Bakın çocuklar, şöyle dizilin bakalım etrafıma. Bir yudum neşeli iksir, biraz da kadim zamanların tozu... İşte, anlatacaklarım tam da böyle başladı. Siz hiç "hiç" nedir diye düşündünüz mü? Ama öyle boş bir kutu falan değil, içine henüz tek bir yıldızın, tek bir kuş kanadının veya denizdeki o ilk dalganın sığmadığı o devasa, o uçsuz bucaksız "hiç"?
İşte her şeyin en başında, gökyüzü sakinleri henüz oyunlarını kurmaya başlamadan önce **Khaos** vardı. Eski dilde bu kelime kocaman, ağzına kadar boşluk dolu bir uçurum gibi tınlar. Hani bazen akşamüzeri ufka bakarsınız ya, ışıklar kararır da neyin nerede olduğu belli olmaz, hepsi birbirine karışır... İşte o ilk zamanlar tam da öyleydi. Ne yerin sağlam bir ayağı vardı, ne göğün başı sonu belliydi. Her şey bir çorba gibiydi ama içinde ne tuz vardı ne de tat.
Bizim ozan Hesiodos, o gür sakallı bilge, anlatır; bu **Khaos** denen biçimsiz yığının içinden önce **Gaia** yani Ana Toprak fırlayıvermiş. Düşünün bir kere, o kargaşanın ortasında birden serilip giden, sapasağlam, geniş göğüslü bir toprak parçası! Sonra da yerin ta dibinde, karanlıkların evi **Tartaros** boy göstermiş.
Ama durun, asıl curcuna bundan sonra başlıyor! **Khaos** öylece durmamış, kendi içindeki o karışıklıktan başka şeyler de doğurmuş. **Erebos** yani o derin, koyu karanlık ile geceyi doğurmuş. Gece ise durur mu? O da gitmiş, karanlıklarla el ele verip **Esir**'i, yani o pırıl pırıl gökyüzü ışığını ve günün ilk aydınlığını yaratmış. Yani anlayacağınız, dünyamızın o tanıdık yüzü, aslında Khaos’un o karmaşık dansından doğan bir çocuğun ilk gülüşü gibi.
Ovidius da bu işi pek sever. O, dünyanın ilk halini "tek görünümlü, kımıldamaz ve biçimsiz bir yığın" diye anlatır. Sanki doğa, bir heykeltıraşın eline geçmemiş, çamuru bir kenara yığılmış dev bir sanat eseri gibiymiş. İçinde sıcak ne varsa soğukla, ağır ne varsa hafifle birbirine sarılmış, kimse kimin nerede duracağını bilememiş. Sonra zamanla, tanrıların o ince dokunuşuyla, ateş yükselmiş, sular çekilmiş ve dünya bugünkü o güzel nakışlı halini almış.
İşin aslı şu çocuklar; biz bugün gördüğümüz her bir ağaç, her bir dere, her bir yıldız için o ilk **Khaos**'a teşekkür etmeliyiz. O kargaşa olmasaydı, o uçsuz bucaksız boşluk olmasaydı, ne bizim bu dünyamız olurdu ne de biz burada oturup bu masalları konuşabilirdik. Her düzen, bir nebze kargaşadan doğar; biraz karışıklık olmadan ne çiçek açar, ne de masal anlatılır.
Nasıl, gözünüzde canlandı mı o ilk anlar? Sanki uçsuz bucaksız, simsiyah bir deniz ama su yok, gök var ama güneş yok... İşte evrenin o eski, o ilk, o yaramaz çocuğu Khaos böyle bir şeydi. Şimdi, başka bir hikayeye geçmeden önce şöyle bir derin nefes alın; içinizdeki o küçük "hiç"in tadını çıkarın. Kim bilir, belki de sizin içinizden de yeni dünyalar doğacaktır!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Khaos’un Sessiz Çığlığı
Bak küçük yolcu, masallarda sana anlatılan o şaşaalı tahtların, altın kalkanların ve zafer naralarının ötesinde, hepsinden önce var olan bir sır var. Büyük ozanlar, kralların kulağına hoş gelsin diye evrenin düzenli bir mimariyle kurulduğunu söylerler; sanki her şey bir kralın emirleri gibi tıkır tıkır işliyormuş gibi... Oysa hakikat, o saray duvarlarının arasında değil, o duvarların dahi henüz var olmadığı o uçsuz bucaksız sessizlikte gizli.
Khaos... İsmi, boşluktan gelen o derin nefes gibi tınlar. İnsanlar ona "düzensizlik" dediler, "biçimsiz yığın" dediler. Oysa evlat, o senin bildiğin o hiyerarşik düzen kurulmadan evvel, herkesin her şey olduğu, kimsenin kimseyi yönetmediği, hırsların ve sınırların henüz icat edilmediği o muazzam özgürlük alanıydı. Ne bir Agamemnon’un kibri vardı orada, ne de birinin bir diğerine hükmettiği o ağır zincirler.
Hesiodos, Gaia’nın o geniş göğüslü toprağını ve Tartaros’un karanlığını anlatırken, aslında sana düzenin nasıl kurulduğunu anlatır. Ama şunu unutma: Düzen denilen şey, çoğu zaman birilerinin diğerlerini yönetebilmek için koyduğu kurallardan başka bir şey değildir. Khaos ise işte tam da o "henüz kimsenin yönetemediği" yerdi. Ovidius’un "biçimsiz yığın" diyerek küçümsediği o evrenin ilk hali, aslında her türlü potansiyelin bir arada uyuduğu, sevgiyle harmanlanmış bir masumiyet yuvasıydı. Erebos’un karanlığı ve Gece’nin sessizliği, sadece birer başlangıç değil, aynı zamanda sistemin o katı pençeleri henüz dünyayı boğmadan önceki ilk nefeslerdi.
Şarabımdan bir yudum alıp düşündüğümde, şu gerçeği görüyorum dostum: İktidarlar hep "düzen" diyerek başlarlar, ama o düzeni kurmak için önce o saf, kuralsız özgürlük olan Khaos'u yok etmeleri gerekir. Yıldızlar, denizler ve dağlar yerli yerine oturduğunda, dünya o geniş ve uçsuz bucaksız huzurunu kaybetti. Çünkü her şey bir yere hapsedildi; ateş yukarıya, toprak aşağıya... Tıpkı toplumun seni belirli kalıplara sokmaya çalıştığı gibi.
İşte bu yüzden, bazen her şeyin karmakarışık olduğunu hissettiğinde üzülme. Belki de içindeki o Khaos, sana özgür olduğun o eski zamanları hatırlatmaya çalışıyordur. Kralların, tanrıların ve kural koyucuların olmadığı, sadece var olmanın yettiği o muazzam boşluğu özlemişsindir.
Şimdi uyu gözümün nuru, yarın o koca koca binaların ve kuralların arasında dolaşırken, aslında hepsinin altında o sessiz ve uçsuz bucaksız Khaos'un uyuduğunu unutma. Her şey, bir gün başladığı o özgür boşluğa dönmek için sabırsızlanıyor.