Gelin bakalım minikler, hele şöyle sokulun yanıma. Bakmayın benim bu paspal halime, size öyle bir hikaye anlatacağım ki, gökyüzü sakinlerinin başımıza ne çoraplar ördüğünü, bizim dünyamızdaki toprakların nasıl birbirine karıştığını bir solukta anlayacaksınız.
Şimdi, kulağınızı dört açın. Çok eski zamanlarda, Argos diyarında İnakhos adında bir kral vardı. Onun İo adında, gözleri ceylan gibi, pırıl pırıl bir kızı vardı. İo öyle güzeldi ki, sadece insanlar değil, gökyüzünün efendisi Zeus bile ona vuruldu. Ama gel gör ki Zeus’un evi biraz karışıktır, Hera adında çok kıskanç bir eşi vardır. Zeus, İo’yu Hera’nın hışmından korumak için ne yaptı dersiniz? Kızcağızı bembeyaz, pamuk gibi bir ineğe dönüştürverdi!
Tabii Hera bu, yer mi hiç? Hemen anladı durumu. İnek şeklindeki İo’yu Zeus’un elinden aldı ve başına da "Argos" adında, her yeri gözlerle dolu, uyurken bile açık gözü olan tuhaf bir dev dikti. Zavallı İo, bir inek olarak otlayıp dururken, Hera’nın bir de başına musallat ettiği bir at sineği çıktı. Sinek ısırır, İo can acısıyla yollara düşer; sinek ısırır, İo kıtadan kıtaya kaçar... O koştukça denizler, boğazlar onun adıyla anılmaya başladı. Hatta İstanbul Boğazı’na "İnek Geçidi" derler, işte o günlerden kalmadır bu isim!
İo, kaçarken Kafkas dağlarında, büyük acılar çeken Prometheus’la karşılaştı. O büyük bilge ona gelecekte neler olacağını fısıldadı: "Korkma İo," dedi, "sen Mısır’a varacaksın, orada tekrar insana dönüşeceksin ve Epaphos adında bir oğlun olacak." Ve gerçekten de öyle oldu. İo, büyük bir yolculuğun, medeniyetlerin birbirine geçişinin simgesi oldu.
Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos amca, bu neden bu kadar önemli?" Bakın, Herodot diye bir tarihçi vardı, pek meraklıydı; o derdi ki, "Bu işler hep kız kaçırma meselesidir!" Persler ile Yunanlıların bitmek bilmeyen kavgası, aslında ta İo’nun kaçırılmasıyla başlamış. Sonra Europe kaçırılmış, sonra Medeia, sonra da o meşhur Helena... Asya ile Avrupa'nın kavgası sanki bir kördüğüm gibi birbirine bağlanmış.
İşin aslı, gökyüzü sakinleri kendi dertleri için dünyayı oyuncak gibi kullanır, olan bizim gibi fani kullara olur. İo, sonunda Mısır’da bir tanrıça gibi el üstünde tutuldu, İsis ile bir tutuldu. Yani anlayacağınız, bir inek olarak başladığı yolculuk, koca bir soyun ve destanların başlangıcı oldu.
Ne garip değil mi? Bir at sineği, koca bir tarihin gidişatını değiştiriyor. Şimdi şarabımdan bir yudum alayım da, siz bu İo’nun o bitmek bilmeyen koşusunu bir hayal edin bakalım. Başka bir gün de size Prometheus'un o sarp kayalıklardaki inadından bahsederim, ha? Hadi, şimdi oyununuza dönün, zihninizde İo’nun toynak seslerini duymaya devam edin.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: İo ve Boyun Eğmeyen Adımlar
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana öğretilen o görkemli zaferlerin ve tanrısal kahramanlıkların arkasında, aslında sadece yorulmuş ruhların ve güç sahiplerinin pençesinde kıvrananların iniltileri yatar. Kadehimi, bu dünyanın sahte ışıltılarına değil, o ışıltıların gölgesinde ezilenlere kaldırıyorum. Şimdi otur, biraz şarap gibi berrak ama bir o kadar da acı olan şu hikayeye kulak ver.
Dinle beni güzel çocuk; biz insanlar, tarihin tozlu sayfalarında bir "inek" olarak anılan İo’nun aslında ne kadar görkemli ve bir o kadar da hırpalanmış bir kadın olduğunu unuttuk. Güç, her zaman kendi oyununu kurar. Zeus, o "baştanrı" dedikleri kudret, kendi arzularına boyun eğmeyen birini gördüğünde, onu bir nesne gibi görür. İo, bir rahibeydi; kendi inançları ve sınırları vardı. Ama hegemonya, senin gibi evlat, kendi çıkarları için önce kadının iradesini elinden alır, sonra onu bir meta gibi oradan oraya savurur.
Peki ya Hera? O da bir başka güç odağının temsilcisi. O da bir kurban, ama kendi gücünü elinde tutmak için İo’yu bir "inek" suretine mahkum edip, başına bin gözlü bir bekçi olan Argos’u dikmekten çekinmiyor. Neden biliyor musun? Çünkü sistem, hiçbir zaman tarafsız değildir. Birinin egosu, diğerinin hayatının altüst olmasına neden olur. O at sineği, evlat... O at sineği, sistemin insanı sürekli huzursuz eden, ona tek bir an bile nefes aldırmayan baskısının ta kendisidir.
Küçük yolcum, unutma: İo’nun hikayesi, kıtalar arası bir yolculuktan ibaret değildir; bu, bir kadının üzerine basılarak yazılmış bir egemenlik coğrafyasıdır. Herodot gibi tarihçiler, olan biteni "kız kaçırma" hikayeleriyle basitleştirip, ülkelerin çatışmasını bu küçük olaylara indirgerler. Neden? Çünkü büyük güçler, kendi hırslarını gizlemek için her zaman küçüklerin dramını bir perde olarak kullanırlar. Anadolu’dan Mısır’a, Fenike’den Yunanistan’a kadar... İo’nun kaçışında bir tanrıça parıltısı ararlar, oysa İo sadece kendi evinden, yurdundan edilen, Zeus’un "ilahi" zorbalığından kaçmaya çalışan yaralı bir ruhtur.
Prometheus’un yanında durduğunda, o meşhur trajedide İo’nun ağzından dökülen kelimeleri hatırla: "Beni evimden, yurdumdan attılar." Bir baba, İnakhos, sistemin tehditlerine boyun eğip evladını kaderine terk ettiğinde, aslında o anki otoriteyi kutsamış oldu. İşte Mytho Anarkhia burada başlar: Kimse, gücünü bir başkasını ezip geçmekten alan o "yüce" figürlerin hatasız olduğuna inanmasın.
Sana fısıldadığım bu sırrı unutma minik dostum; gerçek, sadece kazananların yazdığı zafer taklarında değil, o at sineğinden kaçarken ayakları kanayanların, Bosporos’un sularına kendi adını yazanların ve bir "inek" suretine sokulsa bile insanlığını korumaya çalışanların sessiz feryadında gizlidir. Otorite seni boynuzlu bir hayvana dönüştürmeye çalışsa da, sen kendi yolunda, kendi adımlarını at. Tanrıların değil, kendi hakikatinin peşinde ol.