Thesauros Mythology Khaos

Khaos

Khaos

Evrenin henüz biçim almadığı, her şeyin başlangıcındaki o dipsiz boşluk ve düzensiz öğeler yığını; varlığın öncesindeki ilk karanlık: Khaos.

Yunan mitografik anlatılarının ortak noktasında, varoluşun öncesine dair bir boşluk, bir "khainein" yani ağzını açıp boşluğu kucaklama hali olan Khaos uzanır. Henüz hiyerarşik bir düzene boyun eğmemiş, biçimini almamış o muğlak karışım, varlığın yasalarla hapsedilmediği o ilk "yönetilmez" alanı temsil eder. Hesiodos, Theogonia’nın başında bu kökeni; henüz Olympos’un tepelerine yerleşip emirler yağdıracak bir otorite ve karlı zirveler üzerinde bir tahakküm odağı kurulmadan önce, her şeyin mutlak bir belirsizlikten doğduğunu anlatır. Toprak, Tartaros ve karanlığın dahi kendi sınırlarını çizmediği bu saf başlangıçta, Erebos ve gece gibi oluşumlar, henüz hiçbir merkezi irade tarafından "tanzim" edilmemiştir; zira her şey kendi kendisinden, zorunlu bir hiyerarşiye ihtiyaç duymadan filizlenir.

Ovidius ise "Değişimler" eserine, nesnelerin kendi iradeleriyle form değiştirdiği bir süreçle başlar; tanrıların yardımına sığınsa da aslında işaret ettiği, o henüz bir "evren" (kosmos) disiplinine sokulmamış, denizi, karayı ve göğü kuşatan o ilk biçimsiz yığındır. Khaos, o dönemde ne yukarıdan dayatılan bir düzenin hükmündedir ne de kendi içinde kımıldayan öğeleri bir cetvele sığdırılmıştır. Ovidius’un tasvirindeki "ağır yığın", henüz hiçbir egemenin müdahalesiyle ayrıştırılmamış, karmaşanın özgürce bir arada durduğu bir potansiyeldir. Ancak bu anlatı, bir noktadan sonra nesnelerin birbirinden koparılıp belli bir düzene zorlandığı kosmogonia taslağına evrilir ki; bu da özgür bir karışımın, yerleşik bir iktidarın tasnif edici bakışıyla nasıl "düzene" sokulduğunun ilk işaretidir.
Silenos
Bakın çocuklar, şöyle dizilin bakalım etrafıma. Bir yudum neşeli iksir, biraz da kadim zamanların tozu... İşte, anlatacaklarım tam da böyle başladı. Siz hiç "hiç" nedir diye düşündünüz mü? Ama öyle boş bir kutu falan değil, içine henüz tek bir yıldızın, tek bir kuş kanadının veya denizdeki o ilk dalganın sığmadığı o devasa, o uçsuz bucaksız "hiç"?

İşte her şeyin en başında, gökyüzü sakinleri henüz oyunlarını kurmaya başlamadan önce **Khaos** vardı. Eski dilde bu kelime kocaman, ağzına kadar boşluk dolu bir uçurum gibi tınlar. Hani bazen akşamüzeri ufka bakarsınız ya, ışıklar kararır da neyin nerede olduğu belli olmaz, hepsi birbirine karışır... İşte o ilk zamanlar tam da öyleydi. Ne yerin sağlam bir ayağı vardı, ne göğün başı sonu belliydi. Her şey bir çorba gibiydi ama içinde ne tuz vardı ne de tat.

Bizim ozan Hesiodos, o gür sakallı bilge, anlatır; bu **Khaos** denen biçimsiz yığının içinden önce **Gaia** yani Ana Toprak fırlayıvermiş. Düşünün bir kere, o kargaşanın ortasında birden serilip giden, sapasağlam, geniş göğüslü bir toprak parçası! Sonra da yerin ta dibinde, karanlıkların evi **Tartaros** boy göstermiş.

Ama durun, asıl curcuna bundan sonra başlıyor! **Khaos** öylece durmamış, kendi içindeki o karışıklıktan başka şeyler de doğurmuş. **Erebos** yani o derin, koyu karanlık ile geceyi doğurmuş. Gece ise durur mu? O da gitmiş, karanlıklarla el ele verip **Esir**'i, yani o pırıl pırıl gökyüzü ışığını ve günün ilk aydınlığını yaratmış. Yani anlayacağınız, dünyamızın o tanıdık yüzü, aslında Khaos’un o karmaşık dansından doğan bir çocuğun ilk gülüşü gibi.

Ovidius da bu işi pek sever. O, dünyanın ilk halini "tek görünümlü, kımıldamaz ve biçimsiz bir yığın" diye anlatır. Sanki doğa, bir heykeltıraşın eline geçmemiş, çamuru bir kenara yığılmış dev bir sanat eseri gibiymiş. İçinde sıcak ne varsa soğukla, ağır ne varsa hafifle birbirine sarılmış, kimse kimin nerede duracağını bilememiş. Sonra zamanla, tanrıların o ince dokunuşuyla, ateş yükselmiş, sular çekilmiş ve dünya bugünkü o güzel nakışlı halini almış.

İşin aslı şu çocuklar; biz bugün gördüğümüz her bir ağaç, her bir dere, her bir yıldız için o ilk **Khaos**'a teşekkür etmeliyiz. O kargaşa olmasaydı, o uçsuz bucaksız boşluk olmasaydı, ne bizim bu dünyamız olurdu ne de biz burada oturup bu masalları konuşabilirdik. Her düzen, bir nebze kargaşadan doğar; biraz karışıklık olmadan ne çiçek açar, ne de masal anlatılır.

Nasıl, gözünüzde canlandı mı o ilk anlar? Sanki uçsuz bucaksız, simsiyah bir deniz ama su yok, gök var ama güneş yok... İşte evrenin o eski, o ilk, o yaramaz çocuğu Khaos böyle bir şeydi. Şimdi, başka bir hikayeye geçmeden önce şöyle bir derin nefes alın; içinizdeki o küçük "hiç"in tadını çıkarın. Kim bilir, belki de sizin içinizden de yeni dünyalar doğacaktır!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme