Şöyle yaklaş hele evlat, ateşin çıtırtısı iyice azaldı, biraz daha sokul bana. Kulaklarını dört aç, zira sana anlatacağım hikaye, ne senin bildiğin o narin prenseslerin ne de sadece saraylarda oturan kraliçelerin hikayesine benzer. Bugün, denizin köpüğüne tutkuyla bağlı olan o mağrur kadını, İphimedeia’yı anlatacağım sana.
İphimedeia, güzelliğiyle göz kamaştıran bir kadındı ama gönlünde fırtınalar kopardı. Bir gün deniz kıyısında dalgaları izlerken, gözlerini uçsuz bucaksız sulara dikmiş; denizin derinliklerinde hüküm süren, o yedi denizin hakimi Poseidon’a vurulmuş. Hani şu elinde üç dişli asasıyla yeri göğü inleten, gökyüzü sakinlerinin en hırçınlarından biri var ya, işte o.
İphimedeia, sanki bir oyundaymış gibi, her gün avuç avuç deniz suyunu toplamış, onları gökyüzüne doğru savurmuş. Bir nevi, sevdiğine "Beni gör, buradayım!" diye fısıldar gibi... Tabii, denizlerin hakimi Poseidon bu; hiç böyle bir davete kayıtsız kalır mı? Kadının tutkusu, denizin derinliklerinden gelen o devasa dalgalarla birleşmiş.
Bu birliktelikten öyle evlatlar dünyaya gelmiş ki, isimleri tarihe Aloeusoğulları olarak kazınmış: Otos ve Ephialtes. Bunlar öyle sıradan çocuklar değil, görenin aklını başından alacak devasa adamlarmış. Söylenti o ki, dokuz yaşına geldiklerinde dokuz arşın genişliğinde, dokuz kulaç boyundaymışlar. Yani senin anlayacağın, yerdeki karıncayı görmeyecek kadar yüksekten bakıyor, gökyüzündeki yıldızları ise neredeyse birer oyuncak gibi tutabiliyorlarmış.
Ancak dikkat et, güç bela işlerle birleşince insanın başı beladan kurtulmaz. Bu iki dev kardeş, kendilerine o kadar güvenmişler ki, sadece karadaki krallara değil, Olimpos’un tepesindeki tanrılara bile kafa tutmaya kalkmışlar. Dağları üst üste koyup gökyüzüne merdiven dayamaya, o ulaşılmaz diyarlara tırmanmaya yeltenmişler.
İphimedeia, evlatlarının bu kibrini gördüğünde ne hissetmiştir dersin? Bir anne için, doğanın gücünden süzülüp gelmiş bu çocukların kendi sonlarını hazırlayışını izlemek, fırtınanın gelişini seyretmekten daha acı olsa gerek. İnsanoğlu, toprağın kızı olduğunu unutup gökyüzüne göz diktiğinde, dengeler her zaman sarsılır, değil mi küçük dostum?
İşte böyle... İphimedeia’nın denize savurduğu o birkaç damla su, dünyaya iki devasa hırs bırakıp gitti. Şimdi söyle bakalım, okyanusun kokusunu aldığında sen de kendi devlerini hayal edebiliyor musun, yoksa ayaklarının altındaki toprağın güvenliği mi daha tatlı geliyor?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine çök ve kulak ver; masallarda anlatılmayan, o yaldızlı sarayların tozlu raflarına hapsedilmiş bir sır var... Yetişkinlerin "kader" dediği şey, aslında bazen sadece güçlülerin yazdığı bir kurgudur. Bugün sana İphimedeia’dan bahsedeceğim. Hani şu her yerde sadece "Aloeusoğulları’nın annesi" diye geçen kadın.
İphimedeia... O, tarihin tozlu sayfalarında bir figüran gibi gösterilmeye çalışılan, aslında kendi içindeki büyük denizi taşımaya çalışan bir kadındı. Mitler, onun Poseidon’a duyduğu hayranlığı anlatırken sanki bir tür büyülenmişlikten bahsederler. Oysa gerçek şu ki; bazen insanlar, üzerlerindeki o ağır otorite zincirlerini kırabilmek için, o zincirleri tutan tanrıların gücüne bile meydan okumak isterler. İphimedeia, denizlerin o coşkulu ve dizginlenemez ruhuna aşıktı çünkü kendi hayatı, kralların ve babaların kurallarıyla daracık bir kafese sıkıştırılmıştı.
Evlat, dünya böyledir; bir kadın, sistemin ona biçtiği "itaatkar eş" ya da "suskun anne" rolünden birazcık dışarı adım attığında, hemen ona "delilik" ya da "tuhaflık" etiketi yapıştırırlar. Onun dünyaya getirdiği devasa çocukları, Aloeusoğulları, aslında annelerinin o bastırılmış hırsının ve düzene karşı duyduğu sessiz öfkenin yeryüzündeki gölgesiydi. O devler, Olimpos’un kibrini sarsmaya çalıştıklarında, aslında annelerinin kırılmış gururunu temsil ediyorlardı.
Bak güzel yavrum, şarabın buruk neşesiyle söyleyebilirim ki; İphimedeia, o meşhur kralların masalarında oturup kadeh tokuşturmayı reddedenlerdendi. O, birilerinin malı olmayı değil, kendi gerçeğini yaşamayı seçti. Bugün onu sadece bir "mitolojik anne" olarak hatırlıyorlar çünkü gerçek hikayesini anlatırlarsa, kralların tahtları sarsılır. Unutma; güçlü olanlar, kendi hatalarını gizlemek için başkalarının öykülerini küçültürler.
Şimdi git, kendi denizini bul. Ve okyanusun derinliklerinde bir gün bir ses duyarsan, sakın korkma. O ses, İphimedeia’nın zincirlerini kırmış ruhunun yankısıdır. Gerçekler, en karanlık odaların tavan aralarında bile olsa, bir gün mutlaka kendine bir yol bulur.