Bak evlat, şu ağacın gölgesine iliş de anlatacaklarımı iyi dinle. İnsanlar krallık tahtına oturunca dünyayı sadece kendi yasalarıyla döner sanırlar, oysa gökyüzü sakinlerinin gülüp geçtiği ne oyunlar döner sarayların taş duvarları arasında... Bugün sana iki farklı Kreon’dan bahsedeceğim, ikisi de kraldı ama ikisinin de yolu acı bir sona çıktı.
Önce Korinthos’un o gösterişli kralı Kreon’a bakalım. Hani şu meşhur İason ve büyücü Medeia’nın yolları ona düştüğünde, onları sarayına kabul eden kral. Bir süre her şey huzurlu sanırsın, fakat insan hırsı ve kararlarındaki o ani sapmalar her şeyi berbat eder. Kreon, kendi kızı Kreusa’yı, İason ile evlendirmeye kalkıştı. Bir kral olarak kuralların her şeye yeteceğini sandı ama karşısındaki Medeia’ydı! Büyücü kadın, sanki bu evliliği kabul etmiş gibi davrandı; kızı Kreusa’ya süslü bir gelinlik gönderdi. O kumaşın içine nakşedilen büyü, genç kızı giydiği anda cayır cayır yakmaya başladı. Zavallı kral Kreon, kızının çığlıklarını duyunca onu kurtarmak için öne atıldı ama ateşi harlayan büyü, babayı da kızıyla birlikte yuttu. Bir kralın otoritesi, bir kadının öfkesi karşısında küle dönüverdi işte.
Sonra bir de Thebai kralı Kreon vardır, hani şu Oidipus’un hem kayınbiraderi hem de baş düşmanı olan adam. O, devlet kanunlarının doğanın, tanrıların ve insanın vicdanındaki kadim kurallardan üstün olduğunu sananlardandı. Oidipus’un oğulları birbirine düşman olup öldüğünde, şehrin yönetimini ele aldı. O, kendi seçtiği tarafı tuttu; birini kahraman, diğerini vatan haini ilan edip toprağa verilmesini bile yasakladı. İşte tam burada, o meşhur Antigone ile karşı karşıya geldi. Antigone, "Yasaların üstünde vicdanın ve gökyüzü sakinlerinin koyduğu yasalar vardır" dediğinde, kral bunu dinlemedi.
Ne mi oldu? Kendi katı kuralları altında ezildi. Oğlu Haimon’u, değer verdiği herkesi kaybetti ve sonunda elinde sadece soğuk taşlardan oluşan bir iktidar ve koca bir yalnızlık kaldı. İnsan, evlat, bazen tahtına çok güvenir, bazen de kendi kanunlarını göklerin kanunu sanır; ama rüzgar eser, devran döner ve günün sonunda sadece yaptığın seçimler kalır geriye.
Kreonların hikayesi böyledir işte; iktidar hırsıyla gözleri perdelenmiş, elindekini korumak isterken elindekini avuçlarının arasından akıtıp gitmiş iki talihsiz adam. Şimdi, biraz daha şarap doldurayım mı, yoksa başka bir hikayeye mi geçelim? İnsanların bu kadar hırslı olması sence de biraz komik değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, yetişkinlerinse duymaktan korktuğu bir sır var; gel biraz sokul da anlatayım. Sarabın hafif neşesi zihnimi berraklaştırırken, sana taçların ışıltısının ardındaki o paslı demiri göstereyim. İnsanlar krallardan bahsederken "düzen" derler, ama bu düzenin aslında kaç hayatın üzerine kurulduğunu pek fısıldamazlar.
Kreon adında bir adam vardı, hani şu iktidar koltuğuna oturduğunda her şeyin kendi kurallarıyla döneceğine inananlardan. Bir gün Kreon, kendi gücünü perçinlemek için kızını, yani Kreusa'yı bir pazarlık parçası gibi İason'a sundu. İason ise; ah evlat, o meşhur kahraman, kolayı seçip yanındaki kadını, Medeia'yı bir kenara itiverdi. Sistemin "kurallar" dediği o buzdan yapı, bir kadının kalbini ve onurunu hiçe saydı. Medeia’nın gönderdiği o ateşten gelinlik, aslında sadece kumaş değil; adaletsizliğe uğramış bir ruhun, sistemin duvarlarına vurduğu sessiz bir çığlıktı. Kreon orada, kendi kurduğu o katı düzenin ateşiyle yanarken, aslında sadece bedeni değil, o kibirli otoritesi de küle dönüyordu.
Peki ya sen, güzel dostum, hiç düşündün mü; bir kral neden doğanın kanunlarından üstün olduğunu sanır? Thebai'nin kralı olarak anılan aynı Kreon, yıllar sonra yine sahneye çıktı. Bu sefer, Oidipus’un çocukları Eteokles ve Polyneikes birbirlerine düştüğünde, o yine tarafını seçti. Güç, her zaman haklı olanın değil, daha yüksek sesle emir verenin yanındaydı ona göre. Antigone, bir kardeşin görevini yerine getirmek istediğinde, Kreon ona devletin sert yasalarını sundu. Devlet dediği neydi biliyor musun? İnsan kalbini ezen, toprağın huzurunu bozan o soğuk mantık.
Kreon, o görkemli sarayında otururken aslında bir mahkumdu. Kuralları, yasaları ve sınırları vardı ama "insan" olmayı unutmuştu. Hatasız bir kahraman mıydı? Asla. O, sadece iktidarın kendi yansımasına aşık olmuş, başkalarının acısını bir istatistik sanan bir figürandı. Sana tek bir öğüdüm var, küçük bilge: Birileri sana "doğru olan budur" diyerek büyük yasalar dayattığında, o yasanın arkasındaki Kreon'ların hırsını ve o yasanın altında ezilen Antigone'lerin, Medeia'ların sessiz haykırışlarını hatırla.
Gerçekler acıdır, evlat; tıpkı eski bir meşe ağacının gölgesindeki serinlik gibi. Ama onları bilmek, seni o tahtların gölgesinden çıkarıp, kendi özgürlüğünün güneşine taşır.