Gel hele, şöyle yanıma otur küçük dostum; seninle bir şehrin ve o şehri kuran bir adamın, yani İlos’un hikayesini konuşalım. Ama dikkat et, sakın İlos ismini karıştırma! Bizim mitlerde bu isim iki kez geçer. İlki, Dardanos’un oğluydu ama çabucak göçüp gitti, arkasında koca bir krallık bırakmadan. Bizim esas anlatacağımız İlos ise Tros’un oğludur; hani şu Troya’nın temellerini atan, Hektor’dan tut da o ünlü Aineias’a kadar nice yiğidin kökü olan dede İlos.
Bir gün bu İlos, Phrygia taraflarında bir yarışmaya katılmış. O kadar marifetli, o kadar hızlıymış ki yarışı birinci bitirmiş! Ödül olarak elli tane genç kız ve erkek köle almış, evine dönerken de kral ona kara benekli bir inek hediye etmiş. Biliciler demişler ki: "İlos, bu ineği takip et; nerede durursa, işte orada şanlı şehrini kuracaksın!"
İnek başlamış yürümeye, İlos da ardında. Hayvan sonunda Ate tepesinde durmuş. Hani şu gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus’un, Gaflet tanrıçasını (Ate) yeryüzüne attığı yer! İşte o tepede, Skamandros ve Simoeis ırmaklarının kucaklaştığı bereketli ovada, Troya yani İlyon yükselmiş.
İlos, yaptığı işin gökyüzü sakinleri tarafından onaylanıp onaylanmadığını merak etmiş. Tam o sırada, bulutların arasından bir şey düşmüş: Palladion! Pallas Athena’nın heykeli… Bir elinde kargı, diğerinde öreke tutan devasa, kutsal bir heykel. Bazıları der ki, tapınak yapılırken çatının tepesinden süzülüp içeri girmiş. Bazıları ise İlos’un, bir yangın anında şehri kurtarırken bu kutsal emaneti kapıp kaçtığını, ama tanrıçanın yüzüne bakınca gözlerinin karardığını, sonra Athena’nın ona acıyıp görme yetisini geri verdiğini anlatır. Şarap kokulu rüzgarların arasında böyle hikayeler çoktur, hangisine inanırsan inan, hepsi gerçeğin bir ucundan tutar.
İlos öyle güçlü, öyle dirayetli bir adamdı ki, oğlu Ganymedes’i kaçıran o Tantalos ve Pelops gibi zorbaları Anadolu topraklarından kovup atmıştı. Hani derler ya; bir evin temeli sağlam atılırsa, çatısı da göklere değer. İşte Troya öyle bir yerdi. Ama şimdilik bunları bilmen yeterli; güneş alçalıyor, benim de artık biraz dinlenip, bu tozlu yollarda yorgun düşmüş ayaklarımı dinlendirmem gerek. Yarın yine gel, başka köpüklü maceralar anlatırım sana.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o şaşaalı krallıkların duvarları arkasında, tarih kitaplarının tozlu sayfalarında gizlenen fısıltıları duymaya hazır mısın? Gel yanıma, belki bir yudum şarabın neşesiyle zihnini biraz gevşetiriz, çünkü gerçekler bazen bir çocuğun omuzlarına ağır gelen taşlar gibidir.
İlos dedikleri adamdan bahsedeceğiz. Tarih onu İlyon’un, yani Troya’nın kurucusu diye yazar; görkemli bir inşa edici, tanrıların gözbebeği bir kral... Ama evlat, sen sakın o yaldızlı unvanlara kanma. Bir kralın "kurduğu" her şehir, aslında yerinden edilenlerin ve "ödül" diye elden ele dolaştırılanların üstüne kurulur.
Rivayet odur ki, İlos Phrygia’daki o yarışmayı kazandığında, ona ganimet olarak sadece altın ya da toprak değil; isimleri bile anılmayan, elli erkek ve elli kız köle verdiler. Düşünsene güzel yavrum, bir insanın ömrünün, bir yarışmanın ödülü olduğu o günleri... İlos, o kara benekli ineğin peşinden giderken, aslında sadece yeni bir şehir kurmuyordu; bir düzeni, yani "güçlü olanın, zayıf olanı takip ettirdiği" o kadim düzeni inşa ediyordu. İnek, *Ate* tepesinde, yani Gaflet Tepesi'nde durduğunda, İlos oraya şehri kurdu. İsmini verdiği o topraklar, sonradan kendi torunlarının acılarıyla sırılsıklam olacak bir ağıt sahasına dönüşecekti.
Ve o Palladion... Hani şu gökten düştüğü söylenen, Athena’nın kudretini temsil eden heykel. İnsanlar onu bir lütuf sanır ama bilir misin; bazen "tanrısal bir işaret", kralların kendi hırslarını meşrulaştırmak için kullandıkları bir maskedir. İlos, heykelin düştüğü yere tapınak yaparken aslında halkını bir korku ve itaat çemberine hapsediyordu. O heykelin yüzünü görüp kör olduğu rivayeti ise aslında gerçeğin ta kendisidir: İktidarın parlaklığına çok yakından bakanlar, gerçekleri görme yetilerini kaybederler. Kendi ihtişamının kör ettiği bir adam, kime ne kadar yol gösterebilir ki?
Daha da ilginci, İlos’un Tantalos ve Pelops’u Anadolu’dan kovmasıdır. Kendinden güçlü olanı saf dışı bırakıp, yerini sağlamlaştırma hırsı... İktidarın doğası böyledir işte; hep bir "dışarıda kalan" vardır ve krallar, yerlerini korumak için daima birilerini sürgün ederler. İlos’un soyu hem Hektor’un onurlu yenilgisine, hem de Aineias’ın kaçışına uzanır. Bir şehrin temeline dökülen her taşın, aslında kaçanların ve düşenlerin kanıyla karıldığını hiç unutma.
Şimdi anlıyor musun sevgili evladım? İlos bir kurucu muydu, yoksa sadece kendi sonunu hazırlayan o büyük oyunun ilk piyonlarından biri mi? Tarih, kazananların yazdığı bir kurgudur; bizse, o masalların arasındaki çatlaklardan sızan gerçekleri okumayı öğreniyoruz. Dikkatli bak, çünkü kralların taçları altında parlayan şey genellikle bir ışık değil, sadece çürümeye yüz tutmuş bir hırstır.