Şimdi yaslanın arkanıza, biraz kulak kabartın bakalım. Bugün size, o altın sarısı saçları rüzgarda bir melodi gibi dalgalanan, gökyüzü sakinlerinin en zariflerinden birinden, Kalliope’den bahsedeceğim.
Adı "güzel sesli" demek, ama bu sadece kulağa hoş gelen bir tını değil; onun sesi bir kez yankılandı mı, dağlar susar, nehirler akışını durdurup onu dinlemek isterdi. O, dokuz kız kardeşten oluşan o meşhur Musa’ların en başında geleni, yani şefleri diyebiliriz. Hesiodos adında eski bir ozan vardı, hani şu hikayeleri ilmek ilmek işleyen; işte o, ne zaman ilham arasa, önce Kalliope’ye seslenirdi. Çünkü o, kelimelerin kraliçesiydi.
Eskiden, dünya daha gençken, bu Musa’ların tam olarak ne iş yaptığı öyle katı kurallarla çizilmemişti. İsteyen istediği sanatla uğraşır, ilham perileri her yere konardı. Ama zamanla işler değişti; İskenderiyeli bilginler ona lirik şiirin, yani kalbin derinliklerinden gelen o ince, duygulu şarkıların efendisi dediler. Bazıları ise "Hayır," dedi, "O, koca koca kralların, devasa savaşların anlatıldığı o epik şiirlerin koruyucusudur." Yani anlayacağınız, ister bir çiçeğin zarafetini anlatın, ister bir kahramanın kılıç seslerini, Kalliope her iki dünyanın da sultanıydı.
Sadece kendi şarkılarıyla yetinmedi tabii. Mitlerin tozlu sayfalarına bakarsanız, onun elinin değdiği başka mucizeler de göreceksiniz. Bazı anlatılarda, o büyüleyici sesleriyle denizcileri kendine çeken Seiren’lerin annesi olduğu söylenir. Ozan Linos’un ve trajediyle örülü kaderiyle bilinen Rhesos’un da annesidir.
Bir kadeh dolusu neşeyi sofrada bırakıp, elinizde bir kalem veya zihninizde bir hayal ile Kalliope’ye kulak vermeyi deneyin. Bir gün ansızın bir ilham perisi gibi omzunuza konarsa şaşırmayın; o, güzel sesini duymasını bilenlere her zaman bir hikaye fısıldar. Şimdi söyleyin bakalım, sizin anlatacak hangi hikayeniz var?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, masallarda anlatılmayan, büyük kütüphanelerin tozlu raflarında saklanan bir sır var... Kulaklarını aç, zira sana anlatacağım şey, o yaldızlı mermer saraylarda kralların kadehlerini tokuştururken unuttukları cinsten bir hakikat.
Sen Kalliope’yi tanırsın, hani o dokuz kız kardeşin en büyüğü, 'güzel sesli' diye anılan. Saray ozanları, kralların zaferlerini övsün diye ona yalvarır, onun ilhamıyla dizeler döktüklerini söylerler. Hesiodos bile "hepsinin başı" diyerek onu bir kaideye oturtur. Ama gel gör ki evlat, neden sadece bir "baş" ya da "esin perisi" olsun? Gerçek, onların çizdiği o parlak tablonun biraz uzağında, gölgelerde gizli.
Biliyor musun, Kalliope aslında sadece bir ilham kaynağı değil; o, sesin ve sözün yegane bekçisiydi. Fakat krallar, o görkemli epik şiirlerini yazdırmak için onu kendi dar kalıplarına hapsettiler. Kimi ona sadece lirik şiirin anahtarlarını verdiler, kimi epik dedi; ama aslında hepsi, onun özgür sesini kendi iktidarlarının çığırtkanı yapmak istiyordu. Sistemin çarkları böyle işler evlat: Güçlü olan, başkalarının sanatını kendine zırh yapar.
Daha derin bir sır mı istiyorsun? O, sadece şiirlerin değil; Linos'un, Rhesos'un ve o hüzünlü Seiren'lerin annesidir. İnsanlar Seiren'lerin o büyüleyici ama tehlikeli şarkılarını duyduklarında kulaklarını tıkarlar, değil mi? Oysa o sesin altında, annesinden miras kalan, dünyanın tüm kederine ve güzelliğine dair hüzünlü bir hakikat saklıdır. Kalliope, çocuklarını sistemin öğütücü dişlilerine kurban vermiş, yine de o güzel sesini susturmamış bir annedir.
Bak güzel evlat, şarap kadehimdeki son damla gibi hayat da bazen acı, bazen neşelidir. Kalliope, kralların değil, aslında o hüzünlü seslerin ve suskun kalanların gerçek sahibidir. Sana anlatılan o 'baş' olma hikayesini unut; o, sadece başkalarının hırslarına esin veren bir figür değil, kendi sesini kendi acılarıyla ören, hür bir ruhtur. İşte gerçek bu; krallar tahtlarında unutulup gider ama Kalliope'nin sesi, sistemin duvarlarını delip geçmeye hala devam eder. Sessiz kalma, sesi duy, ama kime ait olduğunu sorgulamayı da asla bırakma.