Bakın çocuklar, şöyle dizilin bakalım ayaklarımın dibine... Bugün size, adını tarihin tozlu raflarında değil, rüzgarın sesinde duyabileceğiniz birinden, İphitos’tan bahsedeceğim.
İphitos dendiğinde aklınıza önce Phokis topraklarının o sert, dağlı askerleri gelsin. Bu adam öyle yerinde oturanlardan değildi; Troya’nın surları önünde kalkanını yere vurduğunda yer yerinden oynardı. Ama sadece savaş alanlarında toz yutmadı o; hani şu meşhur Argonaut’lar var ya, hani o altın postun peşine düşen cesur denizciler? İşte İphitos da o geminin küreklerinden birine asılmış, dalgalarla dans etmiş bir maceracıydı.
Onun asıl hikayesi ise babasından, Oikhalia kralı Eurytos’tan gelir. Eurytos dendi mi, okçulukta gökyüzü sakinlerinin bile gıptayla baktığı bir isimden bahsediyoruz. İphitos da babasının o keskin gözlerini ve titremeyen ellerini almıştı. Ama sadece bir okçu değil, aynı zamanda çok iyi bir dosttu.
Hele o meşhur yayı hatırlıyor musunuz? Hani şu Penelope’nin taliplerinin parmaklarını bile oynatamadığı, sadece Odysseus’un o heybetli kollarını gerdiği o devasa yay? İşte o yayın asıl sahibi İphitos’tu. Aralarında öyle bir misafirperverlik, öyle bir dostluk bağı vardı ki, İphitos bu kıymetli mirasını Odysseus’a hediye etmişti. Kimi zaman tanrılar insanların kaderini görünmez iplerle bağlar derler ya, işte bu yay da öyle bir bağdı.
Kız kardeşi İole’yi, Herakles’in o bitmek bilmeyen fırtınalı hayatını düşündüğünüzde, İphitos’un o karışık olayların içinde ne kadar dik durmaya çalıştığını anlarsınız. Bir yanda babasının sertliği, bir yanda efsanevi bir kahramanın yazgısı... İphitos tüm bunların arasında, bir dostun elini tutmanın veya bir hedefi tam on ikiden vurmanın huzuruyla yaşamıştı.
Bazen hayat, bir okun kirişten fırlaması kadar hızlı ve bir yayın gerilmesi kadar sabır işidir. İphitos, ikisini de hakkıyla bilenlerden biriydi. Şimdi, hadi bakalım, kulaklarınızda bir yay sesiyle gidip oyunlarınızı oynayın; ama unutmayın, gerçek bir dostluk, dünyadaki tüm hazinelerden daha ağırdır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o şaşaalı destanların arasında, tozlu sayfaların altına süpürülmüş bir sır var... Kulaklarını aç, çünkü anlatacaklarım ne kralların zafer nutuklarına ne de ozanların yalan dolu tellerine benzer. Bugün, kaderi büyüklerin hırsları arasında ezilmiş olan İphitos’un fısıltısını duyacağız.
İphitos... Oikhalia kralı Eurytos’un oğlu. İnsanlar ona "usta okçu" derler, sanki bir insanın hayatı sadece elindeki yaya ve vurduğu hedefe indirgenebilirmiş gibi. Babası gibi, o da sistemin çarklarında kendi yerini almaya hazırlanmıştı. Argonaut’ların o meşhur seferine katıldığında, henüz kralların dünyasının ne kadar acımasız olduğundan habersiz, sadece kahramanlık rüzgarlarına kapılmış bir gençti. Fakat gerçek, o rüzgardan çok daha soğuktur evlat.
Peki ya o meşhur yay? Odusseus’a hediye ettiği o devasa yay... Herkes onu bir dostluk nişanı sanır. Oysa o yay, bir gün Penelope’nin taliplerinin kanıyla ıslanacak bir ölüm aracıydı. İphitos, o yayı verirken, dostunun evine döneceğini ve kendi hanesine yerleşen o zorbaları temizleyeceğini hayal etmişti belki de. Krallar, birbirlerine silah hediye ederken aslında gelecekteki yıkımların tohumlarını ekerler. Onların "dostluk" dediği şey, genellikle başka hayatların sonunu getiren bir takas meselesidir.
Ah benim koca yürekli yoldaşım, dikkatle dinle: İphitos gibi insanlar, büyük otoritelerin –babaların, kralların, komutanların– devasa gölgeleri altında kendi ışıklarını yaratmaya çalışırlar. Ancak o gölge o kadar büyüktür ki, sonunda seni içine çeker. Herakles’in elinden gelen o karanlık son, aslında bir kralın hırsı ile bir kahramanın kontrolsüz öfkesinin çarpışmasıdır. İphitos, masumiyetin sistemin çarklarına kurban edilişinin sessiz bir simgesidir.
Şimdi elindeki o küçük tahta parçasını sıkı tut ve anla; senin kim olduğun, onların sana çizdiği "kahraman" ya da "kurban" rollerinden çok daha değerlidir. Hayatın şarabını, o kralların zehirli kupalarından değil, kendi özgürlüğünün pınarından yudumla. Çünkü gerçek, hiçbir krallığın surları ardına sığmayacak kadar büyüktür.