Gel bakalım şöyle, ateşin başına iliş. Şarap kadehimi kenara bıraktım, kulaklarını aç da sana gökyüzü sakinlerinin en kudretlilerinden, o mağrur kraliçe İuno’yu anlatayım. Hani şu sizin Yunanlıların Hera dediği, bakışları şimşek kadar keskin, duruşu dağlar kadar vakur olan hanımefendi.
İuno, sadece bir kraliçe değildir evlat; o ayın evreleri gibidir. Bir bakarsın dolunay gibi parlak ve aydınlatıcı, bir bakarsın hilal gibi gizemli. Romalılar ona o kadar çok değer verirlerdi ki, şehrin en yüksek tepelerinde, Capitolium’da ona görkemli tapınaklar dikmişlerdi. Hatta bu tapınaklardan birinin öyle ilginç bir hikayesi vardır ki, hala anlattıkça gülerim. Hani şu "Moneta" dedikleri, "uyaran, hatırlatan" anlamındaki tapınak...
MÖ 390 yılıydı, şehir derin uykudayken Galyalılar sessizce sokulmuşlardı. Şehri kurtaran ne büyük ordular ne de dev kılıçlardı; tapınağın bahçesinde beslenen o gürültücü kutsal kazlardı! Gece yarısı öyle bir yaygara kopardılar ki, herkes ayağa fırladı da şehir düşmandan kurtuldu. O gün bugündür kazların İuno için yeri ayrıdır, sakın bir kaz görürsen ona saygısızlık etme!
İuno’nun işi sadece şehir korumak da değil. O, annelerin ve bebeklerin en büyük yoldaşıdır. *İuno Lucina* derler ona; hani doğum anında yardıma koşan, o zorlu vakti kolaylaştıran şefkatli el. Eski zamanlarda bir kadın doğum yapacağı zaman, odadaki herkesin kemerlerini çözmesini isterlerdi. Neden mi? Çünkü düğümlü bir kuşak, bebek için bir engel olur diye korkarlardı. İnsanoğlunun batıl inançları işte, ama niyet halis olunca gökyüzü sakinleri de müdahale etmezdi doğrusu.
Sadece doğumda da değil, İuno evli barklı kadınların, yani "matrona" dedikleri o vakur hanımların baş tacıdır. Her yıl Mart ayının ilk günü kutlanan *Matronalia* bayramında kadınlar toplanır, İuno’nun oğlu olan o cengaver Mars’a hürmetlerini sunarlardı. Barışı, aileyi ve huzuru o günlerde daha bir tutkuyla anarlardı.
Sana bir sır daha vereyim; her erkeğin içinde ona yol gösteren bir "genius"u vardır ya, işte her kadının da içinde bir İuno’su yaşar. İçindeki o koruyucu, o yol gösterici ışık odur. Hatta *İuno Sororia* derler, kardeşleri kollayıp gözeten abla gibi sever herkesi.
Gördün mü? İuno sadece bulutların üzerinde tahtında oturan bir tanrıça değil; bir kazın çığlığında, yeni doğmuş bir bebeğin ağlamasında, bir kadının cesaretinde gizlidir. Şimdi uykun geldiyse git dinlen, unutma; gece gökyüzüne baktığında ayın o nazlı yüzünde İuno’nun gözlerini görebilirsin. Ama sakın unutma, kilitleri çözmek bazen yeni başlangıçların anahtarıdır!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; tozlu tabletlerin üzerinde, kibrin gölgesinde saklanan o ince sızı... Bugün sana İuno'yu anlatacağım, ama sarayların yaldızlı duvarlarında yankılanan o tek düze ezgilerle değil. Şarap kadehime düşen bir damla neşe gibi, hakikatin o keskin tadıyla anlatacağım.
İuno... Hani şu gökyüzünün efendisi İuppiter'in gölgesine mahkum edilen, ayın evreleri gibi sürekli değişen o kadim ışık. İnsanlar onu Roma’nın tepelerinde, Capitolium’da tahtlara oturttular, ona tapınaklar diktiler. Sanırsın ki o, sadece altın yaldızlı bir sembol. Oysa o, İuno Moneta yani "hatırlatan"dı. Hani o meşhur hikayeyi bilirsin; Galya ordusu gece vakti sessizce tırmanırken, tapınağın kutsal kazlarının çığlıklarıyla şehrin uyandığını söylerler. Ama şunu sormazlar: Neden insanlar kendilerini kurtaracak bir "uyarıyı" sadece hayvanların sesinde ararlar? Belki de İuno, sistemin çarkları dönerken uykusuz kalan o vicdanın sesiydi, sadece kimse duymak istemiyordu.
Güzel yavrum, İuno’nun bir de İuno Lucina yüzü vardır; doğumun eşiğinde, acıyla yaşamın birbirine karıştığı o ince çizgide bekleyen tanrıça. Derler ki ona giderken tüm düğümleri çözmeliymişsin, kuşakları gevşetmeliymişsin. Neden mi? Çünkü o sistemin kurduğu katı düğümler, hayatın özgür akışına engeldir de ondan. Bir çocuğun dünyaya gelişi, bir annenin o acı dolu özgürleşmesi, statülerin ve kuralların hükmünün bittiği yegane andır. İşte İuno, o anın tanrıçasıdır; kuralların çözüldüğü, ruhun düğümsüz kaldığı yer.
Fakat bak, bilge dostum, dikkatli dinle: İuno’yu sadece "evli barklı kadınların" koruyucusu yapıp bir kalıba sokmak, onun özünü hapsetmektir. Mart ayındaki Matronalia törenlerinde ona adaklar sunan o kadınlar, aslında Sabin kadınlarının o korkunç kaçırılma hikayesini ve sonrasında dayatılan barışı hatırlıyorlardı. Sistemin, yani erkeklerin savaşlarının yarattığı yıkımı, yine kadınların "sakinleştirici" gücüyle yamalamaya çalışmasını anıyorlardı. İuno orada, hem sistemin bir parçası gibi görünmek zorunda kalanların yoldaşıydı hem de her kadının içindeki o gizli koruyucu ruhun, yani kendi Iuno’sunun sesiydi.
Senin içinde de var o ruh, güzel evlat. Bir erkeğin Genius'u varsa, her kadının da kendine has, dışarıdaki tüm kralların ve tanrıların otoritesinden azade bir Iuno'su vardır. Bu tanrıça, sadece bir eş veya bir anne figürü değildir; o, insanın kendi hakikatini koruyan, düğümleri çözmeye çalışan o inatçı, o asi iç sestir. Horatius efsanesinde kız kardeşini korurken kendini gösteren o ruh, aslında sistemin kanunlarının karşısında duran o kadim dayanışmanın ta kendisidir.
Unutma, İuno’nun tapınakları taşlardan ve mermerlerden ibaret değildir. Onun tapınağı, baskı karşısında düğümlerini çözüp "Ben buradayım" diyen her insanın vicdanıdır. Şimdi git ve kendine sor; senin iplerini kim tutuyor, yoksa İuno gibi kendi düğümlerini çözmeye hazır mısın?