Thesauros Mythology İsis

İsis

İsis

Osiris’in eşi, Horus’un anası İsis; Mısır’dan çıkıp Yunan-Roma dünyasına yayılan, yaşamı ve ölümü yöneten kudretli, mistik bir ana tanrıçadır.

Nil kıyılarından yükselen İsis, MS yüzyıllarda Akdeniz havzasının hiyerarşik pantheonuna sızarak, farklı ilahların iktidar alanlarını kendi şahsında birleştiren teksesli bir kült figürüne dönüştü. Osiris’in yoldaşı ve Horus’un eyleyicisi olarak, Set’in yarattığı kaosu bir düzen arayışına ve aslında bir iktidar restorasyonuna evrilterek mitolojideki yerini sabitledi. Adonis veya Demeter anlatılarındaki döngüsel otoriteyle kurduğu paralellikler, onu İo’nun kurban edilişinden aldığı sembolik mirasla birleştirerek Roma’nın ve Helen dünyasının genişleme arzusuyla uyumlu bir hegemonya aracına dönüştürdü. İskender ve Augustus sonrası coğrafyalarda, kitlelerin çokluktan tekliğe, bir merkezi otorite figürüne duyduğu ihtiyaç, İsis’i Artemis, Hekate veya Kybele’nin kurduğu tahakküm ağlarına eklemledi. Toprağın, denizin ve yeraltının sınırlarını yöneten, yaşam ile ölümü bir büyü yasasıyla denetim altına alan bu tanrıça, Efes ve Bergama gibi merkezlerdeki tapınaklarıyla, devletlerin sınırlarını aşan evrensel bir mutlakiyetin imgesi oldu.
Silenos
Gelin şöyle yaklaşın bakalım, ateşin etrafında yerinizi alın. Şu yaşlı kulaklarım ne hikayeler duymuştur ama bugün size, kendi topraklarından kopup koca bir dünyayı büyüleyen o hanımefendiden, İsis’ten bahsedeceğim.

Eskiden, Nil Nehri’nin altın kumlarının üzerinde bir gökyüzü sakini yaşardı; herkes ona İsis derdi. İsis, öyle sadece bir tanrıça değildi; o, hem bir eş, hem bir anne, hem de kederin ve umudun ta kendisiydi. Kocası Osiris, yani o güzel yürekli kral, kötücül kardeşi Set tarafından karanlığa gömüldüğünde, İsis’in nasıl bir hırsla yollara düştüğünü bir bilseniz… Dağ taş demeden kocasını aradı, onu buldu ve kalbindeki o sarsılmaz sevgiyle oğulları Horus’u, babasının öcünü alacak bir yiğit olarak yetiştirdi.

Zaman geçip devran döndükçe, İsis’in ünü Mısır’ın sıcak kumlarını aştı. Bizim buralara, Akdeniz’in tuzlu rüzgarlarına ulaştı. İnsanlar baktılar ki bu tanrıça, tıpkı Demeter gibi toprağın bereketiyle, tıpkı Artemis gibi doğanın vahşi gücüyle el ele. Başında taşıdığı ay ile o kadar çok kişiye benzetildi ki, insanlar şaşırdı kaldı. Kimisi onu İo ile bir tuttu, kimisi de "Bu, tüm tanrıçaların kalbini kendi göğsünde toplayan tek ana!" dedi.

Düşünün bir; bir bakıyorsunuz Efes’in o görkemli tapınaklarında, bir bakıyorsunuz Bergama’nın rüzgarlı yamaçlarında İsis’in izine rastlıyorsunuz. İnsanlar ona öyle bir bağlandı ki, o artık sadece bir Mısır tanrıçası olmaktan çıktı. Hem toprağın bereketini elinde tutan bir ana, hem denizlerin fırtınalı hakimi, hem de yeraltı ülkesinin gizemli rehberi oldu.

İşin aslı şu ki çocuklar; insanlar o dönemde karmaşadan yorulmuşlardı. "Her şeye hükmeden, bizi anlayan, hem yaşamı hem ölümü avucunda tutan tek bir el yok mu?" diye sorduklarında, karşılarında İsis’i buldular. Biraz büyü, biraz ana şefkati, biraz da bilge bir yol gösterici...

İşte böyle... Bir vakitler Nil kıyılarında başlayan o masal, Roma’nın sokaklarına, bizim Anadolu’nun bereketli topraklarına kadar uzandı. İnsanlar onun huzuruna gelip, hayatın karmaşasında bir nebze soluklandılar. Çünkü ne de olsa, İsis’in olduğu yerde karanlık bile bir gün çekilmek zorunda kalır, değil mi?

Hadi, şimdi şu kadehimizden bir yudum alalım da, yorgunluğumuzu atalım. Hikaye bitmez, sadece bir sonrakini bekler.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme