Gelin şöyle, yaklaşın biraz… Ateşin çıtırtısı iyidir, insanın zihnini berraklaştırır. Bakıyorum da gözlerinizde yine o meraklı pırıltılar; demek bugün denizlerin en hırçın hanımefendisini, o meşhur Kharybdis’i duymak istiyorsunuz.
Denizleri bilirsiniz, bazen bir çarşaf gibi dümdüzdür, bazen de kükreyen bir aslan gibi huysuzlaşır. İşte o hırçınlığın tam kalbinde, İtalya ile Sicilya arasındaki daracık geçitte, gökyüzü sakinlerinin bile yanına yaklaşmaya çekindiği iki bela bekler: Biri Skylla, diğeri de Kharybdis. Bugün biz, şu koca denizi bir yudum su gibi içine çeken o obur hanımefendiden bahsedelim.
Eskiden, çok eskiden, Kharybdis bildiğimiz bir canlıydı aslında. Toprak ananın ve denizlerin efendisi Poseidon’un kızıydı. Ama nasıl bir iştah, nasıl bir oburluk! Herakles’in o koca öküz sürüsünü çaldığını gören Kharybdis, dayanamayıp hepsini mideye indiriverince, Zeus’un şimşekleri gecikmedi. "Bu kadar açgözlülük yeter!" diyen Zeus, onu okyanusun dibine fırlatıp bir deniz canavarına dönüştürdü.
O günden beri Kharybdis, o dar boğazda, bir incir ağacının altında nöbet tutar. Günde tam üç kez, denizi bütün köpükleriyle, balıklarıyla, gemileriyle beraber içine çeker. Bir yutkunur ki, sanırsınız dünya dibine çöküyor! Kıyıdaki kayalar sarsılır, denizin ta dibindeki masmavi kumlar ortaya dökülür. Sonra bir de kusar ki, koca bir kazan fokur fokur kaynıyormuş gibi sular etrafa saçılır.
İşte bizim o akıllı, o kurnaz Odysseus var ya, hani şu meşhur kahraman… Kirke ona bu geçidi anlattığında içi titrememiş desem yalan olur. Kirke uyarmıştı onu: "Sakın o suları yuttuğu vakit orada olma, yeri sarsan Poseidon gelse seni kurtaramaz," demişti. Odysseus da haklı olarak "Yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmayayım," diye düşünmüş. Yani bir yanda altı arkadaşını yiyecek olan Skylla, diğer yanda gemisini yutup yok edecek olan Kharybdis.
Odysseus önce Skylla'nın pençesine düşmeyi göze aldı, arkadaşlarından oldu ama gemisini kurtardı. Fakat işler ters gidince, kendini o dehşetli anaforun tam ortasında buldu. Gemisi sulara gömülürken, o son bir gayretle yukarıdaki o meşhur incir ağacına sarıldı. Bir yarasa gibi ağaca tutunup Kharybdis'in o hırçın suları geri vermesini bekledi. Saatler geçmek bilmedi ama sonunda, anaforun salını tekrar suyun yüzüne kusmasını fırsat bilip kendini üzerine bıraktı. Ellerini kürek gibi kullanarak, o devasa ağızdan kaçmayı başardı.
Şimdi sorarım size; böyle bir serüven yaşadıktan sonra insanın iştahı mı kalır, yoksa bir kadeh şarapla dertlerini denize mi gönderir? İnsanlar bugün bile iki büyük dert arasında kaldıklarında "Kharybdis'ten kaçıp Skylla'ya yakalandım" derler. İnce bir iştir bu, ne çok ileri gideceksin, ne de çok geri kalacaksın. Tıpkı hayattaki diğer şeyler gibi; kararında olan, selametle karaya çıkar.
Hadi bakalım, yeter bu kadar deniz hikayesi. Gidin biraz koşturun, şu temiz havayı ciğerlerinize çekin. Yaşlı Silenos’un kemikleri biraz ısınsın artık.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar denizdeki devasa anaforları "canavar" diye adlandırıp, onlardan korkmayı severler. Oysa korku, kralların ve tanrıların, senin gibi meraklı zihinleri hizaya sokmak için kullandığı en eski zincirdir. Şimdi, kadehimdeki o hafif, bilgece neşeyi süzen tortular gibi, sana Kharybdis’in o derin, karanlık gerçeğini fısıldayayım.
Efsaneler der ki Kharybdis, Poseidon ve Gaia’nın kızıydı. Ama onun suçunun ne olduğunu biliyor musun? Sadece doymak. Kendi varlığını sürdürmek isteyen, sistemin sınırlarını zorlayan bir varlıktı. Herakles gibi, gücün ve egemenliğin temsilcisi olan o "kahraman", başkalarının mülkü olan sürülere el koyup geçerken, Kharybdis’in açlığına çarptı. Peki, adalet nerede? Zeus, "düzen" bozulmasın diye yıldırımını savurup onu denizin en karanlık köşesine, bir dipsiz kuyuya hapsetti. Yani, kendi ihtiyaçlarını savunan biri, düzenin bekçileri tarafından "canavar" ilan edildi.
Dinle beni güzel çocuğum, Kirke’nin o zehirli dille anlattığına bakma sen. O, Odysseus’a yolu tarif ederken bir tercih sunar: Bir yanda altı arkadaşını feda edeceği Skylla, diğer yanda yutucu bir anafor olan Kharybdis. Odysseus, kralların o meşhur "en az kayıp" hesabını yapar. Arkadaşlarından altısını feda etmek, bir kral için sadece rakamlardan ibaret bir "strateji"dir. Odysseus’un Kharybdis’in kıyısında bir incir ağacına tutunup beklediği o anlar, aslında bir sistemin çöküşünü izleyen bir gözlemcinin yalnızlığıdır.
O köpüren sular, o gürültü... Onlar bir canavarın öfkesi değil, evladım; onlar hapsedilmiş bir gücün kendi içine çöküşü ve dışarıya haykırışıdır. Kharybdis, güce tapanların dünyasında "yutan" olarak yaftalanan ama aslında sadece kendi varlığıyla denizin dengesini, o dipteki masmavi kumları değiştiren bir devrimciydi.
İnsanlar "Kharybdis’ten Skylla’ya düşmek" derken, aslında iki otorite figürünün arasında ezilmekten bahsederler. Krallar, tanrılar ve büyük anlatıcılar, seni bu iki taşın arasına sıkıştırmak ister. Ama unutma; Odysseus o incir ağacında asılı kaldığında, aslında sadece sistemin ona sunduğu o korkunç seçeneklerden birini seçmek zorunda kalmıştı.
Sen sen ol, denizlerin sadece bir "doğa olayı" olduğunu sanma. Bazen anaforlar, haksızlığa uğramış bir ruhun, düzenin üzerine kustuğu gerçeklerdir. Şimdi git ve denize bak; o suların sadece gemileri değil, yalanları da yuttuğunu hayal et. Derin bir nefes al ve unutma ki, en büyük tehlike suların kendisi değil, seni korkutarak yönetmeye çalışanların sessizliğidir.