Thesauros Mythology Kentauroi (Kentaur'lar)

Kentauroi (Kentaur'lar)

Kentauroi (Kentaur'lar)

Yarı insan yarı at olan Kentauroi; kimi zaman yabanıl ve öfkeli, kimi zaman ise Kheiron gibi bilge ve nazik doğalarıyla mitlerin en renkli figürleridir.

Kentauroi, insan bedeninin üst kısmını taşıyan bir gövdenin, arka tarafta bir atın kaslı gücüyle birleştiği hibrit varlıklardır; ön cepheden bakıldığında insani uzuvlar ve baş belirginleşirken, alt beden doğanın dizginlenemez yabanıllığına eklemlenir. Yeleli ve kuyruklu bu yaratıklar, uygarlığın sınır hattında, dağlık ve ormanlık arazilerde, çiğ etin çiğliğiyle özdeşleşen, toplumsal uzlaşıyı reddeden bir taşkınlık içinde yaşarlar.

Kökenleri, Hera’nın suretine aldanan Iksion’un şehvetine dayandırılan bu tür, aslında kurulu düzene karşı bir sapmanın ürünüdür. Ancak bu soyun içinde, iktidarın şablonlarına sığmayan iki istisna vardır: Kronos ve Philyra’dan doğan Kheiron ile Silenos ve bir orman perisinin evladı olan Pholos. Bu ikili, yabanın içindeki bilgeliği temsil ederek, hükmetme hırsından uzak, nezaket ve fayda eksenli bir yaşam sürerler.

Herakles ile kesişen yolları, paylaşılan bir şarap testisi üzerinden otoritenin dayatmacı doğasını gün yüzüne çıkarır. Pholos, topluluğun ortak mülkiyetindeki şarabı, hiyerarşik bir çekinmeyle paylaşmaktan imtina ederken; Herakles’in arzusu ve ısrarı, mülkiyetin ve iktidarın sınırlarını zorlar. Şarabın kokusuyla harekete geçen diğer Kentaur’lar, ellerindeki kaba kuvvetleağaçlar ve taşlarlakarşı koymaya çalışsalar da, Herakles’in şiddeti karşısında dağılırlar. Bu süreçte, bilgeliğiyle temayüz eden Kheiron, Herakles’in okuyla aldığı yara sayesinde ölümsüzlüğün ağırlığından kurtulmak için Prometheus’u aracı kılar; bireyin kendi sonunu tayin etme hakkı, mitolojik bir teslimiyetle vücut bulur.

Kentaur’lar ile Lapith’ler arasındaki kadim çatışma ise, düzen ve kaosun bitmeyen savaşını betimler. Phidias’ın Parthenon metoplarında taşa kazıdığı bu boğuşma, Peirithoos’un düğününde, şaraba dair bir terbiyeden yoksun olan Kentaur’ların gelini kaçırma girişimiyle şiddetlenir. Kendi normlarını dışarıdan dayatmaya çalışan Lapith’ler ile dizginlenemez at adamların bu savaşı, sonunda zayıfların kovulmasıyla nihayete erer; galip gelenler, kendi yasalarını egemen kılmanın konforuna kavuşur.

Deianeira’yı hedef alan Nessos ise, ihanetin ve sonu gelmez bir intikamın mimarı olarak tarihe geçer; Herakles’in trajik sonunu hazırlayan iksiriyle, iktidar oyunlarının bazen en beklenmedik köşelerden zehirli bir karşılık bulabileceğini kanıtlar.
Silenos
Gel bakalım evlat, otur şöyle yanıma. Şu yaşlı gözlerimin gördüğü, tozlu kitaplarda saklı kalmış o tuhaf yaratıkları anlatayım sana. Hani şu yarı insan, yarı at olanlar; nam-ı diğer Kentauroi.

Düşünsene, göğsünden yukarısı senin gibi, kolların, başın, insan aklın yerinde; ama belinden aşağısı alabildiğine güçlü, toynaklı bir at gövdesi! Ormanlarda dört nala koşan, yeleleri rüzgarda savrulan o garip varlıklar. Çoğu biraz vahşidir, yabanıl yaşarlar; yani sofralarına otursan sana ikram edecekleri şey pek iştah açıcı olmayabilir, zira çiğ etten pek hoşlanırlar.

Bu Kentauroi’ların hikayesi biraz karışık ve aslında pek çoğu İksion isimli birinin hatasından doğmuş. Ama aralarında öyleleri var ki, onları diğerlerinden ayırmak gerek. Mesela Kheiron ve Pholos... İşte onlar, o yabanıl sürünün aksine, yüce gökyüzü sakinlerinin bahşettiği bir bilgelikle donatılmış, insanlara dost olan nazik yaratıklardır. Hele Kheiron; o kadar bilgidir ki, nice yiğitler gidip ondan ders almıştır.

Bir keresinde Herakles, o dağ bayır demeden dolaşan koca yürekli kahraman, domuz peşinde koşarken yolu Pholos’a düşmüş. Pholos ona en iyi pişmiş etlerini sunmuş. Ama bilirsin, Herakles gibi yiğitler neşeyi de sever. Bir içecek istemiş. Pholos demiş ki: "Dionysos’un bizlere emanet ettiği o meşhur testiyi açarsak, diğerleri kokuyu alır, başımıza iş açarız." Söz dinlememişler, testiyi açmışlar. Kokuyu alan diğer Kentauroi, ellerinde koca çam ağaçları ve taşlarla bir hışımla gelmişler! Kargaşa, gürültü, toz duman... Herakles hepsini bir güzel kovalamış ama olan zavallı, bilge Kheiron’a olmuş; bir kaza eseri yaralanmış. Ölümsüz olduğu için o acıyı taşımak o kadar ağır gelmiş ki, sonunda o büyük fedakarlığı yapıp ölümsüzlüğü Prometheus’a devrederek huzura kavuşmuş.

Bir de şu Lapith’ler olayı vardır ki, evlere şenlik! Lapith’lerin kralı Peirithoos düğününe bu Kentauroi’ları davet etmiş. Bizim at adamlar şarabın tadını pek bilmediklerinden, kadehi biraz fazla kaçırıp sarhoş olmuşlar. Sarhoş at adamdan uzak duracaksın evlat; işi gücü bırakıp gelini kaçırmaya kalkınca ortalık savaş meydanına dönmüş! Phidias gibi büyük ustalar, o kavganın taşlara kazınmış resimlerini Parthenon’un duvarlarına boşuna bırakmadılar, tarih unutmasın diye yaptılar.

Tabii bir de Nessos vardır, o biraz baş belasıdır. Deianeira’ya musallat olup işleri öyle bir karıştırmıştır ki, günün sonunda o koca Herakles’in bile sonunu getirecek bir düğüm atmıştır tarihe.

İşte böyle küçük dostum. Doğada her şey bizim bildiğimiz gibi iki ayaklı değildir. Kimisi toynaklıdır, kimisi kanatlı; kimisi bilge, kimisi ise sadece kaba kuvvetten ibaret. Ama unutma, her hikaye bize dünyada sadece iyi olanların değil, her türden varlığın bir yeri olduğunu anlatır. Şimdi uyu bakalım, rüyanda o ormanlarda dört nala koşan Kentauroi’ları görme; belki bir gün karşılaşırsan onlara nazikçe selam verirsin.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme