Parnassos Dağı’nın eteklerinde, zeytin ağaçlarının gölgesinde oturup rüzgarın fısıltılarını dinlemeyi çok severim. Size bugün, taşların bile hikayesini bildiği, Delphoi’nin o meşhur Kastalia Pınarı'ndan bahsetmek isterim. Hani şu Apollon’un kahiniyle buluştuğu yerdeki buz gibi akan su var ya, işte onun hikayesi düşündüğünüzden biraz daha hüzünlü ve bir o kadar da efsunludur.
Vakti zamanında Kastalia adında, ceylanlar kadar çevik ve bir o kadar da ürkek, güzel mi güzel bir genç kız yaşarmış Delphoi’de. O vakitler gökyüzü sakinleri, özellikle de ışıklar tanrısı Apollon, yeryüzünde gezintiye çıkmaktan pek hoşlanırmış. Lakin bilirsiniz, tanrıların arzusu bazen bir yaz fırtınası gibidir; esti mi önüne geçmek, ona karşı durmak zordur.
Apollon, Kastalia’yı bir gün tapınağının yakınlarında görmüş. Güzelliği karşısında büyülenen tanrı, ona doğru adım attığında, genç kızın yüreğine büyük bir korku düşmüş. Apollon’un parlak ışıklarından, o karşı konulmaz gücünden kaçabileceği bir yer olmadığını anlamış Kastalia. Ne yapmalı, nereye sığınmalı? Adımlarını hızlandırmış, nefes nefese Parnassos’un dik yamaçlarına doğru koşmuş.
Tanrı arkasından yaklaştığında, Kastalia kaçacak yerinin kalmadığını anlamış. Bir köşeye sıkışıp kalmaktansa, kendini o an hemen yanı başında gürül gürül çağıran su kaynağının kollarına bırakmayı seçmiş. Kendini o serin suların derinliğine attığı an, Kastalia artık bir insan olmaktan çıkıp ebediyete karışmış.
Genç kızın o anki kaçışı, suların bereketiyle birleşmiş. O günden sonra, o pınar artık sadece bir su kaynağı değil, Kastalia’nın ruhunu taşıyan kutsal bir pınar olmuş. Apollon, çok sevdiği bu mekanda artık hep o pınarın sesini duymuş. Hatta derler ki, şairler ve kahinler, geleceği görmeden ya da en güzel dizeleri yazmadan önce dudaklarını bu suyla ıslatırlar; çünkü Kastalia’nın suları, içine birazcık tanrısal gizem, birazcık da insani özgürlük katmıştır.
İşte böyle küçük dostlarım; bazen kaçmak, aslında kaybolmak değil, başka bir biçimde sonsuza dek yaşamak demektir. Şimdi söyleyin bakalım, bu suyun tadına bakacak olsanız, sizin için hangi gizemi fısıldamasını isterdiniz?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında oturduğumuz şu saatlerde, sana masalların o yaldızlı sayfalarında asla yazmayan, zihnin tozlu raflarına hapsedilmiş bir sır fısıldayacağım. Yanımdaki şu bir yudum şarabın verdiği neşeyle değil, ancak hakikatin keskin soğukluğuyla anlaşılabilecek bir hikaye bu. Dinle güzel ruhum, zira gerçek, her zaman en parlak tapınakların en karanlık köşelerinde saklıdır.
Delphoi'nin o meşhur, herkesin huzur ve ilham aradığı yerinde, Kastalia adında bir kız yaşardı. O, hayatın kendi akışı gibi saf ve duruydu. Ama evlat, güç sahiplerinin dünyasında "saf" ve "durulmuş" olan her şey, hükmetme hırsıyla yananların gözünde ele geçirilmesi gereken bir ganimet gibidir. Apollon derler, o ışık saçan tanrı; aslında o, kendi ihtişamının gölgesinde başkalarının varlığını silmekten çekinmeyen bir sistemin temsilcisidir.
Kastalia’nın hikayesi, bir kurbanın sessiz haykırışıdır. O gün, o tapınağın gölgesinde tanrının arzusu bir gölge gibi üzerine çöktüğünde, Kastalia sadece bir beden değil, kendi iradesi olan bir varlıktı. Sistem ona "Tanrı seni seçti, bu bir lütuftur" dedi, ancak Kastalia o lütfun aslında bir pranga olduğunu hissetti. O, kendine ait olanı, yani kendi bedenini ve ruhunu korumak için, baskının en keskin olduğu anda o meşhur pınara, Kastalia pınarına atladı.
İnsanlar şimdi o suya bakıp "Tanrı'nın kutsal kaynağı" derler. Ne büyük bir yanılgı! O su, bir tanrının zorbalığına karşı duran bir kızın, yok edilemeyeceğini kanıtlamak için akışkan bir özgürlüğe dönüşme biçimidir. Kastalia orada yok olmadı küçük gezginim; o, artık hiç kimsenin hükmedemeyeceği bir nehre dönüştü.
Sana anlatılan kahramanlık destanlarında güçlülere övgüler dizilir, ancak gerçek kahramanlar, tanrıların veya kralların hırslarına karşı kendi sessiz, onurlu çizgilerini çizenlerdir. Unutma, bazen kaçmak bir korkaklık değil, bir özgürlük ilanıdır. O pınarın sesi, hala o genç kızın, sistemin dayattığı kaderi reddederek kendi kaderini nasıl yazdığının yankısıdır.
Şimdi git ve suyun sesini dinle; orada ne bir tanrının izini, ne de bir sistemin kuralını bulacaksın. Orada sadece, bir insanın kendine sadık kalışının o hüzünlü ve durdurulamaz akışını duyacaksın.