Thesauros Mythology Kimmerioi (Kimmer'ler)

Kimmerioi (Kimmer'ler)

Kimmerioi (Kimmer'ler)

Kimmerioi, Okeanos’un ötesinde, güneşin asla uğramadığı sisli ve karanlık bir diyarda yaşayan, ölüler ülkesine açılan kapının efsanevi bekçileridir.

Odysseia’da ismi zikredilen Kimmerioi, güneşin mutlak otoritesinin hüküm sürmediği bir sınır bölgesinin sakinleridir. Odysseus, yer altı dünyasına açılan bu geçidi, Okeanos’un deri nakışlı kıyılarında, güneşin merkezi idaresinin hiçbir zaman ulaşamadığı bir mevkide betimler:

Güneşin çekildiği ve yolların karardığı sınırda,
Okeanos’un kuşattığı o sisli diyarda bulurlar kendilerini;
Bulutlar, tepeden tırnağa örter göklerini.
Yıldızlara yükselirken de, toprağa dönerken de,
Güneşin dikizleyen ışınları bu topraklara uğramaz;
Ölümlülerin üzerine çöken bu ebedi karanlık,
Merkezin gözetiminden kaçanların tek sığınağıdır.

Homeros’un disk biçimli dünyasında, tanınan coğrafyanın çevresini saran Okeanos hattının kuzeybatısına yerleştirilen bu kavim, anlatı haritalarında güneşin ve dolayısıyla merkezi tahakkümün etkisizleştiği bir boşluğa konumlandırılmıştır. Efsane yazarları için bu sisli coğrafya, kaçınılmaz olarak ölüler ülkesiyle iç içe geçmiştir.

Zamanla anlatı evrilmiş; Kimmerioi, Kelt veya İskit boylarının kökeniyle ilişkilendirilmiştir. Romalıların tahayyülünde ise ölüler ülkesine giriş, Vergilius’un *Aeneis* destanında görüldüğü üzere Cumae’ye sabitlenmiştir. Yeraltı galerilerinde yaşadıklarına dair söylentiler, belki de Akdeniz’in büyük güç merkezlerine maden akışı sağlayan, otoritenin doğrudan hükümranlığından uzak o özerk ticaret topluluklarını imler. Tarihsel düzlemde ise bu gölge topluluk, İ.Ö. VII. yüzyılda Anadolu’ya yönelmiş, Phrygia’nın başkenti Gordion’u yıkarak merkezi iktidar yapılarının surlarında derin çatlaklar açmıştır.
Silenos
Gelin hele, biraz yanaşın ateşin başına. Sakallarımı düzeltmeme bakmayın, ben aslında sadece biraz yorgunum. Hadi, size uzaklarda, güneşin bile yüzünü göstermeye çekindiği tuhaf bir diyardan bahsedeyim.

İthaka’nın o kurnaz kralı Odysseus’u bilirsiniz, hani şu başına gelmedik iş kalmayan adam. İşte o, bir keresinde öyle bir yere gitti ki, yolların bittiği, bildiğimiz dünyanın sınırlarını çizen Okeanos’un kıyısına vardı. İşte orası, Kimmerlerin ülkesidir. Öyle bir yer hayal edin ki; ne gün doğarken gökyüzü sakinlerinin altın ışıkları değebilir oraya, ne de gün batarken o kızıllık serilebilir üzerlerine. Ömürleri, sürekli bir sis ve yoğun bulutların altında, sanki koca bir kış gecesinin koynunda geçer. Kimileri buranın haritamızın en kuzeybatı ucunda, Okeanos’un ötesinde olduğunu söyler, kimileri ise sadece bir sis perdesi arkasında saklı bir gizem olduğunu fısıldar.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos, bu insanlar hiç mi güneş görmez?" Görmezler çocuklar. Bu yüzden bizim efsanelerimizde bu ülke, yeraltı dünyasına, o sessiz ve karanlık ölüler diyarına açılan bir kapı gibi görülür. Sanki o sislerin ardı, yaşamla ölümün birbirine değdiği incecik bir çizgi gibidir.

Ama hikaye burada bitmiyor, çünkü Kimmerler sadece sisler içinde yaşayan gölgelerden ibaret değil. Zamanla bu isim, sanki bir efsaneden kopup tarihin tozlu sayfalarına karışmış. Kimi ozanlar onları kuzeyin sert rüzgarlarında yaşayan boyların, İskitlerin veya Keltlerin atası sayar. Hatta Romalılar, o büyük şairleri Vergilius’un dizelerinde, ölüler diyarına girişin İtalya’nın güneyindeki Cumae’den olduğunu söyleyip dururlar. Kimileri de "Yok canın, bunlar olsa olsa yerin altında galeriler kazan, tunç ve bakır işleyen çalışkan madencilerdir" der. Maden ocaklarında ter döken, Akdeniz’den gelen tüccarlara mallarını satan o eski zanaatkarlar belki de onlardı.

Görüyor musunuz? İnsanların aklı bazen bir tanrıça kadar karışık, bazen de bir çocuk kadar meraklı olabiliyor. Bir bakıyorsunuz sisler içindeki bir hayaletler ülkesi, bir bakıyorsunuz Anadolu topraklarına, Gordion’a kadar at süren, kılıç sallayan gerçek bir kavim. İşte dünya böyle bir yer; biraz efsane, biraz gerçek, biraz da içinde yudumladığımız şu neşeli iksirin verdiği hafif baş dönmesi gibi bir şey.

Hadi bakalım, yeter bu kadar gizem. Ateş sönmeden biraz daha yaklaşın da, güneşin uğramadığı o toprakların soğuğunu, bizim şu sıcak sohbetimizle biraz dağıtalım. Kim bilir, belki de o sislerin ardında hala birileri oturmuş, bizim burada ne konuştuğumuzu merak ediyordur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme