Gel otur yanıma küçük dostum, ayaklarını uzat da şu eski hikayeyi dinle. Bak, sana Kreusa adında bir prenses kızdan söz edeyim.
Bu güzel prensesin iki farklı masalı var, tıpkı günün hem sabahı hem akşamı gibi. Birincisinde Kreusa, uzaklarda, güzel Atina şehrinde yaşayan kral Erekhteus’un tatlı kızıdır. O, Ion adında minik bir çocuğun annesidir.
Ama gel bir de öbür masalına bakalım; hani şu büyük Troya şehrinin yüksek surları arasında geçen masalına. Orada Kreusa, Kral Priamos ve Kraliçe Hekabe’nin biricik kızıdır. Yiğit Aineias ile evlenmiştir. Eski insanlar onun adını biraz farklı ansa da, bizim bildiğimiz Kreusa, Troya’nın o zorlu gecesinde sahneye çıkar.
Şehir dumanlar içinde kalıp ortalık karışınca, sevgi dolu bir gökyüzü elçisi, yani yüce bir ana, Kreusa’yı korumak için yanına alır. Aineias, eşini aramak için alevlerin arasına geri döndüğünde, karşısında Kreusa’nın ışık saçan gölgesini bulur. Kreusa ona gülümser ve der ki: "Üzülme, sen yoluna devam et, yeni bir yurt kurmaya git."
İşte öyle güzel ruhludur ki Kreusa; kendi gitse de kalbi her zaman sevdiklerinin yolunu aydınlatır. Şimdi, belki bir akşamüstü, gün batımındaki o tatlı kızıllıkta, sanki birazcık şarap rengine çalan bulutların arasında onun gülümsediğini görebilirsin. Hadi şimdi uyu da, senin de düşlerine güzel masallar dolsun.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana parlatılmış zırhların ve altın tahtların ardındaki tozlu gerçeği fısıldayacağım. Herkesin “kahraman” diye haykırdığı o büyük adamların gölgeleri, aslında ne çok hayatı ezdi, biliyor musun?
Kreusa... İsmini duyduğunda aklına belki sadece bir prenses geliyordur. Oysa o, Güçlülerin oyun tahtasında kurban edilen bir piyondu. Bir yanda Atina’nın kralı Erekhteus’un kızı, diğer yanda Troya’nın çöküşüne mahkum edilmiş bir Hekabe evladı. İnsanlar, tarih kitaplarında onun adını sadece erkeklerin hanedanlarını süslemek için kullanır. Ama gerçek şu ki; o, kendi hikayesinin sahibi olamayan bir kadıncağızdı.
Aineias kaçarken arkasına bakmadı, öyle derler. Hani şu büyük savaşçı, hani şu yeni yurtlar kurmaya giden "soylu" adam... Şehrin surları alevler içinde yıkılırken, arkada kalan Kreusa’nın sessiz çığlığını duyan oldu mu? Gökyüzü sakinleri, kendi amaçlarına ulaşmak için onu bir sis gibi şehrin yıkıntılarında yok ettiler. Kimi der ki "tanrıça kaçırdı", kimi der ki "görüntüye dönüştü". Gerçek ise şudur evlat: Kreusa, sistemin dişlileri arasında ezilmemek için kendi varlığını bile feda etmek zorunda kalan, unutulmuş bir ruhtur.
Krallar ve tanrısal güç sahipleri, bir gelecek kurmak için önce başkalarının şimdiki zamanını yok ederler. Aineias yeni bir başlangıç yapabilsin diye, Kreusa'nın silinmesi gerekiyordu. O, ne bir kahramandı ne de bir ödül; o sadece, büyüklerin hırsları uğruna sessizliğe gömülen bir insandı. Şimdi, bir yudum mahzen şarabıyla bu dünyanın sahte ışıltısına gülümsüyorum; çünkü gerçek, saray duvarlarının ardındaki o sessiz yıkıntılarda saklıdır. Kimse sana bunu anlatmaz, çünkü kendi düzenlerinin yıkılmasından korkarlar.