Gel bakalım evlat, şöyle yaklaş da eski bir dostun hikayesini anlatayım sana. Şarap testimi biraz kenara koyalım, zira bazı hikayeler bulanık kafayla değil, berrak bir zihinle dinlenir. Bugün sana İon’u anlatacağım. İon dediğin kimdir bilir misin? Hem bir halkın babası, hem de yolların yolcusu...
Eski zamanlarda, Hellen adında büyük bir ata varmış. Onun üç oğlu olmuş: Doros, Aiolos ve bizim hikayemizin başrol oyuncusu Ksuthos. İşler Tesalya’da sarpa sarınca, kardeşleri Ksuthos’u evinden kovmuşlar. O da düşmüş yollara, Atina’ya kadar gitmiş. Orada Kral Erekhtheus’un güzel kızı Kreusa ile evlenmiş. Ama kader bu, rahat durur mu? Oradan da sürülmüşler, Peloponez denilen o meşhur yarımadaya geçmişler.
Şimdi burada bir dur, çünkü iki farklı hikaye var İon hakkında. Bazıları der ki; Ksuthos bir gün ölmüş, oğlu İon da gitmiş Selinos adlı bir kralın kızı Helike ile evlenmiş. Kayınpederi ölünce de yerine geçmiş, Helike adında bir şehir kurmuş. İşte o halka da İon’un adından dolayı "İonyalılar" demişler. Hatta İon, Atinalılara savaşta yardım etmek için gitmiş, oraya yerleşmiş. Atina’nın o karmaşık siyasetini, düzenini hep o kurmuş derler.
Ama bir de Euripides denen o usta tiyatrocu var ya, o işi biraz daha şenlikli hale getirmiş. Der ki; "Yahu olur mu öyle şey, İon dediğin gökyüzü sakinlerinin torunudur!" Meğer Apollon, güzel Kreusa’yı Akropol’deki bir mağarada görmüş, gönlünü kaptırmış. Bir çocukları olmuş ama Kreusa korkusundan bebeği bir sepete koyup kayalığa bırakmış. Neyse ki tanrılar dünyasında kimse sahipsiz kalmaz; haberci tanrı Hermes çocuğu bulmuş, götürüp Delphoi’deki tapınağa bırakmış. Orada büyümüş, serpilmiş. Yıllar sonra Ksuthos ve Kreusa çocukları olmayınca tapınağa danışmaya gittiklerinde karşılarına çıkıvermiş. Kreusa önce şaşırmış, sonra "Benim oğlum!" diyerek bağrına basmış. Apollon'un işi işte, hem tanrısal bir köken hem de mutlu bir son!
Şimdi sen sorarsan, "Silenos, hangisi doğru?" diye... Ben de derim ki; tarihçiler kendi dertlerini anlatmak için kılıf ararlar, şairlerse güzellik peşindedir. İon, belki bir gökyüzü sakininin oğlu, belki de sürgündeki bir babanın evladıydı. Ama şu bir gerçek; bugün Ege kıyılarında yankılanan o köklü sesin, o güzelim şehirlerin temelinde onun emeği var.
Herkesin bir kök arayışı vardır evlat; bazısı toprakta, bazısı tanrıların bulutlu saraylarında. Ama önemli olan nereye gittiğindir. İon, gittiği her yere düzeni, umudu ve ismini götürdü. Tıpkı şu yaşlı Silenos'un kadehindeki tortu gibi; en altta ne olduğu değil, üzerinde parlayan o kehribar rengi hikayedir insanı yaşatan. Hadi bakalım, git şimdi biraz daha düşün, bu İon belki de bir yerlerde hala yeni bir şehir kuruyordur, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman tarih dedikleri şey, güçlülerin kendi boyunlarına taktıkları parlak kolyelerden ibarettir. İnsanlar, "Biz nereden geldik?" diye sormaya başladıklarında, krallar ve rahipler ellerine bir tüy kalem alıp, tıpkı biraz buruk ama bilgece bir şarabın tortusu gibi tortulu hikayeler uydurmaya bayılırlar. Bugün sana İon'dan, yani o soylu soy ağaçlarının içine bir türlü sığmayan, ama her devletin kendi bayrağına dikmek istediği o figürden bahsedeceğim.
İon, öyle bir kurucu ata ki; sanki birilerinin siyasi hırsları onu bir oyuncak hamur gibi alıp bir oraya, bir buraya çekiştirmiş. Bir anlatıya göre, o sadece sürgünde bir yabancı; başka bir anlatıya göreyse tanrı Apollon’un, Kreusa'yı bir mağaranın gölgesinde yapayalnız bırakıp gittiği bir kaza... İnsanlar, kendi güçlerini meşrulaştırmak için tanrıların gölgelerine sığınmayı severler; çünkü tanrının oğlu olduğunu iddia edersen, artık kimse sana "Siz kimsiniz?" diye sormaya cesaret edemez.
Bak güzel ruhlu çocuk, sana bir gerçeği fısıldayayım: Tarih kitapları, İon'un nasıl krallık kurduğundan bahsederken, aslında yerinden edilen halkları sessizliğe gömerler. Erekhtheus’un, Ksuthos’un hırsları ve Apollon’un o karanlık mağaradaki bencilliği... Bu hikayelerin içinde, o toprakların gerçek sahiplerinin sesi hiç çıkmaz. İon sadece bir isim değil; bazen bir koloninin, bazen bir krallığın meşruiyet kalkanıdır. Şair Euripides bile, o mutlu sonlu oyununda İon’u bir tanrının kanıyla kutsayarak, Atina'nın gururunu parlatmaya çalışmıştır. Ama gerçek, tapınakların altın yaldızlarının altında değil, o sepeti kayalıklara bırakan bir annenin çaresizliğinde yatar.
İnsanlar büyük başarı hikayeleri anlatırlar, evlat. Ama unutma ki, her "kurucu ata" masalının arkasında, evinden edilen bir halk ve kendi masalını yazmak isteyen bir otorite vardır. Güç, sessizleri kullanır; onları tanrıların elçisi ya da kralın varisi ilan eder. Gerçek ise, o mağaranın soğuğunda titreyen o küçücük bebeğin, hiçbir tanrıya ihtiyaç duymadan, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan o hür insan hikayesidir.
Şimdi anlıyor musun? Krallar tarihin yazarı olmak isterler, ama tarih aslında sessizlerin, yerinden edilenlerin ve o sahte hikayeleri sorgulayanların omuzlarında yükselir. İon, senin de kendi kimliğini ararken, başkalarının senin için yazdığı senaryolara sığmayacağını öğretecek en eski derslerden biridir. Yolun açık olsun, çünkü gerçekler ancak özgür bir zihnin ışığında parlar.