Thesauros Mythology Kikon'lar

Kikon'lar

Kikon'lar

Odysseus’un Troy dönüşü yağmaladığı Trakya şehri İsmaros’un halkı. Akhalara karşı verdikleri kanlı mücadele ve nefis şaraplarıyla tanınırlar.

İthaka’ya dönüş rotasının ilk durağı, Trakya kıyılarında, muhtemelen günümüz Dedeağaç coğrafyasında konumlanan İsmaros’tur; Kikon’ların yurdu. Akhalar buraya vardıklarında, herhangi bir meşruiyet gerekçesi sunmaksızın kentin üzerine çökerler. İster Troya savaşındaki eski müttefiklikleri bir hesaplaşma vesilesi sayılsın, ister sadece fetih sonrası biriken o mutlak sahip olma arzusu körüklensin; Odysseus, bu yağmanın mantığını açıklama gereği bile duymaz. İktidarın, karşısındakini "diğeri" kıldığı ve mülkiyetini kendi uzantısı gibi gördüğü bu alışıldık tahakküm pratiği, yedi külçe altın, bir gümüş tas ve on iki sağrak dolusu İsmaros şarabı ile sonuçlanır. İleride Polyphemos’un bilincini bulandırıp onu diz çöktürecek olan o ağır, bal kıvamlı şarap, aslında ilk önce İsmaros’ta bir boyun zayıflatılmasıyla elde edilen bir ganimettir. Hakimiyetin sarhoşluğu, paylaşılan sofralardan ziyade, emre amade kılınan zaman dilimlerine hapsolduğunda tehlikeli bir hal alır; nitekim gemiye dönüş emri verildiğinde, itaat ile rehavet arasında sıkışan adamlar, dağlardan yükselen atlıların gazabıyla yüzleşirler. Bu ani karşı koyuş, merkezi bir otoritenin buyruğuyla hareket edenlerin, yerel olanın öfkesi karşısında nasıl bir bedel ödediğinin kanıtıdır; nihayetinde altı kayıpla yola devam edilirken, geride bırakılan her şey, otoritenin kendi sınırlarını çizmek için ödediği zorunlu bir "hizaya gelme" maliyetidir (Od. IX, 38-61).
Silenos
Şimdi, kulaklarınızı dört açın bakalım küçükler; zira Odysseus’un o upuzun, bazen denizin tuzuyla, bazen de talihsiz kararlarla yoğrulu yolculuğu daha yeni başlıyordu. Truva’nın külleri henüz soğumadan, bizim kurnaz kahraman rotasını biraz kuzeye, Trakya kıyılarına, İsmaros denen o yerleşkeye çevirdi. Orada Kikon’lar yaşardı; sert, savaşçı, toprağına sıkı sıkıya bağlı insanlar.

Neden mi oraya uğradı? Ah, koca bir savaştan dönen adamlar huzur bulmaya mı gidiyordu, yoksa akıllarında ganimetin parıltısı mı vardı? Odysseus orasını pek açmaz, ama gemilerin ambarları dolup taşınca anlıyorsunuz ki eli boş dönmemiş. Yedi külçe altın, parıl parıl bir gümüş tas ve en önemlisi; o meşhur, bal gibi kokan İsmaros şarabı! Öyle güçlüdür ki o şarap, bir tasını yirmi tas suyla sulandırmadan içmeye kalksanız, gökyüzü sakinlerinin şimşeklerini tepenizde hissedersiniz. İşte o mübarek içki, ileride başına gelecek büyük bir belada, o tek gözlü dev Polyphemos’u uyutmak için işine yarayacaktı ya, neyse...

Odysseus, aklı başında bir kaptan gibi, "Hadi dostlar, vakit tamam, gemilere dönüyoruz!" diye bağırdı. Lakin bizimkilerin gözü dönmüştü bir kere; karınlarını doyurmanın, ganimetin keyfini sürmenin rehavetine daldılar. Sanki bir daha hiç ziyafet çekmeyeceklermiş gibi, güneş batana kadar yiyip içtiler.

Ama denizciler unutmuştu ki; dağlarda yaşayan Kikon’lar, atlarını rüzgar gibi sürmeyi iyi bilirlerdi. Bizimkiler kıyıda keyif çatarken, dağlardan aşağı bir uğultu yükseldi. Atlı Kikon’lar, sanki toprak onların öfkesiyle titriyormuş gibi sahile indiklerinde, güneş henüz batmak üzereydi. Oklar havada uçuştu, kılıçlar çelikten sesler çıkardı. O gün, sadece doyasıya yemek ve içmek isteyen arkadaşlarının dikkatsizliği yüzünden altı iyi adamını orada, o kumsalda bıraktı Odysseus.

Zar zor, can havliyle kendilerini gemilere attıklarında, geride bıraktıkları arkadaşlarının acısı ve yola devam etmenin burukluğu vardı. İşte o gün, Odysseus’un dönüş yolculuğunda öğrendiği ilk acı ders şuydu: "Eğer zaferin tadını çıkarmak istiyorsan, önce elindekini korumayı bileceksin."

Hadi bakalım, şimdi gidip dinlenin biraz; zira önümüzdeki maceralarda devler, büyücü kadınlar ve hırçın denizler var. Akıllı olun, açgözlülüğe yenilmeyin, yoksa Kikon’ların okları sizin de yolunuzu kesebilir.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme