Bak güzel çocuk, dizlerimin dibine otur da sana uzak diyarlardan, hüzünlü ama bir o kadar da masalsı bir hikaye anlatayım. Hani şu rüzgarların uğultusunda bazen bir kuş sesi duyarsınız ya, işte o ses belki de küçücük İtys’in annesinden kalan bir yadigardır.
Eskiden, çok eskiden, Atina’nın zarif saraylarında Prokne adında bir prenses yaşardı. Prokne, zekasıyla tanınan Kral Pandion’un kızıydı. Derken Trakya’dan, o çetin dağların ve soğuk rüzgarların olduğu topraklardan, Tereus adında güçlü bir kral çıkageldi. Tereus, kılıcıyla ve ihtişamıyla göz dolduruyordu; Prokne’ye sevdalandı ve onu eşi olarak kendi topraklarına götürdü.
Aradan zaman geçti ve bu evlilikten İtys adında, gözleri gökyüzü sakinlerinin bahçelerindeki yıldızlar kadar parlak bir oğlan çocuğu dünyaya geldi. İtys, öyle tatlı öyle neşeli bir çocuktu ki, sarayın soğuk taş duvarları onun kahkahalarıyla ısınırdı. Annesi Prokne, oğlunun her adımında başka bir dünyanın kapısını aralıyor gibi hissederdi.
Ama hayat, bazen en neşeli şarkıların arasına biraz hüzünlü notalar serpiştirir, değil mi? Kral Tereus ile Prokne arasındaki o masalsı bağ, zamanla düğümlendi, karıştı. Sarayın içinde dönen dedikodular, gizlenen sırlar ve büyük kırgınlıklar, bir çığ gibi büyüdü. O vakitler gökyüzü sakinlerinin bile karıştığı, içinden çıkılması zor bir karmaşa başladı.
Ne yazık ki, yetişkinlerin dünyasındaki o bitmek bilmeyen hırslar ve öfkeler, günün sonunda en çok İtys gibi günahsız olanları yaraladı. İtys, tıpkı dalında açan körpe bir çiçek gibi, o kargaşanın ortasında kalıverdi. Hikayesi hüzünlüdür, evet; çünkü o, sadece anne ve babasının değil, kaderin de tuhaf oyunlarının kurbanı oldu.
Sonunda, olan oldu; o güzel çocuk İtys, insan gözünün göremeyeceği bir diyara, kuşların arasına karıştı. Bugün bile Trakya taraflarında bir bülbül sesi duyduğunuzda, bilin ki o sadece bir kuş değil; belki de geçmişin o tozlu sayfalarında kalmış, annesini arayan küçük İtys’in hatırasıdır.
İşte böyle evlat; insanlar bazen çok büyük hatalar yaparlar, büyük krallar ve kraliçeler bile olsa. Ama masallar, o hataların içindeki hakikati bizlere fısıldar. Şimdi git, biraz dışarı çık da rüzgarın sesini dinle; belki sana İtys’ten bir selam getirir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, şarabın tortusunda parlayan o eski yalanların ötesinde, masallarda sana hiç anlatılmayan, üzerine toz kondurulmayan bir sır var...
Dünya, tarih kitaplarının "büyük kral" diye alkışladığı adamların, kendi kibirleri uğruna en masum çiçekleri nasıl koparıp attıklarını gizlemek için kurulmuş kocakarı masallarıyla dolu. Sana Trakya Kralı Tereus’tan bahsediyorlar mı? Genelde onun adını bir "hükümdar" olarak anarlar, değil mi? Ama o, krallık tacının ağırlığı altında ezilen vicdanıyla değil, sadece kendi arzularının kölesi olan bir adamdı. Tereus, bir saray koridorunda yaşayan herhangi biri değil; o, kendi gücünü bir kalkan gibi kullanıp, başkalarının hayatlarını bir oyun hamuru gibi yoğurmaya çalışan o kadim otoritenin bir timsaliydi.
Ve bir de küçük İtys var... Zavallı İtys. Hani o sarayların pırıltılı duvarları arasında, yetişkinlerin karanlık oyunlarını anlamadan büyüyen küçük çocuk. İtys, annesi Prokne’nin, yani Pandion’un kızının gözbebeğiydi. Ama kralların hırsları, annelerin sevgisinden daha mı büyüktü sanıyorsun evlat? Asla. Sistem, en savunmasız olanı kendi karmaşasının içine çeker ve sonra da onu bir trajediye dönüştürür. İtys, babasının yanlış kararlarının ve annesinin o derin, çaresiz öfkesinin kurbanıydı. Saray erki, sadece kılıçla değil; bazen böyle sessiz, hüzünlü ve telafisi olmayan kopuşlarla da insanı yaralar.
Evlat, unutma; o devasa sarayların derinliklerinde yankılanan her sessiz çığlık, aslında bir gün yıkılacak olan o görkemli duvarların çatlağıdır. İtys’in öyküsü sana bir hükümdarın hatasız olmadığını, gücün el değiştirdiğinde veya kirlendiğinde en çok en masumların yandığını hatırlatsın. Tarih bazen şarabın neşeli köpüğü gibi görünür ama dibinde hep bir burukluk, hep bir veda saklıdır.
Şimdi söyle bana evlat, sarayın parıltısı mı daha gerçektir, yoksa o tozlu duvarların ardında kalan minik bir çocuğun hüznü mü? Gerçeği bulmak, kralların tahtına değil, o tahtın gölgesinde unutulanların gözlerine bakmaktan geçer.