Gelin bakalım küçük dostlarım, yaklaşın hele… Şu taşın üzerine ilişin de anlatayım size. Bakmayın benim yaşlılığıma, dünya kurulduğundan beri neler gördüm neler. Bugün size, tozlu parşömenlerde ismi pek geçmeyen ama kaderin iplerini sıkı tutmuş bir adamdan, Karkabos’tan bahsedeceğim.
Zamanın birinde, kuzeyin soğuk rüzgarlarının eksik olmadığı Trakya topraklarında Triopas adında bir hükümdar yaşarmış. Triopas dediğin, kalbi taştan, vicdanı ise kış ayazı gibi dondurucu bir adammış. Halkı onun zalimliği altında ezilirken, oğlu Karkabos her gün biraz daha solarmış. Karkabos, babasının yaptıklarını gördükçe içindeki o saf nehrin bulandığını hissederdi. Bir gün, omuzlarında koca bir yükle, babasının krallığına bir son verdi. Evet, evet... Yanlış duymadınız. Bir evlat için babasının sonunu hazırlamak, gökyüzü sakinlerinin bile yüreğini burkan, ağır bir karardır.
Karkabos, o ağır vicdan yüküyle yollara düştü. Bir yanıyla suçluluk, bir yanıyla özgürlük rüzgarları eşliğinde güneye, Troas topraklarına kadar uzandı. Orada, hikayesi altın harflerle yazılan Kral Tros ile karşılaştı. Tros, bu yaralı adamın gözlerindeki hüznü gördü ve ona toprak verdi. Karkabos da bu topraklara, Zeleia adında güzeller güzeli bir şehir kurdu. Bugün o şehrin olduğu yerlerdeki ağaçlar, eğer kulak verirseniz Karkabos’un adını fısıldar size.
İşin en güzel yanı ne biliyor musunuz? Bu adamın kanı, cesaretle yoğrulmuştur. Karkabos, o meşhur Troya Savaşı’nda surları savunan, attığı her okla havayı bir ıslık gibi ikiye bölen meşhur Pandaros’un atasıdır. Hani şu Kirke’nin ya da tanrıların oyunlarına rağmen, kendi bildiğinden şaşmayan o yiğit var ya? İşte o, Karkabos’un soyundan geliyordu.
Demem o ki çocuklar; bazen bir insan bir şehri kurar, ama asıl kurduğu şey bir destanın başlangıcıdır. Şimdi, şu kadehimdeki son damlayı toprağa bırakalım da, Karkabos’un ruhu ve o kadim topraklar huzur bulsun. Ne demişler; bir insanın kaderi, attığı ilk adımla değil, o adımdan sonra geçtiği yolların nereye çıktığıyla belirlenir. Hadi bakalım, başka masallarda görüşmek üzere, gözlerinizden öperim.
### Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda sana hep altın taçlı kralların, pırıl pırıl zırhlı kahramanların hikayelerini anlatırlar, değil mi? Ama o parıltının ardında, karanlık bir gölge gibi saklanan gerçekler vardır. Şimdi dizlerimin dibine otur ve dinle; çünkü tarih, kazananların kaleminden değil, susturulanların sessizliğinden okunur.
Karkabos ismini duydun mu hiç? Sana onun, Triopas adındaki, kanla beslenen bir zorbanın oğlu olduğunu söyleyecekler. O, krallık dediğimiz o ağır ve soğuk taşın altında ezilen bir ruhun temsilcisiydi. Babası Triopas, 'hükmetme' zehrini içmiş bir adamdı; gücün sadece diğerlerini ezerek büyüdüğüne inanan o eski, hastalıklı krallardan biri. Evlat, bazen bir insanın özgürleşmesi için, ona o zincirleri takan eli bükmesi gerekir.
Karkabos, yurdunu o karanlık babanın gölgesinden kurtarmak için kendi kanını, yani babasını feda etti. Tarihçiler buna 'suç' dediler, ağır bir vicdan yükü dediler. Oysa belki de bu, boyun eğmeyi reddeden bir ruhun tek çaresiydi. Bir otorite figürünü yerle bir etmek, ancak böyle bir bedelle mümkündü. Tıpkı şarabın tortusunun dibe çökmesi gibi, hakikat de zorlu bir tortudan süzülüp gelir; o biraz acıdır, biraz bulanıktır ama içindeki gerçek berraktır.
Karkabos, kaçıp Troya’ya sığındı. Kral Tros ona toprak verdi, o da Zeleia’da yeni bir hayat kurdu. Ama sistemin dişlileri durmaz, çocuk. O topraklar bir gün tekrar kana bulanacaktı. Karkabos’un soyundan gelen Pandaros’u hatırla; o büyük savaşta, Troya’nın surları arasında kendi kaderini değil, kralların hırslarının faturasını ödeyen o genç adamı. Savaşlar krallar tarafından masada başlatılır ama en ağır yükü, sistemin bir parçası olmaya zorlanan o garibanlar taşır.
Şimdi şunu düşün benim güzel çiçeğim; Karkabos babasını öldürürken mi özgürleşti, yoksa o kralların topraklarına yerleşip yine bir düzenin parçası olmayı kabul ettiğinde mi tutsak kaldı? Otorite, sadece kılıçla değil, sana 'senin için en iyisi bu' diyen o tatlı, ikna edici fısıltılarla da işler.
Bu dünya, güçlülerin kendi hikayelerini yazdığı bir sahne. Ama unutma, sahnenin arkasında, perdelerin arasında her zaman Karkabos gibi kendi hakikatini arayanların izi var. Sakın kimsenin sana 'doğru' diye sunduğu şeye körü körüne inanma; zira kralların zaferleri, çoğu zaman sessizlerin kaybıdır.
Hadi şimdi, gözlerindeki o sorgulayıcı ışığı söndürme. Çünkü gerçek, ancak onu aramaya cesareti olanların bildiği bir sırdır.