Oturun bakalım küçükler, ayaklarınızı uzatın da size Girit’in o eski, tozlu topraklarından bir masal anlatayım. Şöyle bir yaslanın arkanıza; anlatacağım kişi öyle sıradan bir kral değil, adanın ta kendisiyle, yani Kres ile tanıştıracağım sizi.
Girit’i duymuşsunuzdur, hani şu denizin ortasında nazlı bir gelin gibi süzülen büyük ada. İşte o adanın ismi, bu Kres dediğimiz adamdan gelir. Bazıları der ki; "Silenos, bu adam düpedüz bir tanrı oğludur, yüce Zeus ile İda Dağı’nın o cıvıl cıvıl nympha’larından birinin çocuğudur." Bazıları ise daha farklı anlatır; "Yok efendim, Kres toprağın içinden, tıpkı bir çiçek gibi kendiliğinden bitivermiştir" derler. İnanın bana, ikisi de kendi çapında haklıdır; çünkü bazı insanlar gerçekten de toprağın ruhunu taşırlar.
Şimdi sıkı durun, asıl mesele burada başlıyor. Kres, o kadar eski biridir ki, Minos denilen o meşhur kraldan bile çok önce adanın tozunu attırmıştır. O zamanlar dünya daha genç, gökyüzü sakinleri ise yeryüzündeki işlerle daha sık meşgul olurlardı. Hani o meşhur Zeus bebekken babası Kronos’un gazabından kaçırılmıştı ya, işte o günlerde minik tanrıyı saklayıp kollayan, ona babalık eden kişi bizzat Kres’ti. Düşünsenize, bir tanrıyı büyütmek her babayiğidin harcı değildir!
Kres sadece koruyucu da değildi; o, adaya medeniyeti, yani hayatı yaşanır kılmayı getiren ilklerden biriydi. İnsanlara "Nasıl bir arada yaşanır, nasıl adaletli olunur?" diye yasalar fısıldadı. Sanki toprağın bereketi onun parmak uçlarından Girit’in ovalarına akıyordu.
Bir de şu garip ama büyüleyici Talos meselesi var. Hani şu tunçtan yapılmış, devasa, adanın etrafında bekçilik eden o meşhur "robot" diyelim, ya da gökyüzü sakinlerinin harika bir icadı... Bazı kadim söylenceler, Kres’in bu tunç devin babası olduğunu fısıldar. Düşünün, Kres hem insanlara yasaları öğretecek kadar bilge, hem de böyle muazzam bir eseri koruyucu olarak adaya dikecek kadar mühendis ruhlu bir adam.
İşte böyle küçük dostlarım. Kres, Girit’in derinliklerinde, o eski taşların arasında hala fısıldanan bir isimdir. Bir gün yolunuz o güzel adaya düşerse, toprağa iyi bakın. Belki altında saklı bir yasa, belki de bir tunç parçasının izini bulursunuz. Şimdi, hadi bakalım, güneş batıyor; bugünlük bu kadar tarih yeter, biraz da hayallere dalma vakti.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evladım, yaşlı bir adamın şarap kadehinin dibinde sakladığı o kadim tozlu hikayelerden birini duymak ister misin? Masallarda anlatılan o yaldızlı kahramanların ardında, aslında kimsenin pek konuşmak istemediği, gölgelerin arasında titreyen sırlar vardır. Hadi, gel yanıma da sana Kres’in, o ilk Giritli'nin gerçek yüzünü anlatayım.
Derler ki, Kres, İda Dağı'nın hırçın rüzgarlarından ya da doğrudan toprağın bağrından fışkırmış. İster bir tanrının oğlu de, ister toprağın öz evladı; buradaki asıl mesele onun kim olduğu değil, ne yaptığıdır. Sözde o, minik Zeus’u babası Kronos’un hırsından koruyan koca yürekli bir koruyucuydu. Ama unutma güzel yavrum; gücün sahipleri, kendilerini koruyanları her zaman kendi efsanelerinin bir parçası yaparak ödüllendirirler. Bir düşün; birine "uygarlık getiren" veya "yasa koyucu" denildiğinde, aslında o kişinin diğer herkesin özgürlüğünü kendi kurallarıyla sınırladığı gerçeği nasıl da ustaca örtbas edilir.
Kres'e atfedilen o ünlü metal bekçi, Talos’u hatırlıyor musun? Hani şu tunçtan yapılmış, kıyıları koruyan korkunç makine... İnsanlar onu bir kahramanlık simgesi sanır. Oysa o dev, sadece birinin hırsının ve korkusunun ürünüydü. Kendi güvenliğini sağlamak için insana benzeyen ama kalbi olmayan, sadece emirle hareket eden bir yaratık üretmek... İşte bu, kralların o meşhur "düzen" tutkusunun en karanlık halidir. Kres, o tunç devi yaptığında, aslında sadece topraklarını değil, kendi iktidarını da demir bir parmaklığın ardına hapsetmişti.
Bazen düşünüyorum sevgili evlat, Kres neden yasalar koyma gereği duydu? Belki de o da, birilerinin elinde oyuncak olmaktan, bir kralın hırsı uğruna harcanmaktan korkan pek çok isimsiz kahramandan biriydi. Ama tarihin tozlu sayfaları, o isimsizlerin acısını değil, sadece yöneticilerin parıltılı yasalarını yazar. Kres, belki de sadece hayatta kalmaya çalışan biriyken, mitler onu bir "kurucu" maskesiyle süsleyip başkalarının hizmetine sundu.
Bilge bir gözle bakarsan evlat, görkemli kralların gölgesinde, kendi varlığını korumaya çalışan ama sistemin çarkları arasında biraz ezilmiş, biraz da bellenmiş bir hayat bulursun. Kres’in hikayesi, bir zafer türküsü değil; bir toprak parçasını elde tutmanın bedelini ödeyen, kendi yarattığı makinelerin altında ezilen bir ruhun sızısıdır.
Şimdi anlıyor musun? Krallar, tanrılar veya o "kurucu kahramanlar"... Hepsi birer sahne karakteri. Gerçek olan ise o tunçtan devlerin gölgesinde nefes almaya çalışanların, sessizce kendi yolunu çizme çabasıdır. Bunu hiç unutma; dünya, kahramanların değil, onların gölgesinde kendi gerçeğini fısıldayanların sırlarıyla döner.