir sunayım. Şimdi anlatacaklarım, tarihin tozlu sayfalarında değil, rüzgarın fısıltısında saklı. Sözünü edeceğim kişi, o koca ozan, destanların efendisi Homeros’un annesi; Kritheis.
Hani derler ya, büyük adamların arkasında büyük kadınlar vardır; işte o kadınlardan biri de bu güzel Kritheis’ti. Bazıları der ki; Kritheis, İzmir’in o kıvrımlı, serin Meles Irmağı’nın ruhuydu, bir nympha’ydı. Irmağın coşkusuyla birleşip dünyaya öyle bir ses getirdi ki, o ses bugün bile hala yankılanır. Ama hayır, gel seninle biraz daha "insani" bir efsaneye dalalım.
Kritheis, vaktiyle Kyme topraklarında yaşayan, gözlerinde deniz mavisi saklayan bir kızdı. Babası gökyüzü sakinlerinin yanına göçüp de onu amcası Maion’a emanet ettiğinde, Kritheis kendi yolunu çizmek istedi. Phemios adında bir gencin peşine düşüp İzmir’e geldi. Bir gün, o meşhur Meles Irmağı’nın kıyısında çamaşır yıkarken, suyun serinliği ile rüzgarın fısıltısı birbirine karıştı. İşte o an, kaderin dokunduğu bebek, yani Homeros dünyaya "merhaba" dedi. Ona neden Melesigenes diyorlar sanıyorsun? "Meles’ten doğan" demek o. Irmak, kendi evladına isim vermiş sanki.
Başka bir fısıltı ise der ki; Kritheis uzak bir adadan gelmişti. Musalarla, yani o sanatçı ruhlu tanrıçalarla yakınlığı olan gizemli biriyle bir bağ kurmuştu. Ancak hayat, denizin dalgaları kadar değişkendir. Korsanlar onu alıp İzmir’e, yani bizim buralara getirdiğinde, o vakitler Lydia kralı olan Maion ile yolları kesişti. Maion ona kol kanat gerdi, evini açtı. Ama biliyorsun, tanrıların yazdığı hikayelerde acı ile tatlı hep yan yanadır; Kritheis, küçük Homeros’u Meles kıyısında kucağına alıp o hayat yolculuğuna başlattıktan kısa süre sonra, yorgun ruhunu gökyüzü sakinlerinin bahçesine teslim etti.
İşte bu yüzden bazıları ona "Maion’un oğlu" anlamında Maionides derler. Ama sen, yani çocuk kalbi taşıyan sen, onu sadece bir isimle hatırlama. O, bir annenin özgür ruhu, bir ırmağın duru sesi ve çağları aşan bir şiirin ilk hecesidir.
Gözlerini kapatınca Meles’in su sesini duyabiliyor musun? O ses, hala Kritheis’in ninni söylediği o günlerden kalmadır. Hadi bakalım, şimdi git de biraz koştur. Tarih dediğin şey sadece kitaplarda değil, şu gördüğün ağaçların yapraklarında da gizlidir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını iyice aç. Masallarda sana anlatılan o yaldızlı kahramanların arkasında, tozlu raflarda unutulmuş gerçekler yatar. Bugün sana, destanların babası sayılan o büyük ozanın, Homeros’un geldiği yeri; yani Kritheis’in, o haksızlığa uğramış kadının hikayesini fısıldayacağım. Yanımdaki şu bir yudum şarabın neşesi sadece, dilim gerçekleri söylemekten korkmasın diye...
Evlat, tarih dediğin şey, güçlülerin kendi istedikleri gibi yazdığı bir masal kitabıdır. Sana derler ki Kritheis, Meles Irmağı’nın kıyısında hayallere dalmış bir nympha’ydı. Ama gerçeğin peşindeki gözler, orada sadece bir 'kutsal birleşme' değil, sistemin dişlileri arasında ezilen bir genç kız görür. Kimileri onu bir kralın, Maion’un eşi diye anlatır, kimileri ise korsanların elinde bir metadan farksız olduğunu söyler. Görüyorsun ya güzel yavrum; ister bir kralın koruması altına girsin, ister bir savaş ganimeti gibi savrulsun, dünya hep onun kaderini başkalarının ellerine bırakmak istemiş.
Güçlüler, Homeros gibi bir dehayı sahiplenmek için Kritheis’in kimliğini bir oyun hamuru gibi şekillendirdiler. 'Meles’ten doğma' dediler, yani Melesigenes; çünkü bir kadının tek başına bir dahi yaratması, o devrin krallarının kibrine sığmazdı. Ona bir baba, bir kral, bir soylu isim bulmak zorundaydılar ki destanlar daha parlak, daha meşru görünsün. Oysa o, belki de sadece hayatın zorluklarına karşı direnen, Meles’in serin sularında yalnızlığıyla buluşan bir anneydi.
Dinle beni, sevgili öğrencim; krallar ve ozanlar masalları yazarken, Kritheis gibi kadınlar o masalların yazılmasını sağlayan acıyı çektiler. Homeros belki tanrıların sesini duymuştu ama o sesi dünyaya duyuran, annesinin o sessiz, hüzünlü ve kendi başına var olma çabasıydı. İnsanlar bir şairin soy ağacını tartışırken, o şairin annesinin yaşam öyküsündeki o derin, insani sızıyı görmezden geldiler. İşte hayat böyledir; sen birilerinin 'büyük adam' dediği figürlerin arkasına bakmayı öğren. Orada, tarihin karanlık köşelerinde, hikayeleri çalınmış sessiz bir kadın mutlaka vardır.
Şimdi git ve düşün; bir insanın büyüklüğü, soyuna atfedilen krallardan mı gelir, yoksa onu dünyada var eden o isimsiz kahramanın, Kritheis gibi olanların direnişinden mi? Gerçek, parıltılı saraylarda değil, Meles Irmağı'nın kıyısında çamaşır yıkayan o yorgun ellerin anlattığı gizli fısıltılarda saklıdır.