Şimdi, kulaklarınızı iyice açın küçük dostlarım; zira anlatacağım hikaye, toprağın hem hayat veren hem de bazen huysuzlanan o kadim günlerinden kalma. Argos dediğimiz o bereketli toprakları bilirsiniz, hani güneşin en sarı, zeytinlerin en yeşil olduğu yerler... İşte orada, daha insanlar tam olarak evlerini nereye kuracaklarını bilemezken, İnakhos adında bir ırmak tanrısı hüküm sürerdi.
İnakhos, Okeanos ile Tethys’in, yani o uçsuz bucaksız dünya sularının oğluydu. Eski zamanlarda, büyük tufanlar dünyayı bir yıkayıp geçtiğinde, İnakhos elinde asasıyla ortaya çıkmış; sağa sola dağılmış insanları bir çoban gibi toplayıp ırmak kıyılarının o güvenli huzuruna yerleştirmişti. İyi adamdı vesselam, az şarabını içip toprağın bereketini izlemediğimiz zamanlar değil, güzel günlerdi.
Ama ah o gökyüzü sakinleri yok mu? Hep bir üstünlük, hep bir "benim dediğim olacak" kavgası! Bir gün Argos’un yönetimi kimde kalacak diye Hera ile Poseidon atışmaya başladılar. Sonunda hakem olarak bizim İnakhos’u seçtiler. İnakhos, Hera’yı seçince Poseidon’un tepesi attı tabii. Denizlerin o koca sakallı efendisi öyle bir öfkelendi ki, İnakhos’un yatağındaki suları çekip aldı. Neyse ki bizimki biraz inatçıydı, "Tamam," dedi, "madem öyle, ben de sadece yağmur mevsiminde akacak bir ırmak olurum." O gün bugündür, Argos’un dereleri yaz sıcağında bazen bir deri bir kemik kalır, hatırası da oradadır.
Fakat İnakhos’un başındaki asıl dert, kızı İo’ydu. İo güzeller güzeli bir kızdı; öyle ki Zeus bile gözünü ondan alamadı. Şimdi, bilirsiniz, Zeus’un gönlü birine kaydı mı ortalık karışır. Kızı kaçırılınca İnakhos babalık yüreğiyle yanıp tutuştu, sağa sola koşturdu, tanrıya kafa tutmaya kalktı. Ama bir ırmak tanrısı ne kadar kükrerse kükresin, gökyüzünün yıldırımlarına karşı ne yapabilir ki? Zeus, bu ısrarlı babayı bir yıldırımla öyle bir sarstı ki, İnakhos’un suları da o günden sonra bir daha eski gürül gürül halini bulamadı; derinliği azaldı, sesi kısıldı.
İşte böyle küçükler; nehirler bile olsa, bazen tanrıların oyununa geliyor insan. Şimdi gidin bakalım, suyunuzun değerini bilin. Nehirler sadece su değildir, altında koca bir babanın hüzünlü hikayesi yatar. Hadi, biraz daha yaklaşın da size başka neler gördüm, anlatayım...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyi aç; masallarda sana anlatılan o yaldızlı kahramanlık hikayelerinin tozlu rafları arasında, kimsenin fısıldamaya cesaret edemediği başka bir gerçek saklıdır. Çoğu insan, nehirlerin sadece dağlardan akan su olduğunu sanır ama sen, gözlerindeki o pırıltıyla gerçeği görebilecek yaştasın. Gel, yanıma otur; şu şarabın sunduğu hafif bir neşe ve kadim bir tebessüm eşliğinde, sana İnakhos’un hikayesini anlatayım.
İnakhos, Okeanos’un oğlu, Argos topraklarının bereketli suyuydu. İnsanları bir araya getiren, onları kıyısında toplayıp koruyan bir "baba" figürüydü. Ama kralların ve tanrıların oyun tahtasında, iyilik her zaman ödüllendirilmez, evlat. İnsanlar "hükümdar" dedikçe, yukarıdakiler daha çok hırslanır. Hera ile Poseidon arasındaki o meşhur Argos tartışmasını duymuşsundur; hani şu kimin daha "büyük" olduğuna karar verdikleri o kibrin yarışı. İnakhos, adil olmaya çalışıp Hera’yı seçtiğinde, tanrıların o kırılgan egoları nasıl da sarsıldı, görüyor musun? Bir nehrin yatağını kurutmak, bir halkın yaşamını elinden almak, sadece bir "hakemlik" hatasının bedeli miydi, yoksa gücün kendi varlığına karşı duyduğu o tahammülsüzlük mü?
Ve asıl hüzün, İo’da saklıdır güzel evladım. İo, İnakhos’un kızı... Zeus’un hırsları, bir babanın yüreğini yangın yerine çevirdi. İo, tanrının karanlık gölgesinden kaçarken, babası sadece kendi kızını korumaya çalışan bir "insan" kalabildi. Ama tanrıların dünyasında bir tanrıya karşı çıkmanın bedeli, kızı için yas tutan bir babanın sessizliğine yıldırım düşürmektir. İnakhos’un sularının kuruması, aslında bir babanın çaresizliğinin ve otoriteye karşı boyun eğmeyi reddedişinin trajik bir nişanıdır.
İşte böyle, benim küçük dostum. Bugün insanlar İnakhos’u sadece coğrafi bir isim sanırken, biz onun aslında sistemin çarklarına sıkışmış, vicdanını korumaya çalışan bir figür olduğunu biliyoruz. Güç sahipleri hata yapmazlar, sadece kendi kurdukları düzende herkesi suçlu ilan ederler. İnakhos, kendi sularını kaybederek, otoriteye karşı durmanın sessiz ama onurlu bedelini ödedi.
Dünyaya bakarken şunu unutma; nehirler sadece akmazlar, bazen uğradıkları haksızlıkları içlerinde biriktirerek kurumayı göze alırlar. Sen sen ol, evlat, kimsenin krallığına boyun eğip kendi nehrini kurutma. Gerçek, gürül gürül akan bir suda değil, o suyun neden sustuğunu sorma cesaretindedir.