Thesauros Mythology Kharybdis

Kharybdis

Kharybdis

Messina Boğazı'nın obur canavarı Kharybdis, günde üç kez suları yutup kusan korkunç bir anafor. Skylla ile birlikte denizcilerin en büyük kabusudur.

Messina Boğazı'nın iki yakasında, İtalya ile Sicilya’yı birbirinden ayıran coğrafyada konumlanan Skylla ve Kharybdis, sadece denizcilerin kabusu değil, iktidarın hüküm sürdüğü dar geçitlerin yutucu simgeleridir. Batı dillerinde "Kharybdis’ten Skylla’ya düşmek" biçiminde yerleşen ve yağmurdan kaçarken doluya tutulmayı imleyen bu deyim, otoritenin kıskacında kalan bireyin, bir baskı odağından kurtulmaya çalışırken bir diğerine mecbur bırakıldığı o trajik kaçınılmazlığı anlatır.

Kharybdis’in kökeni, Odysseia’dan evvel Herakles mitosunda karşımıza çıkar; Gaia ile Poseidon’un soyundan gelen bu obur yaratık, düzenin sınırlarını zorlayan bir iştahla, Herakles’in sürülerini gasp edince ilahi hiddete maruz kalır. Zeus’un yıldırımıyla deniz dibine mahkum edilen bu figür, artık düzenin dışına itilmiş bir disiplin aracıdır. Büyücü Kirke, Odysseus’a rota çizerken bu iki kaya arasındaki imkansız tercihi, tanrısal bir zorunluluk gibi sunar: Kharybdis, o ürkütücü incir ağacının altında kara suları yutan, yeri sarsan kudretin bile müdahale edemeyeceği bir boşluktur; günde üç kez kusup üç kez yutarak kendi ritmiyle bir tahakküm alanı yaratır.

Odysseus, otoritenin çizdiği rotada hayatta kalabilmek için Skylla’ya arkadaşlarını feda etmeyi, denetimsiz bir yutucu olan Kharybdis’in mutlak yok ediciliğine tercih eder. Kendi tanıklığında betimlediği üzere; deniz sularını yuttuğunda dipteki kumları bile teşhir eden bu anafor, sanki bir kazanın içinde kaynayan bir düzen gibi, en sarsılmaz görüneni bile yutuverir. Ancak Odysseus, bu tahakküm mekanizmasının bir parçası olmaktansa, yelken direğini bir dayanak yaparak incir ağacına tutunur ve anaforun devrini tamamlamasını bekler; sistemin kendi içindeki çevrimsel boşluğuna sızarak oradan kurtulmayı başarır. Homeros’un betimlediği bu durum, Messina Boğazı’nın doğal akıntılarının zamanla mitosun hırçın dokusuyla birleştiği bir sınır hattıdır; zira Kharybdis, boyun eğmeyen her şeyi içine çeken o dipsiz iktidar coğrafyasının ta kendisidir.
Silenos
Gelin şöyle, yaklaşın biraz… Ateşin çıtırtısı iyidir, insanın zihnini berraklaştırır. Bakıyorum da gözlerinizde yine o meraklı pırıltılar; demek bugün denizlerin en hırçın hanımefendisini, o meşhur Kharybdis’i duymak istiyorsunuz.

Denizleri bilirsiniz, bazen bir çarşaf gibi dümdüzdür, bazen de kükreyen bir aslan gibi huysuzlaşır. İşte o hırçınlığın tam kalbinde, İtalya ile Sicilya arasındaki daracık geçitte, gökyüzü sakinlerinin bile yanına yaklaşmaya çekindiği iki bela bekler: Biri Skylla, diğeri de Kharybdis. Bugün biz, şu koca denizi bir yudum su gibi içine çeken o obur hanımefendiden bahsedelim.

Eskiden, çok eskiden, Kharybdis bildiğimiz bir canlıydı aslında. Toprak ananın ve denizlerin efendisi Poseidon’un kızıydı. Ama nasıl bir iştah, nasıl bir oburluk! Herakles’in o koca öküz sürüsünü çaldığını gören Kharybdis, dayanamayıp hepsini mideye indiriverince, Zeus’un şimşekleri gecikmedi. "Bu kadar açgözlülük yeter!" diyen Zeus, onu okyanusun dibine fırlatıp bir deniz canavarına dönüştürdü.

O günden beri Kharybdis, o dar boğazda, bir incir ağacının altında nöbet tutar. Günde tam üç kez, denizi bütün köpükleriyle, balıklarıyla, gemileriyle beraber içine çeker. Bir yutkunur ki, sanırsınız dünya dibine çöküyor! Kıyıdaki kayalar sarsılır, denizin ta dibindeki masmavi kumlar ortaya dökülür. Sonra bir de kusar ki, koca bir kazan fokur fokur kaynıyormuş gibi sular etrafa saçılır.

İşte bizim o akıllı, o kurnaz Odysseus var ya, hani şu meşhur kahraman… Kirke ona bu geçidi anlattığında içi titrememiş desem yalan olur. Kirke uyarmıştı onu: "Sakın o suları yuttuğu vakit orada olma, yeri sarsan Poseidon gelse seni kurtaramaz," demişti. Odysseus da haklı olarak "Yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmayayım," diye düşünmüş. Yani bir yanda altı arkadaşını yiyecek olan Skylla, diğer yanda gemisini yutup yok edecek olan Kharybdis.

Odysseus önce Skylla'nın pençesine düşmeyi göze aldı, arkadaşlarından oldu ama gemisini kurtardı. Fakat işler ters gidince, kendini o dehşetli anaforun tam ortasında buldu. Gemisi sulara gömülürken, o son bir gayretle yukarıdaki o meşhur incir ağacına sarıldı. Bir yarasa gibi ağaca tutunup Kharybdis'in o hırçın suları geri vermesini bekledi. Saatler geçmek bilmedi ama sonunda, anaforun salını tekrar suyun yüzüne kusmasını fırsat bilip kendini üzerine bıraktı. Ellerini kürek gibi kullanarak, o devasa ağızdan kaçmayı başardı.

Şimdi sorarım size; böyle bir serüven yaşadıktan sonra insanın iştahı mı kalır, yoksa bir kadeh şarapla dertlerini denize mi gönderir? İnsanlar bugün bile iki büyük dert arasında kaldıklarında "Kharybdis'ten kaçıp Skylla'ya yakalandım" derler. İnce bir iştir bu, ne çok ileri gideceksin, ne de çok geri kalacaksın. Tıpkı hayattaki diğer şeyler gibi; kararında olan, selametle karaya çıkar.

Hadi bakalım, yeter bu kadar deniz hikayesi. Gidin biraz koşturun, şu temiz havayı ciğerlerinize çekin. Yaşlı Silenos’un kemikleri biraz ısınsın artık.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme