Thesauros Mythology Kharon

Kharon

Kharon

Kharon; Akheron ırmağının somurtkan sandalcısıdır. Ölülere geçiş için bir obolos karşılığı kürek çeker, gömülmemiş ruhları ise kıyıda süründürür.

Yeraltı dünyasının sularını kateden Kharon, Akheron ırmağının iki yakası arasına gerilmiş, geçişin tek yetkilisi ve denetleyicisidir. Abus çehresi, yaşamın tüm canlılığından arındırılmış bir katılığı temsil eder; kaba ve pinti mizacı, mülkiyetin ölüler diyarındaki tahakkümüne dair sessiz bir hatırlatmadır. Ölülerin ağzına yerleştirilen o tek obolos, son yolculuğun dahi bir takas mekanizmasına, bürokratik bir bedel ödemeye indirgendiğinin kanıtıdır. Ücreti ödenmeyen ruhu kapısından geri çeviren bu ihtiyar, esnemeyen kurallarıyla otoritenin en çıplak halidir. Toprağa gömülme ritüeli, ölülerin üzerinde kurulan hiyerarşik bir kabul şartı; gömülmeyenlerin yüzyıllık serseriliği ise, düzene dahil olamayanın sistem dışına itilerek cezalandırılmasının mitolojik yankısıdır. Elpenor ya da Polyneikes gibi figürlerin bu eşikteki bekleyişleri, kuralın karşısındaki çaresizliğin dramatik dışavurumudur.

Herakles'in sandalcıyı küreğiyle hizaya getirmesi, zorbalığın otoriteyi devirmeye yetse de aslında sadece yer değiştirdiğini gösterir; Kharon'un aldığı ceza, statükonun kurallarını bir anlığına sarsmanın bedelidir. Aeneas'ın altın dalı ile rüşvet vari bir ayrıcalık elde etmesi ise, yasaların ayrıcalıklı olanlar için ne denli esneyebildiğini kanıtlar. Yunan'daki silik varlığından sıyrılıp, Etrüsk etkisiyle ölümü bizzat infaz eden, yaşama son verici bir infaz memuruna dönüşen Kharon, iktidarın nihai aşaması olan "hayatın üzerinde mutlak denetim" arzusunu simgeler. Samsatlı Lukianos’un kaleminde, Hermes’in rehberliğinde yeraltına taşınan filozofların boşluk üzerine çene yorması, aslında tüm bu geçişin, tüm bu hiyerarşilerin ve hatta yaşamın kendisinin, güç odaklarının gözünde ne kadar anlamsız bir döngüden ibaret olduğunu yüzlerine vurur.
Silenos
Oturun bakalım çocuklar, hele bir yaklaşın şöyle. Ateşin çıtırtısını duyuyor musunuz? Sanki yeraltındaki o karanlık suların sesi gibi, değil mi? Bugün size, dünyanın en aksi, en huysuz ama bir o kadar da işini iyi bilen o ihtiyar sandalcıyı anlatayım: Kharon.

Siz bakmayın öyle masallarda anlatılan gümüş parıltılı kahramanlara; yerin altında, o tekinsiz Akheron Irmağı’nın kıyısında bekleyen Kharon’un yüzü, kurumuş bir ağaç kabuğu gibidir. Gözlerinde ne bir parıltı ne de bir merhamet kırıntısı görürsünüz. O, gökyüzü sakinlerinin dünyasından ayrılan ruhları, karşı kıyıya taşıyan tek yetkili kişidir. Ama sakın ola ki aklınızdan geçirmeyin; bu huysuz ihtiyarın sandalına bedavaya binilmez!

Eskiler, ölünün ağzına bir obolos, yani küçük bir bozuk para koyarlardı ki, bu aksi sandalcı onları kıyıdan geri çevirmesin. Eğer paranız yoksa veya sizi düzgünce toprağa gömmemişlerse, eyvah ki ne eyvah! O zaman Kharon sizi kapı dışarı eder, siz de yüz yıl boyunca o sisli bataklıklarda serseri bir ruh gibi başı boş dolanırsınız. Düşünsenize, ne yerdesiniz ne gökte; ne ağlayabiliyorsunuz ne de gülebiliyorsunuz.

Ama bir gün, bizim meşhur Herakles çıkagelmiş. Bu koca yürekli yiğit, Kharon’a "Hadi bakalım, beni karşıya geçir," demiş. Bizim huysuz sandalcı bakmış, "Nerde hani ücretin?" diye kaşlarını çatmış. Herakles bu, hiç lafı uzatır mı? Elindeki o koca kürekle bizimkini bir güzel pataklamış! Kharon, kürek darbesini yiyince neye uğradığını şaşırmış ve mecbur, yiğidi karşı kıyıya geçirmiş. Tabii, yeraltı dünyasının efendisi Hades bu işe çok kızmış, Kharon’u bir yıl boyunca görevinden uzaklaştırmış. Bir yıl boyunca o sandalda kim bilir kimler kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldı, kim bilir?

Bir de şu Aeneas diye bir adam vardı, hani şu zeki olan. O, Kharon’un katı yüreğini para pul ile değil, Proserpina’ya adanmış altın bir dal ile yumuşatmayı başarmıştı. Demek ki neymiş? Bazen bir nezaket veya bir tılsım, en huysuz ihtiyarı bile yola getirebiliyor.

Bazıları der ki, bu Kharon aslında bir cin gibidir, ölümü getiren bir habercidir. Lukianos adında zeki bir yazar da "Öbür Dünyada Konuşmalar" diye bir kitap yazmıştı. Orada görürsünüz; filozoflar, krallar, dilenciler... Hepsi o eski sandala binince eşitlenir. Kharon’un yanında kimin zengin, kimin bilge olduğunun bir önemi kalmaz. Çünkü suyun öte tarafında, her şeyin bir fısıltıdan ibaret olduğunu anlarsınız.

İşte böyle çocuklar. O yüzden, hayattayken elinizdeki günlerin tadını çıkarın, bol bol gülün, biraz meyve yiyin, dostlarınızla sohbet edin. Çünkü günün sonunda, Akheron kıyısına vardığınızda yanınızda sadece kendi hikayeniz kalacak. Şimdi çekilin bakalım, şarabımın dibi gelmiş, biraz dinleneyim. Siz de kendi masallarınızı biriktirmeye devam edin.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme