Bak evlat, sana gökyüzünün en yakın iki dostundan, Kastor ve kardeşi Polluks'tan bahsedeyim. Bu iki kardeş, sanki bir elmanın iki yarısı gibilerdi. Birisi atlara fısıldayan, dizginleri eline aldığında rüzgarı bile geride bırakan usta bir biniciydi; işte o, Kastor'dur.
Kastor öyle yetenekliydi ki, bir atın neden huysuzlandığını gözlerinden anlar, ona en güzel otları verirken masallar anlatırdı. Kardeşi Polluks ise sanki kayalardan oyulmuş gibi güçlü bir delikanlıydı. Bu iki kafadar, omuz omuza verip dünyayı gezer, yardıma ihtiyacı olanların imdadına koşarlardı.
Derler ki, onlar gökyüzünde parlayan iki parlak yıldız gibidir. Denizciler karanlık gecelerde yollarını kaybettiğinde, bu iki kardeşin ışığına bakıp gülümserler. Biri biraz neşelendiğinde, hani şu üzüm bağlarından süzülen tatlı içeceklerden bir yudum almış gibi keyiflenirler, işte o zaman gökyüzünde parlarlar. Onlar birbirlerinden hiç ayrılmazlar, biri nerede olsa diğeri mutlaka oradadır. Eğer bir gün atların neşeli kişnemesini duyarsan, bil ki Kastor oralarda bir yerlerde rüzgarla yarışıyordur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çöktüğümüz o heykeller, aslında ellerinde tuttukları zincirlerin ağırlığıyla bükülen insanların hikayeleridir. Bugün sana Kastor’un adını fısıldayacağım. Hani şu Dioskouroi denilen, gökyüzünün yüksek koltuklarında parladığı söylenen ikili var ya... İşte o parlaklığın ardındaki gölgeyi görebiliyor musun?
Kastor, insanların "kahraman" dediği o ışıltılı sarayların bir parçasıydı. Gökyüzü sakinlerinin oyunlarında, babası bir fani mi yoksa Zeus mu, tartışmaları arasında savrulup durdu. Güçlüler, onun at terbiyesindeki maharetini ve savaşçı ruhunu kendi satranç tahtalarında bir piyon gibi kullandılar. O, hırslı kralların emirlerini sorgulamadan yerine getiren bir kılıçtı; oysa gerçek bir bilge, kendi kılıcını kime karşı çektiğini bilmeli, değil mi?
Sana anlatılanlarda Kastor, kardeşi Polydeukes ile ayrılmaz bir bütün gibi sunulur. Ancak şunu düşün: Bir insanın ölümlü bir kaderle yaşayıp, diğerinin ölümsüzlük zırhına bürünmesi ne büyük bir adaletsizliktir? Bu, sistemin birini "seçilmiş" kılıp diğerini unutuluşa terk etme biçimidir. Kastor, o büyük savaşların ve yağmaların içinde, aslında kendi benliğini kaybeden bir sistem kurbanıydı. Nihayetinde bir çatışmada yere düştüğünde, onu kurtarmak için kardeşi Polydeukes "Gökyüzü sakinlerine" yalvarıp kendi ölümsüzlüğünü paylaştığında bile, bu bir kurtuluş değil; bir zincirin diğerine eklenişiydi.
O, savaş meydanlarında toz toprak içinde kalırken, aslında kendi hürriyetini bir atın dizginlerine teslim etmişti. Kralların, "Daha çok toprak, daha çok ün" diyen o bitmek bilmeyen hırsları, Kastor gibi gençleri kendi yaşamlarından kopardı. Şimdi gökyüzünde bir takımyıldız diye parladığına bakma; bu sadece Güçlüler'in, kendi kurdukları düzeni unutmamamız için gökyüzüne astıkları süslü bir afiştir.
Unutma evlat, en parlak yıldızlar bazen en karanlık kararların bedelidir. Kadehimdeki şu bir yudum şarap gibi; acı ve tatlıyı içinde barındıran bu yaşamda, kimsenin seni piyon yapmasına izin verme. Çünkü gerçek kahramanlar, kralların emrinde değil, kendi yüreklerinin izinde olanlardır.