Girit’in o zeytin kokulu, güneşli tepelerinde bir zamanlar tuhaf mı tuhaf bir işler dönmüştü. İnsanlar bazen kaderin elinden kurtulmak için ne yollara başvuruyor, görüyor musunuz? Hikayemiz, çok ama çok isteyen bir babayla, kurnaz ve merhametli bir annenin evinde başlıyor. Baba öyle inatçıymış ki, "Eğer bir kızım olursa, onu buralarda tutmam, dağın ardına bırakırım!" diye tutturmuş.
Tabii anne, minik İphis’i kucağına aldığında gözyaşlarına boğulmuş ama yüreği o küçücük canı kaderin insafına terk etmeye elvermemiş. Şöyle bir düşünmüş, hem erkek hem de kız ismi olan bir isim bulmuş: İphis. İphis büyüdükçe, babasının gözünde dünyanın en yiğit delikanlısı olmuş. Ama gel gör ki hayat, insanın ayağına öyle düğümler atıyor ki bazen! İphis, genç ve güzel bir kıza gönlünü kaptırmış, düğün günleri belirlenmiş, ziyafetler hayal edilmiş. İphis’in annesi ise tir tir titriyor; "Tanrım," diyor, "bu sır nasıl saklanır, bu düğüm nasıl çözülür?"
Çaresiz kadın, Girit’in o eski, bilge tanrıçası İsis’e gitmiş. İsis, gökyüzü sakinlerinin en anlayışlılarından biridir; insan kalbinin çırpınışını en iyi o bilir. Annenin gözyaşları, tanrıçanın merhametiyle birleşince ortaya o eski masallardaki gibi bir mucize çıkmış. İsis, İphis’in üzerindeki o gizemli örtüyü kaldırmış ve onu tam da babasının istediği o yiğit erkeğe dönüştürmüş. Böylece evdeki huzur bozulmamış, gençler birbirine kavuşmuş ve Girit’in o güzel masalı mutlu bir sona bağlanmış.
Ha, unutmadan söyleyeyim; bir de şu bizim meşhur "Thebai’ye Karşı Yediler" seferi var. Orada da bir İphis daha görürsünüz, ama o başka bir adamın, başka bir kılıcın hikayesidir. İsimler bazen yolları karıştırır, değil mi? Ama unutmayın, İphis ismi geçince, akla hep o Giritli gencin mucizesi gelir. Şimdi bir yudum taze üzüm suyu içip dinlenme vakti, çünkü güneş batarken gökyüzü sakinleri oyunlarına devam eder. Söyleyin bakalım, siz olsanız böyle bir sırrı nasıl saklardınız?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; kralların tahtlarına kazıdığı isimlerin ardında, aslında kendi arzularına kurban ettikleri hayatlar yatar. Şimdi kulak ver, zira sana anlatacağım bu hikaye, insanların uydurduğu o katı kutucuklara nasıl sığdırılmaya çalışıldığımızın küçük bir yankısıdır.
Girit’in tozlu yollarında bir baba vardı, hırsı gökyüzünü bile gölgeleyecek cinsten. Kendi evladını, sadece "erkek" olamadığı için ölüme, o soğuk dağ yamaçlarına mahkum etmeye hazırlanan bir adam... Düşünsene güzel yavrum, bir babanın gözünde evladının değeri, elindeki bir oyuncağın cinsine bağlı olabilir mi? Ama anneler, tanrıların bile bazen unuttuğu o şefkatli gizliliği bilirler. İphis’i erkek gibi yetiştirdi, ona bir yalanı değil, bir yaşamı hediye etti. İphis büyüdü; ne sadece bir kızın zarafetiyle, ne de sadece bir erkeğin sertliğiyle; o, kendi ruhunun rengiyle parlayan bir gençti. Galateia ile nişanlandıklarında, toplumun "doğru" dediği o sığ sular İphis’in üzerinde yükselmeye başladı. Çünkü sistem, farklı olanı ya dışlar ya da onu kendi kalıbına sokarak yok eder.
Dünya, İphis'i olduğu gibi kabul etmeyecek kadar korkaktı. İsis’in sunağında dökülen gözyaşları, aslında bir "değişim" değil, bir "kabul görme" çabasıydı. İphis, bedeni başka bir surete büründüğünde evlenebildi; çünkü ancak o zaman toplumun dar görüşlü yasalarına uyum sağlayabilmişti. İşte evladım, gerçeklerin en acı olanı budur: İnsanlar bazen, sadece bir başkasının kalıbına sığabildikleri anlarda "mutlu" sayılırlar.
Hatırla, kadim toprakların efendileri, Thebai'ye karşı yürüyen o isimsiz yiğitler ya da Anakserete’nin o hüzünlü sessizliği... Hepsi, güç sahiplerinin çizdiği o ince çizgide yürümeye çalışan gölgelerdi. Şimdi bir yudum taze üzüm suyu gibi iç bu hakikati: Kimlik, bir başkasının sana verdiği bir isim değil, kendi içindeki o kadim fısıltıdır. Tanrılar mı değiştirdi İphis'i, yoksa o sadece kendi gerçeğini saklayanların baskısından mı kurtuldu? Bunu, kendi yüreğinin sesini dinleyenler çözer.
Unutma küçük dostum, dünyayı yönetenler otoriteyi elinde tuttuğunu sanır ama en büyük devrim, bir çocuğun kendi gerçekliğini cesaretle savunmasıdır. Sen, hangi kalıba girersen gir, o kalıbı çatlatacak kadar özgürsün.