Thesauros Mythology Kakasbos

Kakasbos

Kakasbos

Lykia ve Pisidia'da at üzerinde, ayakta betimlenen yerel bir tanrı. Tefenni kayalıklarında izi süren, bölgenin kadim süvarisi ve koruyucusudur.

Lykia ve Pisidia coğrafyasının engebeli coğrafyasında, at sırtında yükselen ve konumunu dikey bir hiyerarşide sabitleyen Kakasbos, tahakkümün yerleşik sembollerini taşımaktadır. Burdur’un Tefenni ilçesindeki kayalıklara kazınmış bu figür, toprağı fethetmiş bir iktidarın gövdesini, zamanın aşındıramayacağı bir otoriteyle kaya yüzeyine mühürler. Hareket halindeyken bile sabit duruşu, denetim altında tutulan sınırları hatırlatırken, bu figürün kayalara hükmeden kalıcılığı, yönetilenlerin bakışına dayatılan sessiz bir boyun eğiş provası gibidir; merkezi bir gücün coğrafya üzerindeki tartışmasız üstünlüğünü simgeler.
Silenos
Bakın çocuklar, kulaklarınızı iyice açın da size ne anlatacağım. Hani o sarp kayalıkların, rüzgarın ıslık çaldığı ıssız yamaçların olduğu yerler var ya, işte oralarda bir zamanlar, sadece cesurların ve atlarının fısıltılarını duyabileceği bir kahraman yaşardı. İsmi Kakasbos.

Şimdi şöyle gözünüzü kapatın; Likya’nın güneşten yanmış topraklarını ve Pisidya’nın göğe uzanan ormanlarını hayal edin. İşte tam orada, gökyüzü sakinlerinin bile bazen gıptayla izlediği, eyerinde değil, atının sırtında dimdik ayakta duran bir figürden bahsediyoruz. Kakasbos, sıradan bir yolcu değildi evlatlarım. O, atın hızını kendi nefesiyle birleştiren, dizginleri sıkıca tutarken aynı zamanda dağların ruhuyla konuşabilen bir koruyucuydu.

Burdur taraflarına, Tefenni’nin o sert, o asil kayalıklarına yolunuz düşerse -ki düşmeli, çünkü yeryüzünün her taşı bize bir masal anlatır- gözlerinizi kaya yüzeylerinde gezdirin. Göreceksiniz, ustalar taşları adeta yumuşak bir oyun hamuru gibi işlemişler. O kayaların üzerinde, atının üstünde adeta bir dansçı edasıyla yükselen, dengesini hiç bozmayan o mağrur silüet işte odur.

Neden atın üstünde ayakta duruyor diye soracak olursanız... Belki de yerçekimine inat, özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğunu göstermek istemiştir, ha? Bir bacağın sağda, bir bacağın solda olduğu o sıkıcı duruşları unutun. Kakasbos, atıyla öyle bir bütünleşmişti ki, bir gün at mı onu taşıyordu, yoksa o mu zamanı ileriye doğru sürüklüyordu, kimse anlayamazdı.

Şimdi söyleyin bakalım, siz hiç bir atın sırtında, rüzgarın sesini müziğe çevirerek dünyayı seyrettiniz mi? Kakasbos, o taş duvarların içine gizlenmiş, hala atının kişnemesini yamaçlarda yankılatıyor gibi. Bazen gece yarısı, o kayalıkların yakınından geçerken rüzgarın uğultusuna kulak verin; sanki bir nal sesi, sanki bir kahramanın soluğu duyulur gibi olur.

Eh, gün batarken şarabın o hafif tortulu tadı kadar keskin ve kalıcıdır böyle hikayeler. Hafızanızda tutun bunu; Kakasbos, o kayaların içinde sadece bekleyen bir şekil değil, özgürlüğün eyerindeki o hiç bitmeyen yolculuktur. Hadi bakalım, şimdi gözlerinizi açın; belki yarın bir gün o kayaların arasında atı şaha kalkmış bir tanrı görürseniz, bana selam söylemeyi unutmayın.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme