Gel bakalım evlat, otur şöyle şu zeytin ağacının gölgesine. Bak, ayaklarını uzat, yorma o taze kemiklerini. Bana öyle bakma, ben sadece yaşlı ve biraz da neşeli biriyim, hepsi bu. Madem o sorduğun, o hiç bitmeyen meraklı sorularından birini daha getirdin, sana "Kader" denen o büyük gizemden bahsedeyim.
İnsanlar ona Moira derler, ama sen onu bir iplik yumağı gibi düşün. Gökyüzü sakinlerinin bile bazen uzaktan izlemeye çekindiği, devasa bir dokuma tezgahı vardır hani. İşte Kader, o tezgahın başındaki üç kız kardeştir. Biri ipliği büker, biri ölçer, biri de gün gelir makasıyla o ipliği "çıt" diye kesiverir.
Şimdi düşün; Akhilleus'un o efsanevi topuğunu, Hekabe'nin saraylardan sürülen hayatını ya da Kirke'nin adasında geçen o bitmek bilmeyen günleri... Hepsi birer ilmek aslında. İnsanlar bazen, "Neden başıma bu geldi?" diye gökyüzüne bağırıp çağırırlar. Oysa Kader, ne iyidir ne de kötü. O sadece kuraldır. O, denizin kıyıya vurması gibi, güneşin her akşam batıp sabah yeniden doğması gibi kaçınılmaz olandır.
Bazıları "Kaderimi değiştirebilir miyim?" diye sorar bana. Eh, şarabın tortusu bardağın dibine çöktüğünde onu oradan silemezsin, değil mi? Ama o bardağı nasıl tutacağın, içindeki yudumun tadını nasıl çıkaracağın senin elindedir. Kader senin yürüyeceğin yolu çizer, evet; taşları o dizer, virajları o koyar. Ama o virajı nasıl döneceğin, o yolda nasıl şarkı söyleyeceğin senin marifetindir.
Yani küçük dostum, yaşlandıkça şunu öğrendim: Hayat, ipliklerin birbirine dolandığı kocaman bir düğüm. Tanrıların bile üzerine yazı yazamadığı tek şey, insanın kendi seçimleriyle boyadığı o renkli desenler. Bazen iplik biraz gerilir, bazen kopacak gibi olur ama dokuma devam eder.
Hadi bakalım, şimdi gözlerini kapat ve şu rüzgarın sesini dinle. Kaderin fısıltısı bazen bir yaprağın hışırtısında, bazen de hiç beklemediğin bir dostun kahkahasında gizlidir. Çok kurcalama o düğümleri, bırak dokunsunlar. Zamanı gelince hepsinin bir anlamı olduğunu göreceksin, tıpkı üzüm salkımının ağırlaşıp dalını bükmesi gibi... Her şey vaktinde güzel.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, büyüklerin kulaklarını tıkadığı o kadim sırrı duymak ister misin? Yanıma otur, zira anlatacağım hikaye, kralların altın tahtlarından daha eskidir.
Moira... Yani sizin o "Kader" dediğiniz, hani şu herkesin boynuna bir zincir gibi taktığı görünmez ilmek. Derler ki, her şey en baştan yazılmıştır ve bizim sadece o satırları oynamamız gerekir. Ama evlat, sen hiç düşündün mü; neden hep kralların, tanrıların hırsları "kader" olur da, o hırsların altında ezilenlerin acıları sadece "bir teferruat" sayılır?
Moira, aslında bir iplik eğiricisi değildir; o, iktidar sahiplerinin kendi hatalarını örtmek için kullandıkları en büyük bahanedir. Bir kral çıkıp halkını haksız bir savaşa sürüklediğinde veya Akhilleus gibi bir savaşçı, öfkesinin kurbanı olup Patroklos gibi bir canı feda ettiğinde, hemen o büyük perdenin arkasına saklanırlar: "Kader böyleymiş!" derler. Oysa Moira, sadece bir iplik yumağıdır; onu tutan ellerin, yani o kibirli sahiplerin vicdansızlığından habersizdir.
Bak güzel evladım, bir bilge olarak sana şunu fısıldayayım: Gerçek Moira, sana dayatılan o önceden belirlenmiş yazgı değildir. O, senin kendi ellerinle büktüğün kendi ipliğindir. Hekabe’nin ağıtlarında, Medousa’nın o taşlaşmış bakışlarında saklı olan acı, bir kader değil, başkalarının kurduğu sistemin onlara biçtiği bir cezaydı. Onlara "yazgınız bu" dendi, ama aslında yazılan sadece başkalarının bencil arzularıydı.
Şimdi elindeki o küçük asa veya oyuncakla oynarken şunu hatırla; bir yetişkin olduğunda, birileri sana "olması gereken bu" dediğinde, o kadim yalanı sorgula. Kader dediğin şey, bir başkasının senin adına karar vermesine izin verdiğin andır. Eğer kendi ipliğini elinde tutarsan, Moira’nın o soğuk, gri makasını da elinden almış olursun.
Hadi, şimdi git ve kendi hikayeni, başkalarının parmak izlerini taşımadan yaz. Ve unutma, bazen hafif bir neşe için kadehimdeki o azıcık şarabı yudumlarken, aslında dünyanın bu karmaşasına gülümsememin sebebi, olan biteni görebilecek kadar gözlerimin açık olmasıdır. Gerçeği bilmek, zincirlerin kırıldığı ilk andır.