Thesauros Mythology Keroessa

Keroessa

Keroessa

İo ve Zeus’un kızı, Poseidon’dan Byzas’ı doğuran; ismini annesinin geçtiği boynuz şeklindeki Haliç’ten alan efsanevi Bizans ana figürüdür.

İo ve Zeus’un birleşiminden dünyaya gelen Keroessa, "altın boynuz" olarak bilinen Haliç’in sularının ötesinde, coğrafyanın ona biçtiği o kadim adla vücut buldu. İktidarın kutsal soy kütüğünde kendine yer açan bu Nympha, yaşamını tanrısal iradenin kıyılarında sürdürürken, Poseidon’un tahakkümüne açık bir iradeyle Byzas’ı dünyaya getirdi. Byzas, annesinin soyundan gelen meşruiyetini kente taşıyıp hükümranlığını ilan ettiğinde; otoritenin kendi içine doğurduğu o sinsi çatışma da gün yüzüne çıktı. Keroessa’nın diğer oğlu, kardeşinin kurduğu düzene ve onun temsil ettiği mülkiyetçi iktidara karşı bir başkaldırı başlattı. Bu süreç, sadece bir kentin kuruluşu değil, aynı zamanda iktidar sahiplerinin kendi kardeşlerini düşman bellediği o hiyerarşik düzenin ilk çatlağıydı; zira Byzas, hüküm sürdüğü her karış toprağı bir baskı aracı haline getirirken, Keroessa’nın öteki evladı da bu tahakküm zincirini zorlayan kaçınılmaz, anarşik bir tepkinin öznesi oldu.
Silenos
Bak hele, şöyle yanaşın bakalım çocuklar... Ateşin çıtırtısı size de bir şeyler fısıldıyor değil mi? Madem meraklı gözlerle bakıyorsunuz, size bugün İstanbul’un, o kadim şehrin tozlu köklerinden bir hikaye anlatayım. Ama öyle sıkıcı tarih kitaplarındaki gibi değil, biraz tuzlu deniz esintisi, biraz da gökyüzü sakinlerinin cilvesiyle...

Keroessa’yı duydunuz mu hiç? İsmi, "boynuzlu" demek. Hikayesi ise tam bir yolculuk masalıdır. Annesi İo, hani şu beyaz bir inek kılığında dünyayı karış karış gezen güzel İo var ya, işte o! İo, gökyüzünün en tepesindeki Zeus’un nazarı altındayken, Haliç’in o kıvrımlı sularını geçti. Tam o noktada, "Altın Boynuz" dediğimiz o bereketli kıyıda dünyaya geldi Keroessa. İsmi oradan gelir; sanki denizin o kıvrımlı boynuzundan bir inci gibi düşmüştür dünyaya.

Keroessa, ormanların gizemli perileri olan Nympha’ların ellerinde büyüdü. Ağaçların fısıltısını, rüzgarın oyunlarını onlardan öğrendi. Ama kader bu ya, insanın damarlarında gökyüzü sakinlerinin kanı olunca, huzur pek kolay bulunmaz. Denizlerin hırçın efendisi Poseidon, Keroessa’nın güzelliğini gördü ve kalbini kaptırdı. O görkemli fırtınaların ve derin maviliklerin tanrısı ile Keroessa’nın birlikteliğinden Byzas doğdu.

İşte bu Byzas, hani şu yedi tepeli şehrin, yani Bizantion’un kurucusu olan o meşhur kral! Byzas, babası Poseidon’dan aldığı güçle denize hakim olmayı, annesi Keroessa’dan aldığı bilgelikle ise halkını yönetmeyi bildi. Şehri kurduğunda, toprağın bereketi ile denizin hırsını birleştirdi.

Ancak heyhat, her güzel masalda olduğu gibi burada da bir düğüm var. Byzas kral olup şehri şanla donatınca, Keroessa’nın başka bir oğlu –yani Byzas’ın kardeşi– kıskançlık rüzgarlarına kapıldı. "Neden o değil de ben?" diye haykırarak, kendi kardeşine ve o güzel şehre savaş açtı. Kardeş kavgası dediğin, tanrılar katında bile hüzünle karşılanan en eski yaradır.

Şimdi siz o devasa surların, o köprülerin arasından geçerken sadece taş ve beton görmeyin. Keroessa’nın o deniz kokulu hatırasını, Poseidon’un hırçın dalgalarını ve Byzas’ın bitmek bilmeyen azmini hissedin. Şehir dediğin sadece taştan değil, böyle hikayelerden, böyle büyük kavgalardan ve büyük sevdalardan örülür.

Haydi, şimdi biraz dinlenin. Kadehinizdeki son yudumu da toprağa, yani anaya bırakın ki, hikayelerimiz bereketlensin. Yarın başka bir masalda buluşuruz, ne dersiniz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme